Eriyen buz değil…

Muhammed Şimşek

17-10-2025 10:00

 

İşte yeni günün ilk ışıkları…

Zaman mezarlıklara taşınamadan elimizden uçup gitse de her yeni gün yeni hediyelerle geliyor önümüze.

***

Gecenin, şehirlerin üzerine karanlıkları bir yorgan gibi çektiği demlerde sessizliğin terapisi başlıyor bîtap düşmüş ruhlarımız için.

Dur ve kulak ver zamanın kalbine…

Belki acı gelir, seni bulur ve diriltir ruhunu, en onulmadık bir anda.

***

Sen sıcak yatağında uyurken kim bilir hangi kırık elektrik kablosu, tavanı damlayan kaç derme çatma evi karanlığa mahkûm etti. O evlerde titreyen kaç kenar mahalle çocuğu, senin deliksiz uykularına doyamadığın gecenin sabahına çıkmak için yakarışlar içindeydi.

***

Gün doğumda pencerenden içeri giren güneş ışıklarıyla derin bir nefes alır gibi çekiyorsun içine yeni umutları… Sanki yeniden doğuyor kâinat ve tazelenmiş ruhların, avuç içine bırakılıyor yeniden yazılmaya hazır tertemiz sayfalar.

İster kırık dökük şarkılar düşür o sayfaya, ister gaflet ve delalet içinde karalama resimler çiz. Ama şunu iyi bil ki, bir kâğıt müsveddesi değil hayat. O sayfaya düşürdüğün her harf ve kelimenin bir çetelesi var.

Ve tutulunca siyahtır çetele…

***

Bak işte öğle vakti… Güneş burcunda şimdi… Köşe bucak aydınlattı bütün evreni… Sabahın mahmurluğu dağılıp yerini günün telaşesine bırakırken adımların gittikçe hızlandı.

Yetiştirecek ne çok işin var?!

Unuttun geceden biriktirip de gönül terazisinde tuttuğun her şeyi…

Yaz bakalım deftere gün artığı müsveddeye dönen hayatından geriye ne kalacak?

Yazdıkların kayda değerse eğer, zaman seni de belki, uçsuz bucaksız bir denizde sahibini bekleyen bir şişeye tıkacak.

Değilse tıpkı diğerleri gibi senden geriye de rüzgârda savrulan takvim yaprakları kalacak.

***

Güneş batıya doğru göç ederken günün yorgunluğu sarıp sarmalamaya başlıyor hemen her şeyi. Sağa sola koşturan insanların sesleri artık daha derinden duyulur olmuştur.

Bir şehrin gümbürtüsünden, her yerde bir parça ses vardır ne de olsa kulakları delen. Kimsenin kimseyi artık işitemez olduğu bu saatlerde derinden bir imdat sesi yükselir. Fakat sesler bir biri içinde boğulurken modern zamanların kalabalık yalnızları bir birine yardım eli uzatmaktan acizdir.

Kıyamet çığlıkları arasında kalırsın öyle bir başına…

***

Ufukları dolduran bir kızıllık belirir sonra… Gün batımı renkleri doldurmuştur etrafını…

Artık adımların yavaşlamaya başlar. Çünkü akşamın dingin sularında bir geminin limana yanaşması gibi çekilirsin yuvana, dışarıda ki bütün hengâmeyi arkanda bırakarak.

Her şeye ve herkese inat akşamlar her günün sonunda tutar elinden ve seni en sevdiklerinle buluşturur.

***

Eskilerin deyimiyle “zaman bir su gibi akıp gider”… Günün her saati kendi içinde ayrı ayrı güzellikleri beraberinde getirirken “boş zaman müşterisi” olmadan her yeni günün kıymetini bilmek gerekir.

Yazımızı küçük bir kıssa ile bitirelim.

Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri, bir pazaryerinde, elindeki buzu eritmeden satabilmek için telâşla “Sermayesi tükenen adama yardım edin!” diyen bir buz satıcısını görünce düşer, bayılır.

Kendine geldiğinde etrafındakilere sebebini şöyle açıklar:

 “Eriyen, buz değil, ömrüm idi!”

ms.muhammedsimsek@gmail.com

Not: Yazarın "KARDEŞ PAYI" adlı kitabından alınmıştır.

DİĞER YAZILARI İstanbul'a İlk Adım 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-4 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-3 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-2 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-1 01-01-1970 03:00 Adıyaman Umudun Sesi 01-01-1970 03:00 Affet bizi Lüceyn! 01-01-1970 03:00 Uzmanlar uyarıyor… 01-01-1970 03:00 Kerim’dir Mevla… 01-01-1970 03:00 Lâ Tahzen/Üzülme 01-01-1970 03:00 Canımıza değsin 01-01-1970 03:00 Testere ucunda yaşamak 01-01-1970 03:00 Gözyaşı çetesi 01-01-1970 03:00 Küllerinden doğmak 01-01-1970 03:00 Pamuk ipliğine bağlı hayatlar 01-01-1970 03:00 Hastalık reçetesi 01-01-1970 03:00 Muhacir genç ve annesi 01-01-1970 03:00 Nerede kalmıştık?.. 01-01-1970 03:00 Kudüs seni bekliyor 01-01-1970 03:00 Var ile yok arası 01-01-1970 03:00 Bir kalbin intiharı 01-01-1970 03:00 Sen hazır mısın? 01-01-1970 03:00 Eskiler sözü edeb ile söylerdi 01-01-1970 03:00 İhanet nerede başlar? 01-01-1970 03:00 Çünkü sen bir devsin! 01-01-1970 03:00 Kendimizi kaybetmeden önce 01-01-1970 03:00 Ruh melodimizi yitirdik 01-01-1970 03:00 Paranın kazandığı insanlar 01-01-1970 03:00 Bir âdemin “AÇIZ!” feryadı 01-01-1970 03:00 Yalnızlık kader mi? 01-01-1970 03:00 “İnsanı yaşatmak” 01-01-1970 03:00 Büyüyünce değişti mi dünya? 01-01-1970 03:00 Kardeş payı 01-01-1970 03:00 Büyüklük küçüklük de ne? 01-01-1970 03:00 Üç nokta… 01-01-1970 03:00 Toprağın üstü değil altıdır senin 01-01-1970 03:00 Sözün özü 01-01-1970 03:00 Mir’ât 01-01-1970 03:00 Kâinat senfonisi 01-01-1970 03:00 Yaşamak gibidir yazmak! 01-01-1970 03:00 “Merhamet” sınavı 01-01-1970 03:00 Sükût lehçesinde AŞK 01-01-1970 03:00 Ramazan-ı Kerim’e tutunmak 01-01-1970 03:00 Filistinli Fatıma’yı unutma!.. 01-01-1970 03:00 İnsan ne zaman yetişkin olur? 01-01-1970 03:00 Gül düşsün ömrünüze 01-01-1970 03:00 Can baş üstüne!.. 01-01-1970 03:00 Çok sağol ağabey… 01-01-1970 03:00 Sır idrakimize ne oldu? 01-01-1970 03:00 Ah hakikat! 01-01-1970 03:00 Ve insan… 01-01-1970 03:00