Savaşın Kirli Yüzü: Ölen Çocuklar

Mustafa Ceylan

17-03-2026 16:16

 

Dünya, her savaşta aynı acı tabloyla karşılaşıyor. Siyasetçiler konuşuyor, generaller plan yapıyor, devletler güç gösterisi yapıyor… Ama savaşın gerçek bedelini çoğu zaman en masum olanlar ödüyor: çocuklar.

Son yıllarda özellikle Iran ve Orta Doğu’da yaşanan gerilimlerde, saldırıların gölgesinde kalan bir gerçek var: hayatını kaybeden çocuklar. Teknoloji gelişti, silahlar “akıllı” hale geldi deniliyor. Ancak bombaların düştüğü yerde akıllı olan hiçbir şey yok. Çünkü savaşın ortasında kalan bir çocuk için ne stratejinin ne de politikanın bir anlamı var.

Savaş uçakları gökyüzünü kapladığında, hedeflerin askeri tesisler olduğu söylenir. Ama çoğu zaman o bombalar evlerin, sokakların, okulların yakınında patlar. Bu patlamaların ardından enkazdan çıkarılan küçük bedenler, savaşın kirli yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koyar. Bir çocuğun oyuncağının yanında cansız yatması, savaşın hiçbir gerekçeyle açıklanamayacak yönüdür.

İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarda da sık sık sivillerin ve çocukların hayatını kaybettiğine dair haberler dünya basınına yansıyor. Her saldırıdan sonra aynı cümleler kuruluyor: “Hedef askeri unsurlardı”, “yanlışlıkla siviller zarar gördü.” Oysa bir çocuğun ölümü, “yanlışlık” olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır bir insanlık dramıdır.

Savaşın en acı tarafı da burada başlıyor. Çünkü savaş, cephedeki askerlerle sınırlı kalmıyor. Savaş, bir annenin feryadı oluyor. Savaş, babasının ellerinden tutup okula gitmesi gereken bir çocuğun toprağa verilmesi oluyor. Savaş, bir şehrin çocuk seslerinin yerini sirenlere bırakması oluyor.

Dünya, savaşların nedenlerini tartışırken çoğu zaman sonuçlarını görmezden geliyor. Oysa savaşın gerçek sonucu yıkılan şehirlerden çok, kaybolan çocukluklardır. Bir çocuğun ölümü sadece bir hayatın sona ermesi değildir; aynı zamanda geleceğin de kararmasıdır.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan her çatışma, aslında insanlığa aynı soruyu soruyor: Güç mü önemli, insan hayatı mı? Eğer cevap insan hayatıysa, o zaman çocukların ölmediği bir dünya için daha yüksek sesle konuşmak gerekiyor.

Çünkü savaşların kazananı yoktur. Ama en büyük kaybedeni her zaman çocuklar olur.

ceylaan222@hotmail.com

DİĞER YAZILARI Hemşire Olmak, Bir Hayata Dokunmaktır 01-01-1970 03:00 “Büyüklere Saygı Nereye Gitti?” 01-01-1970 03:00 Sözün Sınırı, Vicdanın Sınavı 01-01-1970 03:00 Bir Meslekten Fazlası: Avukatlık 01-01-1970 03:00 8 Mart’ın Gerçek Sahipleri: Toprağın ve Emeğin Kadınları 01-01-1970 03:00 Kahtalı Mıçe İsmi Geleceğe Taşınmalı 01-01-1970 03:00 Bir Şehrin Sessiz Çığlığı: Adıyaman İçin Yatırım Zamanı 01-01-1970 03:00 Petrol Var, İş Yoksa Bu Şehir Nasıl Ayağa Kalkacak? 01-01-1970 03:00 Deprem Sonrası Gerçek Kalkınma: Adıyaman İçin Sanayi Zamanı 01-01-1970 03:00 Kıbrıs Barış Harekatı ve Necmettin Erbakan: Sessiz Gücün Tarihe Düşen İmzası 01-01-1970 03:00 Varlığına Alışılan Anne ve Baba, Yokluğu Öğreten En Ağır Ders 01-01-1970 03:00 Bir Ömrün Sessiz Mimarı: Baba 01-01-1970 03:00 Hakikatin Sessiz Nöbeti: 10 Ocak 01-01-1970 03:00 Soğukta Kazanılan Ekmek, Alın Teriyle Isınır 01-01-1970 03:00 2026’ya Girdik… İnsanlık Halen Enkaz Altında 01-01-1970 03:00 Saygının Dumanı mı Tütüyor? 01-01-1970 03:00 Biz Böyle Değildik: Kadına Şiddetin Normalleştiği Bir Toplum Olmak 01-01-1970 03:00 Simit Tepsisinden Hayatın Merdivenlerine: Tepside Simit, Yüreklerinde Azim 01-01-1970 03:00 Yaşlısına Sahip Çıkan Toplum, Vicdanını Kaybetmez 01-01-1970 03:00 Fırsatçılığın En Ağır Hali: Depremden Sonra Fırlayan Kiralar 01-01-1970 03:00 Anne ve Babanın Kıymeti: Kaybolan Değerlerin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Rüzgarın, Toprağın ve Emanetin Mesleği: Çobanlık 01-01-1970 03:00 Kalbi Büyük Şehir: Adıyaman 01-01-1970 03:00 Tarihin, Doğanın ve Gönül İnsanlarının Şehri 01-01-1970 03:00 Bu Diyardan Bir “Kahtalı Mıçe” Geldi, Göçtü, Gitti 01-01-1970 03:00