Can baş üstüne!..

Muhammed Şimşek

07-02-2025 09:09

Dipsiz bir kuyudayız…

Kör karanlıkta yükselen çığlıklarımızı duymuyor kimseler…

O kadar derinlerden haykırıyoruz ki bir duyan olsa çığlıklarımızı, “Kıyamet kopuyor!” diye feryat figan eder etrafına… Fakat biz farkında bile değiliz kopan kıyametin.

Çünkü muhtacız…

Muhtaçlığımızı bize duyuran ve her türlü açlığımızı doyuran o kutlu soluğa muhtacız…

Bununda farkında değiliz.

Muhtaçlığımızla yoldaşlığımız ezelden başladı oysa…

Bunun farkına varan gücü yettiyse bir nebze kurtardı kendini de diğerleri devasını aramayı bırakmış dert topluyor sadece… Kıyamet kopuyorken hem de…

Peki, öyleyse, soralım herkesten önce kendimize, Kelam-ı Kibar’ın ifadesiyle: “Fe Eyne Tezhebûn?” (Bu Gidiş Nereye?)…*

Bu sorunun cevabını ararken bütün gidişlerimizi hesaba çekelim… Terk edişlerimizin bizi baş başa bıraktığı yalnızlıkların hicran yüküyle dolu küfesini sırtımızdan yere bırakalım ve durup bir düşünelim.

Bu sırtlandığım gam yükü dünyaya ait ise taşıyan neden benim? Yok eğer öteki dünyanın sonsuzluğuna aitse neden belim iki büklüm diye sorgulayalım hayatı.

Nisan ayındayız…

Tabiatın bütün renkleriyle dirildiği günleri ruhumuzda güneşlere doyamadığımız günler olarak yaşıyoruz.

Ondandır ki içinde yaşadığımız çağın üzerinde dolaşan kara bulutlara güneş açsın isteyen herkesin, Hz. Peygamber’e özlemi daha bir depreşir bu mevsimde… Çünkü O (SAV), bu mevsimde hatta bu ayda gözlerini açtı dünyaya…

O’nun ile soluk almaya başladı dünya ve tüm insanlık. En karanlık zamanları, sonsuzluğun aydınlığına çekerek insanlığı şereflendiren ve Hak yolda istikamet belirleyen Nebi, bizim de yaralarımıza merhem olacaktır pek tabii ki…

Ama bunun için başta betimlemeye çalıştığımız üzere, dipsiz kuyuların farkına vararak önce gönlümüzü ve sonra sorularla aklımızı uyandırmamız gerekiyor kış uykusundan…

Dirilen sadece tabiat; yani ağaçlar, çiçekler, börtü böcek olmamalı. Dirilmekle en önce sorumlu insan, bu canlanış şenliği içinde en zirve noktayı bulmalı kendine.

Bindiğimiz takside taksimetrenin kilometre hesabı ve şoförün yolculuğun sonunda önümüze koyduğu faturanın dahi hatırlattığı bir şeyler olmalı bize.

Özellikle büyükşehirlerde yaşayan insanlar, beton apartmanlardaki mahpusluklarına bir son verip daha fazla iç dünyalarına yönelerek ayaklarındaki kapital zincirleri kırmanın bir yolunu bulmalı.

Otobüs, metro, tramvayların turnikeleri arasına sıkışmış bir hayatla yetinmeden ruh inşa etmeliyiz hepimiz.

Kırda açan her bir çiçeğin fotoğrafını çekmeli taşradan yaşayanlar ve yeniden hayat bulan her obje ruhunda yeni bir desen çizmeli herkesin.

Bize ruh üfleyenin nefesinden gelen esintileri içimize çekerken Anadolu’daki deyimiyle can baş üstüne demeli insan… Çünkü bize can bahşeden Yaradan, O’na (SAV) “Sen olmasaydın, Sen olmasaydın, Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım” diye sonsuz sevgisiyle seslendi.

Bize düşen Sevgililer Sevgilisini can baş üstüne taç etmek ve o ruh’u hayatımıza yol tayin edici kabul edip gözlerimizi bütün karanlık köşelerden çekerek işaret buyurduğu yolda geleceğe yürümektir.

Bu öyle bir yürüyüş ki, yalansız, riyasız, başı dik, alnı ak, yüreği kavi, cesur, cömert, yiğit ve adamlık yolunun yılmaz, yıkılmaz yolcusu yapacaktır adım atan herkesi.

Şimdi gelin bugünden tezi yok bize yeniden diriliş vadedenin biricik yol tayin edicisine seslenerek O’nun (SAV) yolunda yürüyeceğimiz sözünü verelim hep birlikte… Üstelik yüzyıllara meydan okuyan ve ne zaman ne mekân tanıyan bir seslenişle:

Can baş üstüne!.. Ya Rasul!..

*Tekvîr Sûresi 26. ayet-i kerime

ms.muhammedsimsek@gmail.com

Not: Yazarın "KARDEŞ PAYI" adlı kitabından alınmıştır.

DİĞER YAZILARI Memleketimin Gençlerine Mektup-4 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-3 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-2 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-1 01-01-1970 03:00 Adıyaman Umudun Sesi 01-01-1970 03:00 Affet bizi Lüceyn! 01-01-1970 03:00 Uzmanlar uyarıyor… 01-01-1970 03:00 Kerim’dir Mevla… 01-01-1970 03:00 Lâ Tahzen/Üzülme 01-01-1970 03:00 Canımıza değsin 01-01-1970 03:00 Testere ucunda yaşamak 01-01-1970 03:00 Gözyaşı çetesi 01-01-1970 03:00 Küllerinden doğmak 01-01-1970 03:00 Eriyen buz değil… 01-01-1970 03:00 Pamuk ipliğine bağlı hayatlar 01-01-1970 03:00 Hastalık reçetesi 01-01-1970 03:00 Muhacir genç ve annesi 01-01-1970 03:00 Nerede kalmıştık?.. 01-01-1970 03:00 Kudüs seni bekliyor 01-01-1970 03:00 Var ile yok arası 01-01-1970 03:00 Bir kalbin intiharı 01-01-1970 03:00 Sen hazır mısın? 01-01-1970 03:00 Eskiler sözü edeb ile söylerdi 01-01-1970 03:00 İhanet nerede başlar? 01-01-1970 03:00 Çünkü sen bir devsin! 01-01-1970 03:00 Kendimizi kaybetmeden önce 01-01-1970 03:00 Ruh melodimizi yitirdik 01-01-1970 03:00 Paranın kazandığı insanlar 01-01-1970 03:00 Bir âdemin “AÇIZ!” feryadı 01-01-1970 03:00 Yalnızlık kader mi? 01-01-1970 03:00 “İnsanı yaşatmak” 01-01-1970 03:00 Büyüyünce değişti mi dünya? 01-01-1970 03:00 Kardeş payı 01-01-1970 03:00 Büyüklük küçüklük de ne? 01-01-1970 03:00 Üç nokta… 01-01-1970 03:00 Toprağın üstü değil altıdır senin 01-01-1970 03:00 Sözün özü 01-01-1970 03:00 Mir’ât 01-01-1970 03:00 Kâinat senfonisi 01-01-1970 03:00 Yaşamak gibidir yazmak! 01-01-1970 03:00 “Merhamet” sınavı 01-01-1970 03:00 Sükût lehçesinde AŞK 01-01-1970 03:00 Ramazan-ı Kerim’e tutunmak 01-01-1970 03:00 Filistinli Fatıma’yı unutma!.. 01-01-1970 03:00 İnsan ne zaman yetişkin olur? 01-01-1970 03:00 Gül düşsün ömrünüze 01-01-1970 03:00 Çok sağol ağabey… 01-01-1970 03:00 Sır idrakimize ne oldu? 01-01-1970 03:00 Ah hakikat! 01-01-1970 03:00 Ve insan… 01-01-1970 03:00