Bizim köylerde seçim zamanı geldi mi; öyle sandık kurulup oy at sıradan bir iş olmaz, resmen ortalık toz duman olur. Herkesin gözü döner, aklı karışır, dost düşmanların arasına girer. Dün selamı sabahı kesmiş adamlar, bugün kola gezmeye başlar; işte yine öyle bir dönemden geçiyoruz. Hatta öyle ki insana bakın, "Bu bir muhtarlık seçimi mi yoksa memleketin kaderi mi atanacak?" diye sormaktan sorumludurlar.
Daha dünyaya kadar uzanan kan kusturan, aynı kahvede oturmayan, selamı bile esirgeyen dört muhtar adayı; işler sarpa sarıp öğrencileri sahaya inince anidenbire “Birlik kapsamı, beraber hareket edelim” demeye başlıyor. Bak sen şu meseleyi cilvesine… Demek ki koltuk sallanınca düşmanlık da unutuluyormuş, eski defterler de kapanıyormuş. Ama köylü de saf değil; herkes görüyor ki bu birlik dedikleri dostluktan değil, korkudan doğuyor. Başka köyden gelen hesapçı, “Bende varım!” deyip gezmelerine hız verdi. Sabah akşam gezip duruyormuş. Bu köyde bunun farklı bir tabiri var da...
Bu sefer pabuç gerçekten pahalı. Çünkü genç adaylar, öyle eskiler gibi sadece kahvede kayıtlarda ahkam kesmiyor; kapı kapı geziyor, el sıkıyor, dert dinliyor, bir de üstünde samimi duruyorlar. İşte bu samimiyet var ya, eski kurtların bütün oyunlarını bozuyor. O yüzden esbabçı, kim nerede hata yapıyor diye delik arıyormuş. Yani hizmet yarışı değil; Bilindiği açık yakalama yarışı.
Köylü de ayrı bir alem… Ortalık bu kadar karışınca bir kısmı hemen eski muhtar olmuş görünüyor: “Ah o olsaydı da düzen bozulmasaydı…” diye. Ama eski muhtarın hedefini büyütmüş, “Ben artık ilçeye oynuyorum” diyormuş. Yani ortada bir düzenli var ve o düzenli öyle sıradan bir düzenli değil; içine girilebilen, çıkabilen de kendini lider zanneder.
Hal böyle olduğunda köyde yaşayanlar gelmiş, yıllar boyu süren da… Bayramdan bayrama görünenler, yurt dışından gelenler, hatta yolu bir kere düşmüş olanlar bile “Ben de adayım” demeye başlamıştı. Sayı böyle değişir ki insan saymayı bırakıyor bir yerden sonra. Herkesin içinde bir gülümsüyor ama gülüyor öyle içten falan değil; bildiğin “seçimlik” gülüşüyor… Sorsan köy için yanıp sönüyorlar ama Kahtalı Mıçı'nın ünlü sözüyle: “O ney la!”
Bir de genç günde var ki, şeyin rengi değişmiş durumda. Boş görüşme yerine çalışmaya başladı, aşiret olarak değiştirebilecekti, mahallesini toparlamış; yani laf değil, güç biriktiriyor. İşte bu durum karşı köyü de karıştırılmış. Orada da işler iyice çığırından çıkmış; aday sayısı elliyi geçmiş, kim kiminle, kim kime karşı belli değil. Tam bir kesmeş… Hani derler ya “Lastikler karıştı” diye, aynen öyle.
Ankara'dan gelen genç aday da nabzı yok etmiş, köylünün değişim isteğini görmüş, memnun mesut geri dönmüş. Ama eski kurtlar şu anda sahada... Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, eski numaralarla bu işi yapılacaklarını sanıyorlar. Oysa köylü artık eskisi gibi değil; kimin ne olduğunu, kimin ne zaman ortaya çıktığını çok iyi biliyor.
Ortada öyle bir tablo var ki; Yıldırım gibi çalışan var, ağırdan alıp nabza göre konuşan var, herkesin eli sıkıp gönülden kazanmaya çalışan var, sessiz sessiz ilerleyen var… Emlakçısından avukatına, esnafından bürokratına kadar herkes bu işin içinde. Hatta gurbetçiler bile “Bir muhtarlık da ben alayım” derdine düştü.
Ama işin en kirli tarafı da şu: Ortada dolaşan o seçim alımları… “Ben şunu tanırım, bunu bağlarım,” diye adayların çevresinde dolanıp kendi cebini doldurmaya çalışanlar… Bunlar her seçimin değişmeyen yüzü. Emek vermezler ama en çok onlar kazanmak ister.
Şimdi iki köyde hava gergin. Gruplaşmalar başlamış, dedikodular yürümüş, herkes bir noktada yamanma derdinde. Ama unutulan bir şey var: Bu köylü sandık başına geldi mi öyle kolay kandırılmaz. O çok güvendikleri eski kurtlukları da o yeni yetme hevesleri de bir anda boşalabilir.
Velhasıl; bu seçim öyle sıradan bir seçim değil; kimin gerçekten hizmet için geldiği, kimin sadece koltuğun peşinde koştuğunu bir imtihan. Ve görünen o ki bu seferi kazanan sadece oy alan değil, köylünün güvenini gerçekten kazanabilen ola
kocatascelil@gmail.com