Ramazan-ı Kerim’e tutunmak

Muhammed Şimşek

24-02-2025 08:46

Doğan her yeni güne bir şeyler borçluyuz.

Isıtan güneşe, nefes aldıran havaya…

İç kıpırtılarımızı yakmayan sıcağa, damarlarımızda yürüyen kanı dondurmayan soğuğa bir şeyler borçluyuz.

Baharın ışıltıları içinde açan çiçeğe, üzerinde sanat-ı ilahinin izlerini taşıyan kelebeğe ve dalında yeniden dirilişin şarkısını söyleyen kuşlara bir şeyler borçluyuz.

Evet, zaman akıyor ve yer direniyor. Dahası gökyüzü kanat geriyor insanlığın üstüne…

Her yeni gün zaman ırmağında abdest aldırıyoruz sevinç, hüzün, endişe, huzur, mutluluk, ızdırap, avuntu ve hayallerimize…

Akıntının önüne kattığı ruh dünyamız zamanla başka başka istikametlere savrulurken geriye yaşadığımız hayatın sırtımıza yüklediği taşıması zor tortuları kalıyor sadece.

Buna ruhen yorulmak da denebilir, güçsüz düşen bünyemizi teslim almaya çalışan virüs istilası da… Fakat neyse ki derdi veren dermanı da gönderiyor bir şekilde. Belki de Yaradan’ın sırf bunun için bizlere hediyesidir On Bir Ayın Sultanı Ramazan-ı Kerim

Belki de demek bile eksik olur. Bu kutlu ay elbette ki kalplerin onarılma ve bütün karanlık noktacıklarından arınma mevsimi… Haliyle günlerin kovalamacası neticesinde geçip giden bir yılın hesap defterini açıp mevsimlerin en bereketlisinde hem borçlarınızı temize çekebilir hem yeni başlangıçlarla kalbinizi huzura eriştirebiliriz.

Ta en başta hayatımızın borç hanesine yazdığımız bize bahşedilen kâinatın çevremizi kuşatan güzelliklerine, siz, bilerek veya bilmeden yaptığımız yanlışları da ekleyin.Tefekkürsüzlüğün içine düşürdüğü girdapları ve şükürsüzlüğün yollarımıza kazdığı kara delikleri bir de…

Borcumuzdan bî haber yaşamak rahatlatıyor mu dersiniz ruhlarımızı… O ruh ki gıdaya muhtaç ve çıktığı yolun ömür defterinde yazılı kalem kalem ihtiyaç…

Eskilerin tabiriyle yol azığını tedarik etmek gerekiyor. Bunun için basit bir alışveriş yapmamız da yeterli… Üstelik bu alıverişin hiçbir şekilde kaybedeni de yok.

Hayatınız için üç şey satın alabilirsiniz geçen zamandan… Fikir, zikir ve şükür… Bu üç şey karşılığında itminan (inanmak, güvenmek), halis niyet ve riyadan uzak amelinizi tartıya koymanız yeterli…

Şimdi tefekkür edelim kanaatin ne büyük zenginlik olduğunu ve asıl zenginliğin gönül deryasında nasıl vücut bulduğunu… O zaman anlarız lüks bir yat veya kat olmadan daha lüks bir hayat yaşamanın mümkün olabileceğini…

Bu noktada fikrin kıymet hükmünü kulaklara küpe eden Haydar-ı Kerrar Hz. Ali’ye (ra) ait şu sözü hatırlamakta fayda var: “Akıl gibi mal, güzel huy gibi dost, edeb gibi miras ve ilim gibi şeref olmaz”.

Öte taraftan içinde yaşadığımız modern zamanlarda insan ruhunun üstüne karabasan gibi çöken gündelik yaşamın kaosunu önce dilinize sonra gönlünüze düşüreceğiniz Kelam-ı Kibar ile savuşturabilirsiniz.

Kalplerin yalnızca ve yalnızca Yaradan’ını anmakla huzur bulacağını bilmek hayatımızın bütün işleyişi üzerinde gönlün denetimini hakim kıldığında geriye “hayır” kalacak ve “şer” pılını pırtısını toplayıp bizden uzaklaşacaktır.

Şükür içinse mucizeye gerek olmadığını anlamak en çok günümüz insanın işi… Zira verdiği nefeste ölen aldığı nefeste yeniden dirilen insanoğlunun her an ölüp yeniden diriltildiğini anlaması için elinde modern tıbbın da kabul ettiği çok sayıda bilimsel veri ve akli delil de mevcut.

Kaldı ki teknoloji ve modern bilim çağında yaşadığının bilincinde olan ve zekâsına sınır tanımayan günümüz insanı için çevresindeki sayısız nimetin farkına varmak da çok zor bir durum olmasa gerek.

Sonuç olarak kıymetini bildiğimiz takdirde fikir bize mana balını tattıracak, zikir gönlümüzü diri tutacak ve şükür üzerimizdeki nimeti arttıracak.

Ve tüm bunlarla birlikte bu kutlu ay bizi bize bulduracak.

Yeter ki biz Ramazan-ı Kerim’e tutunalım…

Selam ve dua ile…

ms.muhammedsimsek@gmail.com

Not: Yazarın "KARDEŞ PAYI" adlı kitabından alınmıştır.

 

DİĞER YAZILARI Memleketimin Gençlerine Mektup-4 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-3 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-2 01-01-1970 03:00 Memleketimin Gençlerine Mektup-1 01-01-1970 03:00 Adıyaman Umudun Sesi 01-01-1970 03:00 Affet bizi Lüceyn! 01-01-1970 03:00 Uzmanlar uyarıyor… 01-01-1970 03:00 Kerim’dir Mevla… 01-01-1970 03:00 Lâ Tahzen/Üzülme 01-01-1970 03:00 Canımıza değsin 01-01-1970 03:00 Testere ucunda yaşamak 01-01-1970 03:00 Gözyaşı çetesi 01-01-1970 03:00 Küllerinden doğmak 01-01-1970 03:00 Eriyen buz değil… 01-01-1970 03:00 Pamuk ipliğine bağlı hayatlar 01-01-1970 03:00 Hastalık reçetesi 01-01-1970 03:00 Muhacir genç ve annesi 01-01-1970 03:00 Nerede kalmıştık?.. 01-01-1970 03:00 Kudüs seni bekliyor 01-01-1970 03:00 Var ile yok arası 01-01-1970 03:00 Bir kalbin intiharı 01-01-1970 03:00 Sen hazır mısın? 01-01-1970 03:00 Eskiler sözü edeb ile söylerdi 01-01-1970 03:00 İhanet nerede başlar? 01-01-1970 03:00 Çünkü sen bir devsin! 01-01-1970 03:00 Kendimizi kaybetmeden önce 01-01-1970 03:00 Ruh melodimizi yitirdik 01-01-1970 03:00 Paranın kazandığı insanlar 01-01-1970 03:00 Bir âdemin “AÇIZ!” feryadı 01-01-1970 03:00 Yalnızlık kader mi? 01-01-1970 03:00 “İnsanı yaşatmak” 01-01-1970 03:00 Büyüyünce değişti mi dünya? 01-01-1970 03:00 Kardeş payı 01-01-1970 03:00 Büyüklük küçüklük de ne? 01-01-1970 03:00 Üç nokta… 01-01-1970 03:00 Toprağın üstü değil altıdır senin 01-01-1970 03:00 Sözün özü 01-01-1970 03:00 Mir’ât 01-01-1970 03:00 Kâinat senfonisi 01-01-1970 03:00 Yaşamak gibidir yazmak! 01-01-1970 03:00 “Merhamet” sınavı 01-01-1970 03:00 Sükût lehçesinde AŞK 01-01-1970 03:00 Filistinli Fatıma’yı unutma!.. 01-01-1970 03:00 İnsan ne zaman yetişkin olur? 01-01-1970 03:00 Gül düşsün ömrünüze 01-01-1970 03:00 Can baş üstüne!.. 01-01-1970 03:00 Çok sağol ağabey… 01-01-1970 03:00 Sır idrakimize ne oldu? 01-01-1970 03:00 Ah hakikat! 01-01-1970 03:00 Ve insan… 01-01-1970 03:00