Hastalık reçetesi

Muhammed Şimşek

14-10-2025 09:09

 

Sıcağı da soğuğu da nimet biliriz Yaradan’dan…

Eyvallah…

Peki, o zaman gözlerimize çöken hüzün neyin nesidir öyeleyse…

Hastalandığımızda daha bir naif oluruz ve her zamankinden çok daha fazla şefkate ihtiyaç duyarız. Oysa dünya telaşesi içinde kendini unutmuş, ihmal etmiş veyahut hayatın gündelik ritmi içinde kendi sesini işitmez olmuş insanoğluna “dur” ihtarıdır hastalanmak. Her şeyden ve herkesten önce Rabbi’nin onu hatırlayarak “Ey Kulum! Kendine gel” mesajıdır kulak vermesini bilene. Bu yönüyle aynı zamanda Şafî olan Yaradan’ın kuluna gösterdiği şefkatin bir göstergesidir hastalanmak.

Kulun unutulmadığının ve o farkında olmadan üzerine ilişen günahlardan silkelenmesine fırsat tanımanın biricik vesilesi… Öyle ki acziyetini hatırlayan kulun, yakarışı bir başka anlam taşır Rabbinin nezdinde. Kendisinden gelene rıza gösteren kul için dua kapıları sonuna kadar açık tutulur. Ta ki hastalanan kişi şifa bulana kadar. Pek çok defa buyrulduğu üzere “iyileşinceye kadar hastanın duasının geri çevrilmediği” bilinir. İşte bu, sonsuz kudret elinin, insanın hastalandığında ihtiyaç duyduğu şefkati hemen yanı başında tutmasından başka bir şey değildir.

Meseleye buradan bakıldığında hastalıkla dahi dost olur insan. İçine düştüğü acziyete daha kolay sabreder ve neticede bu sabrın karşılığını hem maddi hem manevi olarak görür.

Hayatın her alanında ya da şöyle diyelim; yaşadığımız ömrün kılcal damarlarında bile ihtiyaç duyduğumuz şuur hali, karşılaştığımız zorlukları aşmada bizi güçlü kılar. Çünkü beşer olarak yetersizlikleri ortada insanoğlu’nun her durumda devreye soktuğu ruh dinamikleri vardır. Bir işle kendisi baş etmeye çalıştığında zihinsel olarak varacağı nokta bellidir. Ailesinden ve dostlarından yardım alsa işini kolaylaştırır ama bunun da bir takım sınırlılıkları öyle veya böyle olacaktır. Ancak inancın aşıladığı enerji ve güçle bakış açısını imanî temeller üzerine inşa edince insan, sırtını kendisine can bahşeden sonsuzluğa dayamış olur. Böylesi bir gücün, acziyetin sınırları arasındaki insana, her türden zorluk karşısında ayakta durabilme kabiliyeti kazandırır.

Diğer türlü hayatı sürekli olarak sağlıklı, dertsiz tasasız yaşama arzusu hem gerçekçi bir yaklaşım olamaz hem bu düşüncedeki insanın, üzerinde nefes alıp verdiği kâinatın sahibine yönelen bir şuur haline erişmesi zorlaşır.

Yetişmeniz gereken toplantılar, mutlaka orada olmanız gereken kutlamalar, iş geliştirmeleriniz, kariyer hedefleriniz, sınavlarınız ve hayalleriniz hastalanınca belki bir süre akamete uğrayabilir. Ancak hayatın doğal akışı içindeki bu durumu doğru anlamlandırmak, hastalığı can sıkıcı bir süreç olmaktan çıkaracaktır.

Birçoklarımız ne yapıyor hastalanınca? Bir anda vücudumuzu saran ağrılara doktordan aldığımız reçetelerle hücum marşı eşliğinde ağır kesici, antibiyotik ve C vitaminleriyle müdahale ederek yeniden ayağa kalmak için çabalıyor. Fizik olarak bu yolla iyileşmemiz mümkün. Peki ya ruhen kendimize yeteri kadar nefes aldırmış oluyor muyuz? Meselenin biraz bu noktası üzerinde düşünmek de yarar var.

ms.muhammedsimsek@gmail.com

Not: Yazarın "KARDEŞ PAYI" adlı kitabından alınmıştır.

DİĞER YAZILARI Memleketimin Gençlerine Mektup-4 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-3 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-2 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-1 01-01-1970 03:00 Adıyaman Umudun Sesi 01-01-1970 03:00 Affet bizi Lüceyn! 01-01-1970 03:00 Uzmanlar uyarıyor… 01-01-1970 03:00 Kerim’dir Mevla… 01-01-1970 03:00 Lâ Tahzen/Üzülme 01-01-1970 03:00 Canımıza değsin 01-01-1970 03:00 Testere ucunda yaşamak 01-01-1970 03:00 Gözyaşı çetesi 01-01-1970 03:00 Küllerinden doğmak 01-01-1970 03:00 Eriyen buz değil… 01-01-1970 03:00 Pamuk ipliğine bağlı hayatlar 01-01-1970 03:00 Muhacir genç ve annesi 01-01-1970 03:00 Nerede kalmıştık?.. 01-01-1970 03:00 Kudüs seni bekliyor 01-01-1970 03:00 Var ile yok arası 01-01-1970 03:00 Bir kalbin intiharı 01-01-1970 03:00 Sen hazır mısın? 01-01-1970 03:00 Eskiler sözü edeb ile söylerdi 01-01-1970 03:00 İhanet nerede başlar? 01-01-1970 03:00 Çünkü sen bir devsin! 01-01-1970 03:00 Kendimizi kaybetmeden önce 01-01-1970 03:00 Ruh melodimizi yitirdik 01-01-1970 03:00 Paranın kazandığı insanlar 01-01-1970 03:00 Bir âdemin “AÇIZ!” feryadı 01-01-1970 03:00 Yalnızlık kader mi? 01-01-1970 03:00 “İnsanı yaşatmak” 01-01-1970 03:00 Büyüyünce değişti mi dünya? 01-01-1970 03:00 Kardeş payı 01-01-1970 03:00 Büyüklük küçüklük de ne? 01-01-1970 03:00 Üç nokta… 01-01-1970 03:00 Toprağın üstü değil altıdır senin 01-01-1970 03:00 Sözün özü 01-01-1970 03:00 Mir’ât 01-01-1970 03:00 Kâinat senfonisi 01-01-1970 03:00 Yaşamak gibidir yazmak! 01-01-1970 03:00 “Merhamet” sınavı 01-01-1970 03:00 Sükût lehçesinde AŞK 01-01-1970 03:00 Ramazan-ı Kerim’e tutunmak 01-01-1970 03:00 Filistinli Fatıma’yı unutma!.. 01-01-1970 03:00 İnsan ne zaman yetişkin olur? 01-01-1970 03:00 Gül düşsün ömrünüze 01-01-1970 03:00 Can baş üstüne!.. 01-01-1970 03:00 Çok sağol ağabey… 01-01-1970 03:00 Sır idrakimize ne oldu? 01-01-1970 03:00 Ah hakikat! 01-01-1970 03:00 Ve insan… 01-01-1970 03:00