Son günlerde, Itamar Ben-Gvir'in bir Türk sanatçısına yönelik kullandığı ifadeler, yalnızca bir polemik konusu değil; Aynı zamanda insanlık onuru, özgürlüğün özgürlüğü ve vicdanın sınandığı bir siyaset olarak karşımızda duruyor.
Görkem Sevindik'in Filistin'de yaşananlara dikkat paylaşımı sonrasında hedef toplama ve “asla baba olamayacaksın” gibi insanlığın dışı bir söylemle karşı karşıya kalması, siyasetin ne kadar sertleştiğini ve dilin nasıl bir silaha dönüştüğünü bir kez daha gözlerin önünde serdi.
Burada asıl Mesele, bir sanatçının ne söylediğinden çok, bir siyasetçinin nasıl konuştuğudur. Çünkü farklı vicdanın sesi olabilir; Ancak siyasetçi, sorumluluğun yöneticisidir. Bir devlet görevlisinin dili, bireysel öfkenin değil; toplumun aklının ve hukuk dili olmak zorundaydı.
Bugün dünyada yaşanan en büyük sorunlardan biri, gücünü elinde bulunduranların dili hoyratça kullanmaktır. Sert, tehditler ve aşağılamalar artık sıradanlaştırılmak isteniyor. Halbuki kelimeler yalnızca seslerden ibaret değildir; Bir toplumun ruhu şekillenir, yaralar ya da gelişir.
Bir sanatçıyı hedef göstermek, kişisel değerleri üzerinden aşağılamak ve tehdit dilini kullanmak ne demokrasiyle ne de insanlıkla bağdaşır. Bu olay bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Vicdan susturulamaz. Görkem Sevindik'in verdiği yanıt da aslında bu gerçeğin bulguları çiziyor. Baskıya karşı durmanın bir tercih değil, bir sorumluluğun ifade edilmesi; sanatçının ve sanatçının toplumun en güçlü aynalarından biri olduğunu gösteriyor.
Bugünkü mesele bir sanatçı ya da bir bakan meselesi değil. Mesele, insanın kalabilmesi meselesidir. Kelimelerin zehir mi, yoksa şifa mı dağıtacak karar verecek olan da yine çocuklarımız. Unutulmamalıdır ki; Güçlü olanın değil, haklı olanın sesi anında yankı bulur.
Tarih, insanlığa yalnızca geçmişi anlatmaz; aynı zamanda bugünün öğrenilebilmesi ve yarının öğrenilmesi için bir pusula sunar. Ancak bazı dönemler vardır ki, yaşananlar geçmişin karanlık sayfalarını hatırlatacak kadar ağır ve sarsıcıdır. Bugün dünyanın gözlerinin önünde yaşananlar, ister istemez Adolf Hitler döneminin acı hatıralarını yeniden duyurmayı planlıyor.
Benjamin Netanyahu politikalarında yürütülen politikalar ve özellikle sivillerin hedef alındığına, uluslararası kamuoyunda yükselen ortak eleştirilere, vicdan sahibinin birçok insanın bir sorusunu sormasına neden oluyor: İnsanlık, aynı hatalar yeniden mi yapıyor?
Elbette ki sanal figürleri birebir kıyaslamak kolay değildir ve her dönemin kendi koşulları vardır. Ancak Mesele sadece bir isim ya da bir ülke meselesi değil; Mesele, insana verilen değerin kademeli olarak yapılandırılmasıdır. Çocukların, kadınların, masum sivillerin hayatları kaybettiği tablo, hangi coğrafyada olursa olsun bilimin ortak utancıdır.
Hitler dönemi, sadece bir liderin değil, sessiz kalan yerlerde devam eder. Bugün de benzer şekilde uluslararası toplumun tepkileri çoğu zaman yetersiz kalmakta, strateji açıklamaları gerçek yöneticilerin önüne geçememektedir. Oysa tarih, sessizliğin de bir suçudur. Unutulmamalıdır ki; tarih sadece yazılanlardan değil, yaşananlardan ibarettir.
ceylaan222@hotmail.com