Toplumsal hatalarla yüzleşmeden değişim mümkün değil; çocuk yetiştirmeden eğitime kadar yapılan yanlışların sorumluluğu hepimize ait.
İĞNE KENDİMİZE, ÇUVALDIZ TOPLUMA…
Aklımızı başımıza almamızın zamanı belki de çoktan geçti. Üstelik bunu akil baliğ olan herkes biliyor. Ama asıl mesele bilmemek değil; bildiğimiz hatamızı kabullenmemek. Çünkü itiraf etmek zor geliyor. Oysa mesele bu kadar karmaşık değil.
Basit bir cümleyle başlayabiliriz:
“Hata bende.”
Eğer varsa bir suç, önce kendi ihmallerimizde arayabilsek… İşte o zaman gerçek bir başlangıç yapmış oluruz. Çünkü başarı dediğimiz şey, çoğu zaman ilk adımı atma cesaretidir. Ve o ilk adım, insanın kendine karşı dürüst olmasıyla atılır.
Bugün geldiğimiz noktada çocuklarımızı eleştiriyoruz. Oysa onları bu hale getiren şartları oluşturan da biziz. Kendi çocukluğumuzda yaşadığımız eksiklikleri telafi etme adına, bilim dışı yöntemlerle bir nesil yetiştirdik. “Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın” anlayışıyla sınırları kaldırdık, dengeyi kaybettik. Sevgi ile sınır arasındaki ince çizgiyi görmezden geldik.
Evet, geçmişte yanlışlar vardı. Okullarda şiddet uygulayan öğretmenler de vardı, ölçüsüz cezalar da… Bunlar elbette kabul edilemezdi. Ancak hataları düzeltirken, disiplini tamamen ortadan kaldırmayı da doğru sandık. Oysa öğretmenlerimizin bizi hayata hazırlamak amacıyla uyguladığı, sembolik bir uyarı niteliği taşıyan kulak çekme gibi küçük disiplin yöntemlerini dahi tamamen yasaklayarak, eğitim sahasında otoriteyi zayıflattık, hatta yok ettik. Otoritenin olmadığı yerde ise ne düzen kalır ne de saygı.
Aile içinde de aynı çelişkiyi yaşadık. Bizi dinlemeden cezalandıran babalar yanlıştı. Ama bugün, açıkça ortada olan hataları bile görmezden gelen, “benim çocuğum yapmaz” diyen ebeveynler de aynı derecede hatalı. Hatta daha tehlikeli. Çünkü hatayı bilip görmezden gelmek, onu büyütmek demektir.
Sorun bireysel değil, toplumsal. Eğitim dediğimiz şey sadece okuldan ibaret değil. Ailede başlar, sokakta şekillenir, toplumda tamamlanır. Ve biz bu zincirin her halkasında sorumluyuz. Sorumluluğu bir kuruma ya da bir kişiye yükleyerek kendimizi temize çıkaramayız.
Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olaylara bakarken, sadece sonuçlara odaklanmak kolay. Ama o sonuçları doğuran sebepleri görmek zorundayız. Çünkü o çocuklar bir günde o noktaya gelmedi. Onları biz yetiştirdik. Bizim ihmallerimiz, bizim yanlışlarımız, bizim suskunluklarımız büyüttü.
Artık şunu açıkça söyleyebilmeliyiz:
İğneyi kendimize batırmadan, çuvaldızı başkasına yöneltmenin kimseye faydası yok.
Eğer gerçekten değişim istiyorsak, önce kendimizden başlamalıyız. Çünkü toplum dediğimiz yapı, başkaları değil; biziz.
Mehmet Emin DANIŞ
………………………………………………….
CİM BOM BOM!..
Geceler boyu yaşadığın bunalımları biliyorum.
Gözlerinden süzülen yaşları, yüreğinde bir notanın çınladığını ve çözemediğini biliyorum.
'Nedenleri', 'nasılları', 'niçinleri' düşündüğünü.. ve en önemlisi 'ne derleri', 'nasıl olacakları'...
Kâbus dolu gecelerin sonunda gözlerini açtığın sabah, sabah bunalımlarının resmolduğu dağınık yatak gibi.. saçların gibi karmakarışık... Savrulmak isteyip de rüzgârların önünde savrulamadığını.. Biliyorum.
(Bahar yağmurlarında ıslanmış yaprak gibisin...)
Biliyorum. Çocuğun yaprak yaprak yolduğu çiçek, bir kedinin dağıttığı yumak, boksörün acımasızca vurduğu kum torbası, işsizin tekmelediği konserve kutusu... Yıllar boyunca bir pil gibi şarzedilip bugüne gelince boşaltıldığını biliyorum...
Planlarının olduğunu, hayallerinin genişliğini, (ufkunun ışıktan yoksun olduğunu biliyorum...) Ve neden gittiğini.. üstelik aniden; veda bile etmeden... Biliyorum.
Arayışlarının bitmediğini ama ağırlığı altında ezildiğini biliyorum... (Kocaman dünyada kocaman bir bebek gibi) şefkâtten yoksun olduğunu biliyorum..
Biliyorum işte, biliyorum.. aslında herkes biliyor... Sel gibisin, bir gün bendini aşmak istediğini biliyorum... Ve neden sustuğunu... Suskunluklarının tuvallere yansıyan kapkara resimler olduğunu; hürriyet içinde örümcek ağlarına tutulmuş kelebek gibisin, biliyorum...
Biliyorum.. biliyorlar.. biliyoruz.. sen de biliyorsun ama yine de hatırlatmış olayım: Avrupa Fatihi, Türkiye'nin gururu, aslan cim bom bom... Popescu, Capone, Hagi, Marcio.. Taffarel, Jardel.. sonra bir de Lucescu...
'Türküm, doğruyum, çalışkanım..' 'Bir Türk dünyaya bedel...' 'Türk ulusu çalışkandır, cesurdur...' (Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!...)
(Yeni Ufuk Gazetesi’nin 01 Şubat 2001 tarihli sayısından, arşiv.)
m.emindanis@hotmail.com
