Beğenmek ya da beğenilmek ne kadar da benzer ifadeler gibi duruyor öyle değil mi! Amma derinlere indiğinizde, satırlardan sadırlara nüfuz ettiğinizde her biri bir uçta duran bir bütünün parçalarını ve o parçaların birbirini besleyen müthiş deveranını seyre dalarsınız.
Beğenmek güzel olanadır, beğenilmek ise güzel olandadır.
Beğen(il)mek insan için elzem midir?
Beğen(il)mek, insanın fıtratında olan bir arzudur. Sürekli etkileşim halinde yaşaması icap eden âdemoğlu, hayatına dair her iş ve işlemde muhatabını gözetme dürtüsü ile hareket eder. Tek başına olmadığını ve diğer insanlar tarafından da onay görmesi gerektiğini hisseder. Bu hissiyat toplumların yaşaması adına elbette ki zaruri ve elzemdir. Sorunlu olan mesele fıtri olan bu arzunun asıl sahibine yönlendiril(e)memesidir. Asıl güzel olanın kim olduğunun fark edil(e)memesidir.
Nedir güzellik o vakit? Güzellik, güzel görünmekle mi güzel olmakla mı mümkündür?
Güzel olmak, görünmekle olsaydı çirkinliğini maskeleyen her fert güzel olurdu o vakit. Amma biliriz ki güzel olmak yıkandığında silinmeyen, maskeler kaldırıldığında kaybolmayan, elbiselerle değişmeyen Hakk’tan gelen güzelliktir.
Güzel olmak kişiliğin varabileceği en güzel sûrettir. Ancak bu güzel sûreti elde edebilmek için elbette güzel bir sîrete sahip olmak gerekir. Yani dıştaki güzellik içteki güzellik ile birlenirse o vakit gerçek güzellik inkişaf eder.
Güzel olan Hakk’tır. Ve bu sebeple O’ndan yansıyan her şey de güzeldir. Hâsılı güzel düşünen güzel bakar ve Hakk’tan gelen güzelliği seyre dalıp hayatını cennet-âsâ bir iklime taşır. Bu tablo beşer planında en güzel sîretin sahibi Resulullah’ın (sas) varlığı ile taçlanır. Resulullah’ın (sas) Hakk’tan gelen güzelliği, sîreti tüm beşerin kurtuluş reçetesidir.
Hal böyle iken bugün insanlığın hali böyle midir? Değildir elbet. Olsaydı bunca gözyaşı, gönül kırgınlıkları, günün tarumar edilmesi, zulümle yıkanması söz konusu bile olamazdı.
Demek ki Hakk’tan gelen güzelliğe, Resulullah’tan (sas) yansıyan güzelce davranmaya rağmen insan her daim yansıtması gereken güzeli yansıtmaz. Yansıtmaz elbette! Çöp kamyonu anaforu gereği içinde ne varsa onu boşaltır. Sîretini güzelleştirmeyen bir insan, bir süre beğenilme kaygısı gereği içindekilerini dışarıya sızdırmasa bile sonuçta o sınır dolup taştığında içindekilerini yani sîretini sûretine yansıtır.
Çöp kamyonu anaforu…
Çöp kamyonları içlerinde ne varsa onu boşaltırlar. İnsanlar da öyle! Trafikte, caddede, evde, işte, hâsılı her yerde içindeki muhabbeti, merhameti ya da nefreti, zulmü dışına boşaltanları gördüğünüzde kızmayın. İnsan içinde ne varsa onu dışına boşaltır.
Aslolan güzelce davranmayı temin edecek güzel bir sîretin sahibi olmaktır. İçimizi güzelleştirmektir. Güzelce davranmaya azmetmiş insanların varlığı güzelce davranışlara metfun insanların da katılımıyla ihsana ermiş, muhsinlerden müteşekkil bir toplumun oluşmasını mümkün kılacaktır.
İhsan ile bezenmiş bir toplumun yolu, çaresi ne ola o vakit?
Yol da çare de Hz. Peygamber’in (sas) sîretindedir. En güzel sîretin sahibine tabi olduğumuzda, O’nun (sas) hayatını hayatlarımıza taşıdığımızda, pratiğini hayata esas kıldığımızda bizlerin de sîretlerine güzellikler yansıyacaktır. Bu yansıma yani sîreti güzelleştirmek, sûretlere yansıyacak ve bu durumda muhsinlerden müteşekkil güzel bir toplumun inşa ve ihyası mümkün olacaktır.
Sahi, ihsan ne demek?
Bir kavramı tüm kökleriyle tanıdığımızda ancak o kavramı bihakkın hayatımıza taşımak mümkün olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de yetmişten fazla ayette hem Allah’a hem de insanlara nispetle bahsedilen hüsn kökünden türeyen bir mastar olan ihsan, bir işi hakkından öte bir iltifat ile en güzel şekilde yapmak manasına gelmektedir. Meşhur dil âlimi Ragıb el-İsfehani'nin “Şüphesiz Allah adaleti ve ihsanı emreder…” [Nahl 16/90] ayetinden hareketle yaptığı tespitiyle adalet, meselenin hakkını almak veya ödemekken; İhsan, olmayanı vermek ya da olması gerekenden daha azını almak veyahut hiç almamaktır. Demek ki ihsan âdemlerin kuşanabileceği, amellerin ise ulaşabileceği en üst seviyedir.
İnsan, ihsanın kuludur. Aynı zamanda insan insanın aynasıdır.
Ne yansıtırsan onu duyar, onu alırsın. Tıpkı dağdan yansıyan kendi sesimiz gibidir bu mesele. Öyle ise güzel düşünüp, güzelce davranıp güzelce karşılıklar bulmak ümidiyle yola çıkmalı ve böylelikle kendi kapımızın önünü olduğu kadar sokağı, caddeyi, şehri, memleketi ve hâsılı tüm Dünya’yı güzelleştirmek için çaba sarf etmeliyiz.
Öyle bir hayat yaşamalı ki insan, yaptıklarımız karşıdaki hak etsin, etmesin güzelce olsun, ihsan şuuru ile bezensin ve böylelikle beğenilsin, güzel olarak değerlendirilsin. İşte yazımın başında belirttiğim birbirini besleyen parçaların müthiş deveranı ile beğenmek ve/veya beğenilmek sürekli bir şekilde hükmünü sürsün.
Hal böyle iken gelin şu soruya cevap bulmaya çalışalım. Bizi kim beğenmeli?
Bizi anne-babamız, eşimiz, nişanlımız, sözlümüz ya da çevremizdekiler mi yoksa başka birisi mi beğenmeli? Kendimizi kime beğendirmeliyiz?
Bu soruya tek cümle ile cevap verecek olsak bir ve tek olan, vahdet-i vücud zaviyesinden bakılarak her şeyin O’nu anlattığı ilkesi rehberliğinde kulluk hayatımız boyunca kendimizi beğendireceğimiz yegâne makamın Sâni-i Zülcelâl olan Allah olduğunu haykırmalıyız. Zira Allah yaptığı her işi en güzel şekilde yaptığından hareketle kulunun da kendisine güzel amellerle yaklaşmasını ister.
Allah beğensin isterse Dünya burun kıvırsın ne kıymeti var ki!
Her şeyde en güzelini hem de beklenenin ötesinde bir güzellikle yapmak aslında itkan kavramını da tanımlamaktadır. Bir işi çok daha iyi, sağlam ve letafetle yapmak noktasına bizi vardırır itkan ve ihsan kavramları. "Kul bir iş yaptığında onu itkan ile yapmasını Allah sever" hadisi de bize bu meselenin hakikatini remz eder.
Öyleyse gelin hep birlikte kalan ömrümüzü yaptığımız iş her ne ise ihsan ve itkan şuuru ile yapıp en güzelini ve en sağlamını ortaya koyalım. Namazda, doğrulukta, infakta, iffette, çalışmada, anne-baba ve yakın-uzak akraba hukukunda, eş ve çocuk hukukunda, komşu hukukunda hâsılı her alanda en güzelini ortaya koyalım.
Zira Hz. Ali’nin (ra) buyurduğu gibi, "İnsanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer kazanır…"
Muhsinlere selam olsun…
Ailecek sağlıcakla, güzelliklerle kalın…
huseyinalitamer@gmail.com
