Bir Şehri Geride Bırakmak
Sevgili genç kardeşim,
İnsan bazen gitmek zorunda kalır…
Kalmak istediği yerden, sesine alıştığı sokaklardan, selam verdiği yerden koparak…
Kolay değildir bu.
Bir ülkenin geride kalması; Evi değil, hatıraları taşımaktır aslında.
Çocukluğu, pilleri, rapor bilgilerinin o sokakları bir bavula sığdırmaya çalışmaktır.
***
Bir Hayalin Peşinde
Benim hayalimi kurdum yer İstanbul'du…
Ama itiraf ediyorum; o hayalin içinde sadece bir şehir yoktu.
Bir umut vardı.
Bir arayış vardı.
Bir ses olma isteği vardı.
Alaylı olarak başlayan televizyonculuk, medyanın kalbi olarak kullanımı İstanbul'da genişletiliyordu. Sadece kendi hikâyemi değil, Anadolu'nun ayrılığını sürdürüyor.
Yunus Emre'nin dilinden dökülen o hakikatle,
Mevlana'nın çığlığıyla yoğrulmuş bu toprakların izinde yürümesine…
Ve Necip Fazıl Kısakürek'in o içli seslenişini kalbime kazımak:
"O manayı bul da bul!"
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul..."
Ama hayat, hayallerin önünde bazen sessizlikleri engeller.
Benim İstanbul'a giden yolum, önce Niğde Üniversitesi'nden geçecekti.
28 Şubat'ın gölgesi üzerimizdeydi. Katsayı uygulamasıyla puanım kırılmış, başarısızlık hayalim ertelenmişti. İki yıllık bir okul… Biraz burukluk… Biraz kabulleniş…
Ama içinde küçük de olsa sönmeyen bir inat vardı:
“Bu yol bir yerde İstanbul'a gelecek…”
***
Yalnızlık ve Tutunmak
Niğde'ye ilk gittiğim günü unutamam.
Yabancı bir şehir…
Tanımadığım yüzler…
İçimde sessiz bir yalnızlık…
Ama insan zamanla alışıyor.
Alışmak değil belki… Tutunmak…
Adıyaman'da edindiğim üç yıllık tecrübe bana güç verdi. TRT'nin iki değerli hocasının desteği eklenmiş, dağınık veya dağınık hayaller yavaş yavaş toparlanmaya başladı.
Bir yandan mesleğin inceliklerini öğreniyordum…
Bir yandan Umut FM'de mikrofon başına geçiyordum.
Şiirler konuşuyordu o programlarda…
Kelimeler insanlar oluyordu…
Ben anlatıyordum ama aslında ben de iyileşiyordum.
Kendi yazdığım senaryolar, çektiğim kısa filmler…
“Salıncak” mesela…
Geçmişinin bütününü içeren bir adamın hikayesiydi ama belki de hepimizin içinden bir parçaydı.
O günlerde Mustafa Dik ile tanıştım. Yeşilçam'ın o eski ruhu, emeğinin ne demek ondan dinlendi. Bazen bir ustanın tek cümlesi bile insanın yolunu değiştirir.
***
Yolun En Soğuk Yeri
Ama asıl hikâye yolda yazılıyordu…
Adıyaman'dan Niğde'ye gidişler kolay değildi.
Direkt otobüs seferleri yoktu.
Adana'da beklediğim o otogar…
Sabah ezanına yakın saatler…
Soğuk turnuvalar…
Namaz vaktini beklediğim o cami…
Kışın içim işliyordu ama içinde başka bir sıcaklık vardı:
Umut…
Niğde'nin o keskin soğuğu, sağlam dostlukların bütünlüklü eriyip devam ediyor.
Hele o mektuplar…
Dinleyicilerimden gelen, satır satır yazılan o samimi mektuplar…
İçinde şiirler, dertler, ikililer…
İnsan anlıyor o zaman:
Bir yere ait olmak, orada doğmakla değil, orada kalplere dokunmakla ilgili.
**
Hayale Bir Adım Kala
İki yıl geçti…
Sessiz ama derin…
Zor ama öğretmek…
Ve bir gün fark etme ki, gizliceki o çocuk artık kullanıma başlıyor.
Hayaller daha net…
Adımlar daha kararlı…
İstanbul artık uzak bir rüya değildi.
Ulaşılacak bir hedefti.
Ben hazırladım…
Hem de hiç yoktum.
İstanbul'a doğru yola çıkıyorum o gün içinde büyüyerek bekliyorum.
Ve o erkekler…
Belki de hayat en uzun, en ağır, en anlamlıydı.
Onu da bir sonraki yazıda anlatacağım…
ms.muhammedsimsek@gmail.com
























