İki Yıl Ve… 27 Şubat 2019

Yaşar Hamurcu

06-05-2026 09:06

 

Yıl bin dokuz yüz doksan dört, günlerden Cumartesi veya Pazar. Hava sıcak mı? Sıcak.
Denizin esintisi vuruyor yüzümüze. Mutluyum ve mutluyuz.

Nerede olduğumuzu yazmayı unuttum. Kız Kalesi denilen meşhur yerdeyiz.
Az ileride mi? Akkum.

Güneydoğulu olarak ilk defa ailem ile birlikte denize gittik. Neye mi? Denizin muhteşem, sağlıklı suyunu hissetmeye.

Uzmanlar, denizin tuzlu suyunun vücuda iyi gelir dediğini duymuştum.
Bu söylemin doğruluğunu, kendi vücudumda ikinci yıl Akkum’a giderek öğrenmiş oldum.

Akkum öylesine hoşumuza gitmişti ki her yıl, Apti Bey’in Pansiyonu’nu tercih eder olmuştuk.
İkinci yıl, bize yöreyi tanıma imkânı da sağladı.

Apti Bey ve eşi Havana’nın çocukları Hakan ve Ali, oğlum İlker’in can ciğer arkadaşı oldukları için bize de saygıda kusur etmezlerdi.
Bu insanlarla iki yıldan sonra can ciğer kuzu sarması olduk. İyi ki de dostluğumuz başlamıştı.

Yörenin tarihi ve turistik yerlerini görmemize yardımcı oldular.
Yöredeki Cennet-Cehennem Mağaraları, Alman Köprüsü ve Kanlı Divane, gördüğümüz yerler arasındadır.

Yörük ayranı, sıkma ve yöresel meyveler tat olarak Mersin’e ve deniz sahilindeki diğer beldelere ekonomik olarak katkı sunuyordu…

İki bin on sekiz yılının Kasım’ında, iki yıl önce söz verdiğimiz Apti Bey’e gidiş için Vali Konağı’nın oradan, Adıyaman’ın köklü seyahat firmalarından Adıyaman Ünal’la Mersin’e sabahın saat 09.15’inde hareket ettik. Hedef, Narlıkuyu’nun Akkum’uydu…

Otobüsü beklerken, iki güzel insan olan Zeynal Bey ve eşi hanımefendiyle sohbet ettik.
Bu sohbet koyulaşmışken, yakınımız olan Hatice yeğenimiz, eşi Mehmet ve Mehmet’in Diyarbakır’da öğretmen olan kız kardeşi ve annesiyle tanıştık…

Teknolojinin ileri gittiği 2018 yılının Kasım ayında insanlar sohbet etmiyor. Neden mi? Cepten dolayı.
Cep telefonu illeti, sonsuz bir iletişim aracı olabilir ama bireyselliğin anası olduğu için sohbetin düşmanıdır.

Uzaktan “Nasılsınız?” demek, yüz yüze görüşmeyi öldürdü. Fakat ileride ışınlanmakla onu uzaktan yaşayacağız…

Tatile geç gitmemizin sebebi, sakin bir zaman olan bu ayların insanı dinlendirdiğini bildiğimiz içindir.

Aslına bakarsanız kırkından sonra insanlar inzivaya çekilmek isterler. İsterler ama ülkemizde bunu emekli olduktan sonra… Yok yok, kara toprakla tanıştıklarında inzivaya çekilirler.

Bütün insanların tatil yapma imkânı olmasını canı gönülden istiyorum. Bunu da ülkenin kalkınmasına bırakmadan biz insanlar el ele vererek başarabiliriz…

(Devam)

1994 yılında başlayan serüven, 2018 yılının Kasım’ında bir başka güzelmiş…

Adıyaman – Mersin (İçel) seyahatimiz o kadar kısa sürdü ki farkına varamadık.

Silifkeli midibüs şoförünün yanık sesi, Yeni Mersin (İçel) Otogarı’nı tanıma fırsatını vermemişti ki birisi ağır valizimi taşımaya başladı. “Mal, canın yongasıdır.” diyerek bize takip etme düştü.

Valizimiz yerleştirilince, midibüs şoförünün hemen arkasındaki koltuğa eşimle birlikte oturduk.

Hedef olan Narlıkuyu’nun Akkum’una saat 16.25’te yol almaya başladık. Bu yol alma bize ilk başta tatlı geldi. Nedenine gelince, toplamda üç kişi bindiğimiz midibüsün Akkum’a erken varacağını tahmin etmemizdi. Fakat yol boyu elini kaldıran ve ışıklar çok olunca yol bitmez olmuştu.

Ayaş’a varmadan şoför bir yolcu daha alınca kendisine seslendim:
— Buyurun.
— Narlıkuyu – Akkum’a ne zaman varırız?
— 17.30 gibi, dedi. Tekrar yola koyuldu.

Toplam 65 km’lik yol olan hedef bir türlü bize görünmemişti.
Narlıkuyu’nun Akkum’una 18.30’da varma imkânı bulduk.

Midibüs şoförü valizimizi bagajdan çıkardı ve bize teslim etti.

Apti Bey’in Pansiyonu’na varınca oğlu Ali bizi karşıladı. Fakat kim olduğumuzu bilemedi. Nedenine gelince:
O pansiyona 20 yıl önce gittiğimizde Ali, 6 yaşlarındaydı.

Ali’nin bizi tanımamasını fırsat bilerek boş oda istedim. Ali de:
— Boş odamız yok. Çünkü sezonu kapattık.
— Adıyamanlılara da mı yok? dedim.

Ali’nin babası Apti Bey dışarı çıktı. Sesimi tanıdığını söyledi. Oğlu Ali’ye de:
— Oğlum, hani Azize ablan vardı ya, işte onun eniştesi Yaşar amcan, dedi.

İşte o zaman bizleri hatırladı. Çünkü baldızım Azize ile yeğenlerim ve eşimle daha önce burada konaklamıştık…

Kız Kalesi sakin mi? Sakin. Akkum, ondan da sakin. Çünkü Adıyaman’daki sabah namazı sonrası yürüyüşümü burada da sürdürünce sakinliğin farkına varmıştım. Bu arada unuttuğum bir şey oldu.

Apti Beyler karşılayıp ağırladıklarında yirmi yıl önceki günlerimizi yâd ettik.

Yirmi yıl önceki Akkum’da, Mersin’in (İçel) diğer sahil mahalleleri gibi beton yığınıyla doluydu. Bu mahallenin diğerlerinden farkı, çok katlı site ve binalara izin verilmemiş olmasıydı.

Delikanlı Ali ile pansiyonun etrafındaki görülmesi gereken yerlere gidiyoruz. Oraların özelliğini anlatan bu güzel insan, bir sabah bizi kahvaltıya davet etti.

Bazen Apti Bey ve eşi, bazen de Ali, ihtiyaçlarımız olduğunda mutlaka söylenmesini istediler.

Orada bulunduğumuz dört gün üç gece boyunca o güzel insanlar bizimle sofralarını paylaşmayı hiç ihmal etmediler. Biz de onların bu misafirperverliğini karşılıksız bırakmamaya özen gösterdik.

Tatilimiz kısa ama dolu dolu geçti. Ben ve eşim denizin tadını çıkardık. Çünkü Akkum’un bütün sahili bizlere kapatılmıştı! Hiç kimsecikler yoktu.

Apti Bey, eşi Havana ve çocukları Hakan ile Ali’ye çok teşekkür ederek, iki bin on dokuz yılı Kasım’ında buluşmayı dileyerek ayrıldık.

Hoşça kal, iki bin on sekiz ve Akkum’un mavi denizi.

ALABORA DUYGULAR

Bir ben ile sen,
bir de yasaklar
ve içi boş töreler,
keskin kılıç misali.

Ne zaman sevsem
beynimde
alabora duygular.

Töre dedik,
can aldık.
Gelenek dedik,
hep yanlış yaptık.

Yasaklar!
Yasakları kovaladı.

Bir Hazreti Adem,
bir de ben,
yedik elmayı!

Elma kırmızı,
elma alev alev,
yaktı, yakacak
aleviyle her yeri.

Bir beni,
bir de seni
alıp götürecek sonsuza.

Sonsuz ki;
tüm benliğimi
dingin denizler
ve sular gibi
ılıman iklimlerin
sıcak ve egzotik
diyarlarında gezdirecek.

İşte yaşam ve ben,
bir de sen.

Ne olacak deme,
son!
Her zamanki son;
kısa ve uzun,
yakın ile uzak gibi,
bir de
siyah-beyaz gibi.

Tüm bunlar
yaşamaya değer.
Değmez diyen insan,
düşünsün;
bir daha düşünecek
ve var olacak gibi.

(Yaşar Hamurcu
2 Kasım 2001
Adıyaman)

DÜŞÜN

Ömrümün baharı,
sarı kanaryam,
günün aydın,
bahtın açık olsun.

Sitem ediyorsun,
“Alıp başımı
gideceğim.” diyorsun.

Sevgiden kaçmak,
kendinden kaçmaktır.

Kovalar seni
hiç bıkmadan,
hatta usanmadan.

Nerede
o mangal yürekli,
şimşek bakışlı,
naraları yeri
göğü inleten,
cin mi, cin,
iyilik perisi?

Bir namert
kurşuna gitme,
siper et sevgini.

Yarınlar
sevgiye gebe.

Aşk merhemini
sür yaraya.

Varsın olsun hayat,
çıkmaza gitme,
sonu hüsransa.

Avun kalbindeki
sıcak gülücüklerle.

Bir düşün
yaşamın kendisini.

Ne aşklar yaşandı,
dağlar dayanmadı.

Mecnunlar feryat etti,
Mem ile Zin
kara toprakta
yan yana gömüldü.

Asırlar
aşklarıyla yankılandı.

Alıp başını gitme,
kaçma sevgiden.

Ama gidersen, git;
unutma aşkımı,
yaşar ve ölmez kıl.

Çeşme duvarlarına,
ulu çınarlara
baş harflerimizi yaz.

Yok diyorsan,
yalnızca,
ama yalnızca
kalbine yaz.

Yaşar HAMURCU
18 Eylül 2006
02.15-Adıyaman

yasarhamurcu@hotmail.com


 

DİĞER YAZILARI İnsan! - Annem’e 20 Mayıs 2018 01-01-1970 03:00 İkiyüz On Dört Milyarı Çöpe Attık! 18 Aralık 2017 01-01-1970 03:00 Haklarımızı Biliyor Muyuz? / Naz Eyleme (02 Ocak 2011) 01-01-1970 03:00 Habil ve Kabil / Lalem 17 Aralık 2018 01-01-1970 03:00 Düşün ve Sesli Konuş! / Küçüğüm 29 Mart 2018 01-01-1970 03:00 Dünyaya Gözdağı…(05 Aralık 2018) 01-01-1970 03:00 Dünya ve Türkiye / Bu Aşk Mı? 01-01-1970 03:00 Doğanın Katili / Çevreci 01-01-1970 03:00 Doğanın Kanunu 01-01-1970 03:00 Bal + Soğan! = Sincik 01-01-1970 03:00 Adalet! Adalet! 01-01-1970 03:00 Acı + Hüzün + Gözyaşı = Sevinç + Sevinç = Sevinç 01-01-1970 03:00 Babam ve Bekir Usta! 01-01-1970 03:00 Baba Diyebilir Miyim 01-01-1970 03:00