Bir Vatandaş, Bir Siyasetçi: Türkiyenin Gerçek Gündemi

Turan Arslan

20-08-2026 14:31

 

Vatandaş: Bakın, ben siyasetçi değilim. Ekonomiden de, siyasetten de sizin kadar anlamam. Ama ben pazara gidiyorum, markete gidiyorum, faturayı ödüyorum. O yüzden benim de söyleyeceklerim var.

Siyasetçi: Elbette vatandaşımızın derdini dinliyoruz. Ülkemiz büyük bir değişimden geçiyor. Biz göreve geldiğimizden beri çok önemli adımlar attık.

Vatandaş: Ben de tam onu soruyorum. Siz “çok önemli adımlar attık” diyorsunuz ama ben eve geldiğimde cebime bakıyorum, para yok. Markete gidiyorum, aynı parayla eskisinin yarısını alıyorum. Ben hangi adımdan bahsedildiğini anlayamıyorum.

Siyasetçi: Ekonomide zorlu bir dönemden geçiyoruz. Dünyada da ekonomik sıkıntılar var.

Vatandaş: Dünyada sıkıntı olabilir. Ama benim faturamı dünya ödemiyor. Kiramı dünya ödemiyor. Çocuğumun okul masrafını dünya karşılamıyor. Ben kendi hayatıma bakıyorum.

Siyasetçi: Biz vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için çalışıyoruz.

Vatandaş: Peki o zaman neden her ay biraz daha eziliyorum? Bir maaş geliyor, daha hesaba düşmeden nereye gideceği belli. Kira, fatura, mutfak, ulaşım… Ayın sonunu görmek artık başarı oldu.

Siyasetçi: Bunlar geçici sıkıntılar. Sabırlı olmamız gerekiyor.

Vatandaş: Ben yıllardır sabrediyorum. Emekli sabrediyor, çiftçi sabrediyor, genç sabrediyor, esnaf sabrediyor. Peki siyasetçi ne zaman hesap verecek?

Siyasetçi: Biz adalet konusunda da çok önemli reformlar yaptık.

Vatandaş: “Adalet” dediniz, ona da inandık. Ama benim anladığım adalet şu: Kimse torpille öne geçmesin, kimse hakkı olmadığı hâlde makam sahibi olmasın, parası olanla olmayanın hakkı aynı olsun. Ben bunu istiyorum.

Siyasetçi: Liyakat bizim için de çok önemli.

Vatandaş: Öyleyse bir şey sorayım. Benim çocuğum yıllarca okusun, sınavlara girsin, kendini geliştirsin. Sonra karşısına “Bir tanıdığın var mı?” sorusu çıksın. Bu çocuğa ne diyeceğim? “Ders çalış” mı? “Çok çalışırsan başarırsın” mı? Yoksa “Birilerini tanımaya bak” mı?

Siyasetçi: Bunlar münferit olaylar. Devletimizin kurumlarında liyakat esastır.

Vatandaş: Keşke vatandaş da sizin kadar emin olabilse. Çünkü bir ülkede gençler emeğine değil bağlantılarına güvenmeye başlarsa, orada sadece gençlerin değil, ülkenin geleceği kaybedilir.

Siyasetçi: Peki ekonomi konusunda ne öneriyorsunuz?

Vatandaş: Ben ekonomist değilim. Ben sadece normal bir hayat istiyorum. Çocuğum bir şey istediğinde fiyatından korkmayayım. Emekli pazara gittiğinde fileyi doldurabilsin. Çiftçi tarlasını ektiğinde borcunu nasıl ödeyeceğini kara kara düşünmesin. Gençler iş bulamayınca bavulunu hazırlamasın. Benim ekonomiden anladığım budur.

Siyasetçi: Biz “faizsiz ekonomi” hedefimizi hiçbir zaman terk etmedik.

Vatandaş: Ben de faizin adını tartışmıyorum. Ben cebime bakıyorum. “Faizsiz ekonomi” denildi ama bugün vatandaşın borcu, kredi yükü, geçim sıkıntısı ortada. Bana sistemin adını değil, sonucunu anlatın.

Siyasetçi: “Emekli yılı” ilan ettik. Emeklilerimizi de koruyoruz.

Vatandaş: Emekli yılı mı? Emekli annem pazara gidiyor, elindeki parayla ne alacağını hesaplıyor. Torununa harçlık verirken kendi ihtiyacından vazgeçiyor. Yıllarca çalışmış bir insanın hayatının sonunda hâlâ “Bu ay nasıl geçineceğim?” diye düşünmesi size normal geliyor mu?

Siyasetçi: İmkânlarımız ölçüsünde destek veriyoruz.

Vatandaş: Ben de tam bunu söylüyorum. Devletin imkânı konuşuluyor, vatandaşın ihtiyacı konuşulmuyor.

Siyasetçi: “Aile yılı” kapsamında da önemli çalışmalar yaptık.

Vatandaş: Aileyi ben de seviyorum. Ama aile sadece takvimde bir yıl değil. Aile, evin kirasıdır. Çocuğun masrafıdır. Marketteki sepettir. Gençlerin evlenebilmesidir. Çocuk sahibi olunca “Acaba nasıl geçineceğiz?” korkusunu yaşamamaktır. Aileyi koruyacaksanız, önce aileyi geçim derdinden kurtarın.

Siyasetçi: Eğitimde de büyük yatırımlar yaptık.

Vatandaş: Okul binası yapmak başka, eğitim sistemini düzeltmek başka. Ben çocuğumun iyi eğitim almasını istiyorum. Sınav sistemi değiştiğinde hayatı değişmesin. Parası olanla olmayan arasında eğitim farkı açılmasın. Çocuğum geleceğine güvenebilsin.

Siyasetçi: “Dindar nesil” yetiştirme konusunda da hedeflerimiz belli.

Vatandaş: Ben çocuğuma ahlaklı olsun diyorum. Kul hakkı yemesin. Yalan söylemesin. Haksızlık yapmasın. Ama çocuk bunları söylerken etrafına baktığında başka şeyler görürse, söylediğimiz sözlerin ne anlamı kalır? Gençlere dini anlatmanın en güzel yolu, önce adaleti ve dürüstlüğü yaşatmaktır.

Siyasetçi: Tarımda da ciddi destekler veriyoruz.

Vatandaş: Çiftçiye “üret” demek yetmez. Mazotu pahalıysa, gübresi pahalıysa, yemi pahalıysa, borcu büyüyorsa üretici nasıl ayakta kalacak? Çiftçi toprağına güvenmeli. “Seneye ekebilecek miyim?” diye düşünmemeli.

Siyasetçi: Siz sürekli sorunları söylüyorsunuz. Hiç mi iyi yapılan bir şey yok?

Vatandaş: Elbette vardır. Ama vatandaşın derdi şu: İyi yapılanı alkışlamaya hazırız. Yanlışı da söylemeye hakkımız var. Biz düşman değiliz. Biz bu ülkenin insanıyız. Vergimizi veriyoruz. Çalışıyoruz. Çocuk büyütüyoruz. Askerimizi gönderiyoruz. Emekli oluyoruz. Tarlamızı ekiyoruz. Ve karşılığında tek istediğimiz şey şu: Adil bir hayat.

Siyasetçi: Peki sizce vatandaşın devletten en büyük beklentisi nedir?

Vatandaş: Çok basit. Bize sürekli “Sabredin” demeyin. Bize “Düzelecek” demeyin. Bize yeni sloganlar da vermeyin. Bize sonucu gösterin. Çünkü artık sözleri değil, hayatımızı ölçüyoruz. Adalet diyorsanız, adaleti görelim. Liyakat diyorsanız, liyakati görelim. Ekonomi diyorsanız, soframızda görelim. Eğitim diyorsanız, çocuklarımızın geleceğinde görelim. Aile diyorsanız, evlerimizde huzur görelim. Tarım diyorsanız, çiftçinin yüzünde görelim. Emekli yılı diyorsanız, emeklinin cüzdanında görelim.

Siyasetçi: Yani diyorsunuz ki vatandaş artık vaat değil, icraat istiyor.

Vatandaş: Hayır. Ben daha fazlasını söylüyorum. Vatandaş artık kendisine ne söyleneceğini değil, kendi hayatında ne yaşayacağını bilmek istiyor.Çünkü seçim zamanı herkes vatandaşın yanında. Asıl mesele seçimden sonra da vatandaşın yanında olabilmek. Ve unutmayın… Bir siyasetçinin en büyük sınavı kürsüde değil, vatandaşın sofrasındadır. Vatandaşın sofrasında huzur yoksa, anlatılan başarı hikâyesinin de bir anlamı kalmaz.

turanarslan02@outlook.com

DİĞER YAZILARI "Benim" Demek Değil, Müslüman Olabilmek 01-01-1970 03:00