İnsan ne zaman yetişkin olur?

Muhammed Şimşek

17-02-2025 10:46

Bir göz alımı düştük dünyaya…

Şefkat meleği sardı sarmaladı önce bütün bedenimizi ve ardından benliğimizi…

Günahsızdık ve dünyanın kader mi yoksa keder mi olduğunu dahi bilmiyorduk daha…

Bir tek sevincimiz vardı, o da; onun kokusunu duyabilmek, kucağının sıcağında kurulu isimsiz ve doyumsuz mevsimlerin kozasından hayatın ne olduğunu bilmeden ona gülümsemek.

O ise her şeyimize yetişendi.

Ağlasak, gözyaşlarımız daha yere düşmeden onları göğsündeki merhamet pınarına katandı.

Gülsek, sevincimiz daha göğermeden yüzündeki gülden gülümseyişlere cennet yapandı.

Öksürse yavrucağı, ciğerini inceden bir titreme alırdı.

Can parçası uğurunda aç, uykusuz, susuz kalsa veya gecesi yıkılıp gündüzü yansa umurunda olmazdı onun…

Dil öğretti bize… İlkin belki “baba” belki “anne” diye konuşmaya başladık. Fakat sonra ne zaman içimiz burkulsa ya da ayağımız takılıp düşsek “Anne!” diye haykırdık hepimiz.

O ise bize doğru koşarken yüksünmedi, yorulmadı ve duraksamadı hiç…

Sebepler sükût etse ve biz ne zaman darda hissetsek kendimizi onun duaları vardı hep yanı başımızda. Karanlıklarımızı aydınlığa çeken de o dualardı. Öyle ki her kapıyı açardı yürek diliyle…

Onun şefkat kollarından düştük hayata…

Kirlenmişti dünya ve iyiyi kötüyü ayırt etmek zordu şu zamanda…

İlk o öğretti bize dünyanın debdebesiyle nasıl başa çıkacağımızı.

Bütün hatalarımızı temize çekti ve yanlışlarımızı terbiye ederek geleceğimizi doğrunun limanına demirledi.

Okyanusta rotasını kaybeden gemiler gibi istikametsiz, çaresiz, kimsesiz kaldığımız ya da ne yapacağımızı ve ne yana gideceğimizi bilemediğimiz en zifir gecelerimizin deniz feneri oldu sonra…

Yaradan’ın bahşettiği canı tek bilmiştik hepimiz. Fakat o karşılıksız fedakârlığın adıydı. Kendi canını bizim için feda etmeye hazırdı ve etmişti zaten… Kendisi yoktu sanki bu dünyada… Beklentileri, hayalleri, sevinçleri, derdi, tasası ve her şeyi biz olmuştuk zira…

Çocukken tertemiz ütülediği önlük ve yakalıkları giydirip okulun kapısına kadar elinden tutarak götürdüğü biricik can parçasını, büyüdükten sonra her evden çıktığında sokağın başını dönünceye kadar pencereden gözlerdi.

Sokağın başına kadar bakışlarıyla, sonrasında ise dualarıyla korurdu bizi…

Bir esenlik bildirisiydi o bakışlar…

Ölüm ne zaman aklına düşse ayrılık kavururdu içini…

Şimdi düşünün bir kereliğine…

Kaybetmeden önce kıymetini bilmek veya kaybettiyseniz eğer hatırlayıp minnet ve dualarla anmak için…

Ellerinin şefkat pınarından kana kana içtiğiniz iyilik meleğiniz sizi terk ediyor.

Yok… Yok… Terk ediyor demeyelim… Hak vaki olduğu için yani ecel bir şekilde kapıyı çaldığı için dünyasını değiştiriyor.

Musalla taşında duran tabutta, bir ömür sizi telli duvaklı bir gelinlik veyahut damatlıklar içinde yuva kurarken yaşayacağınız mürüvvetinizi görmek isteyen iyilik meleğiniz yatıyor.

O gün hayatınızın bütün renkleri siyaha dönüyor. Ağzınızdan çıkan her harf, her kelime ızdırap oluyor.

Aynalara küsüyor yüzünüz ve soluyor bütün hevesleriniz.

O cennetlere kanat çırparken “Beni de al yanına” diyorsunuz ama nafile…

Hayattayken onu her kırdığınız veya üzdüğünüz an boğazınıza düğümlenecek artık.

Pişmanlıklarınız acı çektirmekten öteye geçemeyecek.

Ona yetişmesi gereken sizsiniz artık… “Saliha” ve “Salih” evlat olarak ecir kapısından göndereceğiniz hediyeleriniz ulaşacak ona sadece…

Sesi, yüzü ve şefkati hatıralarınızda kalacak. Hayatın tespih taneleri gibi sıralı dertlerine devayı kendiniz bulacaksınız.

Ağlamayacaksınız…

Ninnilerinizi çocuklarınıza saklayacaksınız…

Nazlanmadan mücadele edeceksiniz hayatla…

Ellerinizi semaya açarken onu asla unutmayacaksınız.

Ve her şeye siz yetişeceksiniz artık.

Çünkü asıl annesini kaybedince yetişkin olur insan…

Not: Yazarın "KARDEŞ PAYI" adlı kitabından alınmıştır.

DİĞER YAZILARI Memleketimin Gençlerine Mektup-4 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-3 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-2 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-1 01-01-1970 03:00 Adıyaman Umudun Sesi 01-01-1970 03:00 Affet bizi Lüceyn! 01-01-1970 03:00 Uzmanlar uyarıyor… 01-01-1970 03:00 Kerim’dir Mevla… 01-01-1970 03:00 Lâ Tahzen/Üzülme 01-01-1970 03:00 Canımıza değsin 01-01-1970 03:00 Testere ucunda yaşamak 01-01-1970 03:00 Gözyaşı çetesi 01-01-1970 03:00 Küllerinden doğmak 01-01-1970 03:00 Eriyen buz değil… 01-01-1970 03:00 Pamuk ipliğine bağlı hayatlar 01-01-1970 03:00 Hastalık reçetesi 01-01-1970 03:00 Muhacir genç ve annesi 01-01-1970 03:00 Nerede kalmıştık?.. 01-01-1970 03:00 Kudüs seni bekliyor 01-01-1970 03:00 Var ile yok arası 01-01-1970 03:00 Bir kalbin intiharı 01-01-1970 03:00 Sen hazır mısın? 01-01-1970 03:00 Eskiler sözü edeb ile söylerdi 01-01-1970 03:00 İhanet nerede başlar? 01-01-1970 03:00 Çünkü sen bir devsin! 01-01-1970 03:00 Kendimizi kaybetmeden önce 01-01-1970 03:00 Ruh melodimizi yitirdik 01-01-1970 03:00 Paranın kazandığı insanlar 01-01-1970 03:00 Bir âdemin “AÇIZ!” feryadı 01-01-1970 03:00 Yalnızlık kader mi? 01-01-1970 03:00 “İnsanı yaşatmak” 01-01-1970 03:00 Büyüyünce değişti mi dünya? 01-01-1970 03:00 Kardeş payı 01-01-1970 03:00 Büyüklük küçüklük de ne? 01-01-1970 03:00 Üç nokta… 01-01-1970 03:00 Toprağın üstü değil altıdır senin 01-01-1970 03:00 Sözün özü 01-01-1970 03:00 Mir’ât 01-01-1970 03:00 Kâinat senfonisi 01-01-1970 03:00 Yaşamak gibidir yazmak! 01-01-1970 03:00 “Merhamet” sınavı 01-01-1970 03:00 Sükût lehçesinde AŞK 01-01-1970 03:00 Ramazan-ı Kerim’e tutunmak 01-01-1970 03:00 Filistinli Fatıma’yı unutma!.. 01-01-1970 03:00 Gül düşsün ömrünüze 01-01-1970 03:00 Can baş üstüne!.. 01-01-1970 03:00 Çok sağol ağabey… 01-01-1970 03:00 Sır idrakimize ne oldu? 01-01-1970 03:00 Ah hakikat! 01-01-1970 03:00 Ve insan… 01-01-1970 03:00