Geçen yazımda, “Adıyaman Sentezinin” İslam tarihi öncesindeki oluşum sürecini çok genel hatları ile çizmiştik. Bu yazımızda da Adıyaman’ımızın “İslamlaşma” sürecine girmeden önceki geçiş dönemini konu alacağız.
Kuşkusuz Adıyaman’ımızın İslam ile şereflenmesini kolaylaştıran ana faktör, Adıyaman Coğrafyasının kadim Mezopotamya’nın bir parçası olmasıdır. Mezopotamya’daki peygamberler geleneği, çok derinliklidir. Dahası Alferd Weber’in ifadesiyle, Yunan Felsefesine mukaddem ve insanlık kadar eski ve onun kadar devamlı bir fenomen olan dinin [1] önde gelen peygamberleri, çoğunlukla Mezopotamya kökenlidir.
Weber burada, dini, bizim anladığımız anlamda saf tevhid dini olarak algılamıyor; tevhid ile şirkin karışık olduğu anlamda ele alıyor. Nitekim onun bu konudaki sözleri, H.Vehbi Alp hocanın tercümesi ile tam tamına şöyledir. “Hellenler’in felsefesi, ilahiyat ve hikmetler ahlâkı (morale gnomique) şekli altında dinlerden ayrılmaktadır.” Buraya bir dipnot düşen Weber, yine Alp hocanın tercümesi ile, şöyle söylemektedir: “Yani felsefe nispeten yeni çıkmıştır; halbuki, tarihi sırada ondan önce gelen din, ulusların ve hata insanın beşiğine kadar çıkar. Gerçekten de, din tabiatımızın temeli olan şeyin en eski ve sürekli ifadesidir; ve bilincin ve aklın gelişmesinin kendisine ideal gayesini göstermesini beklerken, var olmak isteği’nde o kadar iyi özetlenmiştir ki, ölmezliğe olan ve ölü olmaların rağmen canlı sayılan ölülere ibadet, onun [dinin] bütün tezahürlerine sıkıca bağlı bulunur. [...] Oysa, aklın çocuğu ve onun gibi insan gelişmesinin genç bir meyvesi olan felsefe, tarihte ancak ikinci derecede ve aralıklı bir rol oynar.” [2]
Görüldüğü gibi Alfred Weber’in din algısı, bizce problemlidir. Sözgelimi, onun din algısında bir takım ölülere ibadet etmek dini bir davranış olarak algılanırken, bize göre ölmüş ve ya diri, Allah’tan başka bir kimseye ibadet etmek, dini bir davranış değildir. Aksine biz Müslümanlara göre Allah’tan gayrısına ibadet etmek “şirktir” ve Allah’ın hiç affetmeyeceği en büyük günahtır. Anlaşılıyor ki Alfred Weber, şirk ile tevhidi birbirinden temyiz edecek bir furkan anlayışına sahip değildir. Fakat biz, onun “din” dediği, “doğu hikmetini”, Yunan Felsefesine mukaddem olduğu gerçeğini görmesini, önemsiyoruz. Zira Weber’in bu bakış açısı, bizce sakat olmasına rağmen, eurosantrik bir açmazdan daha ehvendir.
Dini Mezopotamya’dan başlatarak almamızın sebebi; şu ayettir: “Allah; Nuh'a vasiyet ettiklerimizi, ve sana (ey Muhammed) vahy ettiklerimizi ve İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya, "Dini ikame ediniz ve dinde ayrılığa düşmeyiniz" diye vasiyet ettiğimiz şeyleri, size dinde yasa kıldı. Senin kendilerini çağırdığın bu esas, müşriklere ağır geldi. Allah dileyenleri kendine seçer, kendisine yönelenleri de doğru yola iletir.” [3]
İnsanlar Hz. Nûh’a kadar tevhid inancıyla yaşamış, putperestlik ilk defa Nûh’un kavmiyle ortaya çıkmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Dediler ki: Tanrılarınızı bırakmayın, ilâhlarınız Ved, Süvâ‘, Yegūs, Yeûk ve Nesr’den vazgeçmeyin” [4] meâlindeki âyette Nûh kavminin taptığı putlardan bahsedilmektedir. Bu isimler başlangıçta iyilikleriyle temayüz etmiş salih kişilere aitti. Ölümlerinin ardından heykelleri yapılmış, daha sonra insanlar onları Allah ile kendi aralarında aracı olarak birer tapınma objesi yapmıştır. [5]
Nuh (as)’in gemisi, bu günkü Şırnak ilinde bulunan Cudi Dağı’nda konakladığına göre [6] Tevhid-Şirk mücadelesinin Mezopotamya’dan başladığını ve giderek dünyanın diğer coğrafyalarına sirayet ettiğini, rahatlıkla söyleyebiliriz. Ağırlıklı olarak Mezopotamya ve Yunan kültürünün imtizacından oluşmuş olan Kommagene’nin (bugünkü Adıyaman) sentezinde, hem Mezopotamya’dan gelen şirk rüzgarının, hem de Yunan kökenli şirk rüzgarının esintileri, Nemrut Dağı’nda adeta bir kalıba girmiş ve bu kalıpta taşlaşmıştır. Nemrut Dağı’nın bu şirk alaşımını; görmek gerek.
Nemrut Dağındaki aslanlı zayiçe (horoskop), Kral I. Antiochos’un tanrı olduğunun simgesidir. Çok eski Grek inancına göre, en seçkin ve kusursuz ölümlüler, tanrılar arasına alınır, daha sonra takım yıldız olarak insanlara ışık saçarlardı. Kral I. Aniochos, büyük gezegenlerin yakın komşusu Regulus yıldızını, kendi kişiliğinin yıldızı olarak seçmişti. Zayiçe’deki kral-yıldız Antiochos, tanrısal takım yıldızları içine alınmıştır. Gökteki konstellasyon, her iki terasın devasa oturan heykelleri arasında da aldığı yeri teyit etmektedir; Kral I. Antiochos tanrı olmuş [7] yani Hz. İbrahim (A.S) ile teolojik tartışmaya girişen Mezopotamya kralının ilk örneğini sergilediği ve İbrahim Peygamberin muhalefet ettiği, tanrı krallık sistemini (Divine Rights of Kings) devam ettirmiştir.[8]
Buna mukabil Nuh ve İbrahim peygamberin (as) Mezopotamya’dan, Musa peygamberin (as) Eski Mısır’dan, İsa peygamberin (as) Roma’dan ve Muhammed (as)’ın Hicaz Yarımadasından seslenişleri ile kemale ermiş olan Tevhid inancının dominant izleri de var Adıyaman’ımızda.
Şairin dediği gibi:
Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir
Devamı gelecek
[1] Alfred Weber, Felsefe Tarihi (Çev. H. Vehbi Alp), İst.-1998, s. 10.
[2] Aynı yer.
[3] 42/Şura: 13
[4] 71/Nûh: 23.
[5] Ömer Faruk HARMAN; TDVİA, Cilt: 33, ss.224-227. (Nuh maddesi)
[6] Hikmet TANYU, TDVİA, Cilt: 8, ss. 79-80. (Cudi maddesi)
[7] Frederich Karl Dörner, Nemrut Dağı’nın Zirvesinde Tanrıların Tahtları, (Çev: Vural Ülkü) s. 226.
[8] Ahmet İnan, 2/ Bakara 258. Ayetinin “Kralların Tanrısal Hakkı” Teorisi Çerçevesinde Bir Yorumu, Dini Araştırmalar, Cilt: 6, Sayı: 18, ss.103-118. ( https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/51771)
ainan_02@hotmail.com