Siverek’te bir lisede yaşanan silahlı saldırı, sıradan bir “asayiş olayı” olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır ve düşündürücüdür. Bu olay, sadece bir okulun güvenliğini değil; bir toplumun geleceğe dair umutlarını da hedef almıştır. Çünkü okul dediğimiz yer, dört duvardan ibaret değildir. Okul; çocuklarımızın hayal kurduğu, kendini geliştirdiği, hayata hazırlandığı bir sığınaktır. Eğer o sığınakta silah konuşuyorsa, artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bu tür olaylar tesadüf değildir. Bir gencin eline silah alıp okuluna gitmesi, bireysel bir öfke patlaması değil, uzun süredir biriken sosyal, ekonomik ve psikolojik sorunların dışa vurumudur. Aile içi iletişimsizlik, eğitim sistemindeki eksiklikler, ekonomik zorluklar, şiddetin normalleşmesi ve en önemlisi gençlerin yalnızlaşması… Tüm bu etkenler bir araya geldiğinde ortaya işte böylesi karanlık tablolar çıkıyor.
Şanlıurfa gibi genç nüfusun yoğun olduğu bir şehirde, eğitim sadece ders anlatmaktan ibaret olamaz. Gençlerin ruh halini anlamayan, onları dinlemeyen, sadece sınav başarısına odaklanan bir sistem; ne yazık ki bu tür patlamaların zeminini hazırlıyor. Okullarda rehberlik hizmetleri çoğu zaman formaliteye dönüşmüş durumda. Oysa bir öğrencinin iç dünyasına dokunabilmek, bazen bir matematik dersinden çok daha değerlidir.
Bir diğer acı gerçek ise şiddetin giderek sıradanlaşmasıdır. Televizyonlarda, sosyal medyada ve günlük yaşamda şiddetin bu kadar görünür olduğu bir ortamda, gençlerin bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Şiddet, çözüm yöntemi olarak bilinçaltına yerleştiğinde, en küçük bir kriz bile büyük bir felakete dönüşebiliyor. Siverek’te yaşanan olay da bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Burada sadece okulları suçlamak da yeterli değildir. Aileler, çocuklarının yaşadığı sorunları çoğu zaman fark edemiyor ya da görmezden geliyor. “Benim çocuğum yapmaz” anlayışı, birçok sorunun üstünü örtüyor. Oysa her çocuk, doğru yönlendirilmezse yanlış yollara sapabilir. Bu yüzden ailelerin daha bilinçli, daha ilgili ve daha açık iletişim kurabilen bir yapıya sahip olması gerekiyor.
Devletin ve ilgili kurumların sorumluluğu da göz ardı edilemez. Okullarda güvenlik önlemleri artırılmalı, psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmeli ve özellikle risk altındaki gençler yakından takip edilmelidir. Ancak bu önlemler sadece kağıt üzerinde kalmamalı, gerçekten uygulanmalıdır. Aksi halde her yeni olaydan sonra yapılan açıklamalar, toplumda karşılık bulmamaya devam edecektir.
Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da şudur: Bu tür olaylar sadece mağdurları değil, tüm toplumu etkiler. Bir okulda silah patladığında, sadece o okul değil; tüm ülke sarsılır. Veliler çocuklarını okula gönderirken endişe duymaya başlar. Öğretmenler kendini güvende hissetmez. Öğrenciler ise korku içinde eğitim almaya çalışır. Böyle bir ortamda sağlıklı bir eğitimden söz etmek mümkün değildir.
Artık yüzleşmemiz gereken bir gerçek var: Gençlerimiz iyi değil. Onları sadece “geleceğimiz” olarak görmek yetmiyor; onların bugünkü sorunlarını anlamak ve çözmek zorundayız. Aksi halde geleceğimiz dediğimiz o gençliği kendi ellerimizle kaybetmeye devam edeceğiz.
Siverek’te yaşanan bu acı olay, bir uyarıdır. Eğer bu uyarıyı ciddiye almazsak, benzer acıları yaşamaya devam ederiz. Eğitim sistemini sadece müfredatla değil, insan odaklı bir anlayışla yeniden ele almak zorundayız. Gençlere değer veren, onları dinleyen, onları anlayan bir sistem kurulmadıkça, bu tür olayların önüne geçmek mümkün olmayacaktır. O gölgeyi kaldırmak ise hepimizin sorumluluğudur. Çünkü mesele sadece bir saldırı değil, mesele bir toplumun kendini yeniden inşa etme meselesidir.
leblebici0202@gmail.com
