Bir Şiirle Başlayan Yolculuk
Sevgili genç kardeşlerim,
İnsanın hayatında bazı anlar vardır…
Sessizdir, küçüktür, sıradandır belki ama aslında bir ömrün yönünü değiştirir.
Benim hayatımda o anlardan biri, Adıyaman İmam Hatip Lisesi’nde okuduğum yıllarda, sıradan bir günün akşamında yaşandı.
Okuldan eve gelmiştim. Babam her zamanki gibi o gün okulda ne yaptığımızı sordu. Edebiyat dersinde Necip Fazıl Kısakürek’in “Kaldırımlar” şiirini işlediğimizi söyledim.
O an babamın gözlerinde farklı bir ışık belirdi.
Kendisi de hece vezniyle şiirler yazan, okuyan, düşünen bir insandı. Bana “Kaldırımlar”dan başladı… Sonra “Çile”ye geçti… “Sakarya”yı anlattı… “Zindandan Mehmed’e Mektup”u… Her bir mısrada durdu, düşündürdü, hissettirdi.
O akşam ben sadece bir şairi tanımadım.
Bir fikirle tanıştım.
Bir dava şuuru ile tanıştım.
***
Bir Şairden Fazlası
O günden sonra içimde tarif edemediğim bir şey başladı.
Bir merak değildi sadece… Bir tutkuya dönüştü.
Üstadı tanımak istedim. Önce Mustafa Miyasoğlu’nun kaleme aldığı eserle başladım. Maksadım okumadan önce anlamaktı. Sonra onun kendi dünyasına girdim.
“O ve Ben”…
“Cinnet Mustatili”…
“Kafa Kağıdı”…
Her sayfada sadece bir yazar değil, hakikat peşinde koşan bir adamla karşılaştım. Düşünceleri uğruna bedel ödeyen, yalnız kalan ama vazgeçmeyen bir adamla…
Okudukça içimde bir şey büyüdü.
Sanki bir kapı açıldı ve ben o kapıdan içeri girdim.
***
Sakarya’yı Haykıran Bir Genç
O ruh beni öylesine sardı ki, artık sadece okuyan biri değildim.
Yaşayan, hisseden, anlatmak isteyen birine dönüşmüştüm.
Okulda, ders aralarında, şiir dinletilerinde…
Her fırsatta “Sakarya”yı ezberden okumaya başladım.
“Yol O’nun, varlık O’nun gerisi hep angarya…
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!”
Bu mısraları okurken sadece bir şiir okumuyordum.
İçimde bir şey ayağa kalkıyordu.
Çocukluktan gençliğe geçişim, işte tam da o mısraların içinde oldu.
***
Bir Şiirin Gerçeğe Dönüştüğü Günler
Necip Fazıl’ın yıllar önce yazdığı:
“Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya…”
mısraları, 28 Şubat sürecinde bizim yaşadıklarımızla birebir örtüşüyordu.
İmam Hatipli gençler olarak üzerimizde bir baskı vardı.
Geleceğimiz daraltılmıştı.
Kendimizi ait olduğumuz yerde bile yabancı gibi hissediyorduk.
Şiir artık sadece edebiyat değildi.
Hayatın ta kendisiydi.
***
Bir Salonda Yükselen Ses
O yıllarda bir başka kırılma daha yaşadık.
Kendisi de bir İmam Hatip’li olan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde okuduğu bir şiir nedeniyle hapse mahkûm edilmesi, hepimizin yüreğinde derin bir iz bıraktı.
O günler öyle günlerdi ki…
Erdoğan’ın Pınarhisar Cezaevi’nden çıktıktan sonra Burhaniye’de ziyaretçileri kabul ettiği dönemde, İmam Hatip’ten bazı arkadaşlarım İstanbul’a gidip kendisini ziyaret etme imkânı bulmuştu. O fotoğraflar elden ele dolaşıyor, bizlere umut oluyordu.
Biz o günlerde sadece bir şiirin değil, bir duruşun peşinden gidiyorduk.
İşte o atmosferde hemen herkesin dilinde olan İbrahim Sadri’nin “Aldırma Reis” şiiri gönlümüzde yankı buldu.
Bir gün edebiyat öğretmenim Mehmet Er bana,
“Seni şiir gecesine çıkaracağım” dedi.
Ne yaşayacağımı bilmiyordum.
Adıyaman Halk Eğitim Merkezi’nde düzenlenen o gecede sahneye çıktım. Karşımda kalabalık bir salon… Ve ben “Aldırma Reis”i ezberden okuyorum…
Şiir ilerledikçe salon sustu…
Sonra alkışlar yükseldi…
Bir kez…
İki kez…
Üç kez…
Her alkışta içimdeki duygu büyüdü.
Ve ben ilk kez sahnede gözyaşlarıma hâkim olamadım.
O alkışlar sadece bana değildi.
Bir duruşaydı.
Bir inanca…
Bir direnişe…
***
Bir Çığlık Sahneye Dönüştü
O içimde büyüyen ses, son sınıfta başka bir şeye dönüştü.
Okulumuzun yıl sonu tiyatro oyununda, “ÇIĞLIK” adlı piyeste başrol oynadım. 134 sayfalık bir metin… Günlerce çalıştık… Emek verdik…
Kıymetli hocalarımız Mehmet Altındal ve Muzaffer Şimşek’in yönetiminde hazırladığımız bu oyunu yine aynı salonda sahneledik.
Oyun, toplumdaki yozlaşmaya dikkat çeken, hayalleri olan iki gencin hikâyesini anlatıyordu.
Ve perde kapandığında salon ayakta alkışlıyordu.
İşte o an şunu hissettim:
Gençlerin önünü açarsanız, onlar sadece kendilerini değil, bir toplumu ayağa kaldırır.
***
Kardelenler Gibi…
Sevgili genç kardeşlerim,
Biz zor bir dönemde büyüdük.
Önümüze engeller kondu.
Yollarımız daraltıldı.
Ama biz o yolların içinde kendi patikamızı açtık.
Biz, buzları delen kardelenler gibi filizlendik.
Çünkü toprağımız sağlamdı.
Mayamız temizdi.
Bugün istersek çok daha gür filizlenebiliriz.
Eğer içinizde bir kıvılcım varsa…
Eğer bir şiir sizi sarsabiliyorsa…
Eğer bir söz kalbinize dokunuyorsa…
İşte oradan başlayın.
Benim yolculuğum bir şiirle başladı.
Sizin yolculuğunuz da belki bir kitapla, bir cümleyle, bir bakışla başlayacak.
Ama nereden başlarsa başlasın…
Yeter ki o sesi duyun.
Ve o sesin peşinden gitmekten korkmayın.
ms.muhammedsimsek@gmail.com