Kâinat senfonisi

Muhammed Şimşek

10-03-2025 10:33

Zıtlıkların ahengiyle kurulu bir dünyada insanoğlu, zıtlıkların savaşını yaşıyor. Ahenk ortadan kaybolunca geriye acımasız bir savaşın tamtamlı çığlıkları kalıyor. Oysa kâinat dev bir senfoni orkestrasının enstrümanlarından çıkan sermest etmeye hazır nağmeler besteliyor kulak kesilenler için…

Evreni tepeden tırnağa kuşatan yaradılış kanunu anlaşılmayınca atılan her adım yanlışa düçar oluyor. Hep yanlış adreslerde aradıklarımız bir türlü karşımıza çıkmadığı gibi içine düştüğümüz ruh hali kızgın bir boğanınkinden farksız… Ama biz bunun dahi farkında değiliz.

Ruhlarımız ihtiyaçlarını doyuran bir bayram sabahı bekliyor yıllar yılı… Öylesine aç, öylesine çaresiz ve öylesine kimsesiz kalmışız ki gökyüzü emzirse içimizde büyüttüğümüz umutsuzlukları belki o zaman geçer susuzluğumuz.

Peki, neydi gözden kaçan yaradılış kanunu?

En başta dünden bugüne gelmiş geçmiş milyarlarca insanın izleriyle dolu şu yeryüzünün süreklilik ve süreksizlik şeklinde iki zıt cereyanın bir birine paralel yol aldığı bir mesken olduğunu hatırlamalı.

İşte size hakikat ölçüsünde bir misal… Güneş ve ayın her gün yeniden doğup yeniden batışı sürekli bir cereyan halinde… Bu bir yana güneşin yeni günün ilk ışıklarından sonra her gün batımında bir de zeval görerek gözler önüne serdiği süreksizlik cereyanı var. Buna rağmen güneş ve ayın her gün doğup batıyor olmasının sürekliliği bizi aldatıyor. Zira bu mucizevi maceranın aslında bir süreksizliğe mahkum olduğunu göremiyoruz. Görsek dahi yeteri kadar hissedemiyor ve bu hissiyatı bir şuura dönüştüremiyoruz.

Her günün kendi içinde barındırdığı kıymeti mazide bırakırken yaşadığımız burukluk istikbale bakışımızdaki eksikliğe de uğruyor sonra… Daha acı olansa şuurdan yoksun evren ve hayat algısı içinde dünü ve yarını bir kenara bırakamadan içinde bulunduğumuz anı yani bugünümüzü de ziyan ediyoruz.

Uyumadan ve uyuşmadan yaşamak için zıtlıkların ahengini görmek ve hakikat ızdırabının yaşamın kılcal damarlarında atan nabzını işitmek gerek. Bu da her şeyden önce nasip işi…

Hani amiyane tabirle hep deriz ya “eskiler çözmüş işi”… Şöyle der, eskiler: “Kış olacak ki yazın; fakirlik olacak ki zenginliğin; hastalık olacak ki sağlığın kıymeti bilinsin”. Aynen böyledir zıtlıklar içindeki ahenginin bize anlatmak istedikleri. Yani kıymet bilmektir meselenin ilki… Yaşanılan evrenin, mevsimin ve içinden geçilen zaman tünelinin donatıldığı nimetlerin farkına varmak. İkincisi şuncacık dünyada hiçbir şeyin kalıcı olmadığını ve kalıcı görünenin mahkûm olduğu geçiciliğin bir gün ansızın kapımızı çalabileceğini unutmamak.

Kışın etrafı beyaz bir örtü gibi kaplayan karın eriyeceğini biliriz de mevsimlerin son bulacağı anı çabucak unutuveririz.

Bir gün zengin olmanın hayalini içimizde hep saklı tutarız da fakirliğin rûz-i mahşerde en büyük zenginlik olacağını düşünemeyiz.

Her zaman sağlığın ne büyük zenginlik olduğunu söyler dururuz da bunu ancak en iyi hastalanınca anlarız.

Hayatta ne karanlıklar olmadan aydınlığın ne yokluk olmadan varlığın kıymetini anlamak mümkün. Öyleyse bize aydınlığın ne olduğunu anlattığı için karanlığında bir kıymet tarafı var. Kaldı ki kelam-ı kibar’da “Dinlenesiniz diye geceyi karanlık, çalışasınız diye gündüzü aydınlık yarattık” buyrulmuştur.*  Yokluktaki varlık sırrını anlatmaya ise kelimeler iktifa etmez. Hal böyleyken her günü bir kürek mahkûmu gibi nefes nefese yaşayarak kendini ziyan eden insanın durup düşünmesi ve kâinat senfonisindeki yerini alması gerekiyor. Çünkü bu dev orkestranın en görkemli enstrümanı kendisi…

*Neml suresi 86. Âyet-i Kerime

ms.muhammedsimsek@gmail.com

Not: Yazarın "KARDEŞ PAYI" adlı kitabından alınmıştır.

 

DİĞER YAZILARI Memleketimin Gençlerine Mektup-4 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-3 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-2 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-1 01-01-1970 03:00 Adıyaman Umudun Sesi 01-01-1970 03:00 Affet bizi Lüceyn! 01-01-1970 03:00 Uzmanlar uyarıyor… 01-01-1970 03:00 Kerim’dir Mevla… 01-01-1970 03:00 Lâ Tahzen/Üzülme 01-01-1970 03:00 Canımıza değsin 01-01-1970 03:00 Testere ucunda yaşamak 01-01-1970 03:00 Gözyaşı çetesi 01-01-1970 03:00 Küllerinden doğmak 01-01-1970 03:00 Eriyen buz değil… 01-01-1970 03:00 Pamuk ipliğine bağlı hayatlar 01-01-1970 03:00 Hastalık reçetesi 01-01-1970 03:00 Muhacir genç ve annesi 01-01-1970 03:00 Nerede kalmıştık?.. 01-01-1970 03:00 Kudüs seni bekliyor 01-01-1970 03:00 Var ile yok arası 01-01-1970 03:00 Bir kalbin intiharı 01-01-1970 03:00 Sen hazır mısın? 01-01-1970 03:00 Eskiler sözü edeb ile söylerdi 01-01-1970 03:00 İhanet nerede başlar? 01-01-1970 03:00 Çünkü sen bir devsin! 01-01-1970 03:00 Kendimizi kaybetmeden önce 01-01-1970 03:00 Ruh melodimizi yitirdik 01-01-1970 03:00 Paranın kazandığı insanlar 01-01-1970 03:00 Bir âdemin “AÇIZ!” feryadı 01-01-1970 03:00 Yalnızlık kader mi? 01-01-1970 03:00 “İnsanı yaşatmak” 01-01-1970 03:00 Büyüyünce değişti mi dünya? 01-01-1970 03:00 Kardeş payı 01-01-1970 03:00 Büyüklük küçüklük de ne? 01-01-1970 03:00 Üç nokta… 01-01-1970 03:00 Toprağın üstü değil altıdır senin 01-01-1970 03:00 Sözün özü 01-01-1970 03:00 Mir’ât 01-01-1970 03:00 Yaşamak gibidir yazmak! 01-01-1970 03:00 “Merhamet” sınavı 01-01-1970 03:00 Sükût lehçesinde AŞK 01-01-1970 03:00 Ramazan-ı Kerim’e tutunmak 01-01-1970 03:00 Filistinli Fatıma’yı unutma!.. 01-01-1970 03:00 İnsan ne zaman yetişkin olur? 01-01-1970 03:00 Gül düşsün ömrünüze 01-01-1970 03:00 Can baş üstüne!.. 01-01-1970 03:00 Çok sağol ağabey… 01-01-1970 03:00 Sır idrakimize ne oldu? 01-01-1970 03:00 Ah hakikat! 01-01-1970 03:00 Ve insan… 01-01-1970 03:00