Kürtçede salgın hastalıklara “mitik” denir. Mitik bir salgın hastalıktan çok hastalığa yol açan bir bilinmeze verilen addır. Gözle görülmeyen, fark edilmeyen bir canlı varlıktan bahsedilirmiş. Biz şimdi ona “virüs-mikrop” diyoruz. Mitik geldiğinde insanlar kitleler halinde ölür, ölümleri durdurmak için doğaüstü güçlerden yardım dilemekten başka da başvuracakları çareleri yoktu. Ölümler o kadar çoğalırmış ki, ölüleri defnedecek adam bulunmazmış. Çoğu kez cesetler, cesedi defnedecek birilerin gelmesini beklermiş. Ölüler köy mezarlıkları dışında bir alana defnedilirmiş. “Vahşi hayvanlar cesetleri çıkarmasın” diye, mezarın başında ateş yakılırmış. İnsanlar mitik karşısında acz içinde, her şeyi kendi haline bırakırlarmış. Şimdilerde kimi devletlerin koronaya karşı sürü politikasını tercih ettikleri gibi. Salgının kendi kendine bitmesini beklerlermiş. Salgının olduğu yerleşim yerinde insanlar kendi dertleriyle baş başa kalırdı. Şimdiki gibi bir bütün dünyada (pandemi) yaşandığını bilmezdi.
Altıncı yüzyılda Roma’da İmp. Jüstinyen döneminde başlayan veba salgını Avrupa’da 30 ila 50 milyon arasında insanın ölümüne neden olmuştu. Tarih benzer salgınlarla dolu. Veba, kolera, kızamık, verem (tüberküloz), çiçek, grip, dizanteri, sıtma, menenjit, zatürre, tifo, tifüs, kuduz, brüselloz vb. salgınlar insanların kitle ölümlerine ve sakat kalmalarına neden oldu. İnsanlık bu hastalıklardan çok çekti, bugün korona virüsünden çektiği gibi. İnsanlık salgınlara karşı çare konusunda doğaüstü güçlerden medet umdu. Bunun çare olmadığı anlaşılınca hastalıklara karşı bilimsel yollar denendi, emek harcandı, sonuç alındı. Çarenin bilim olduğu kesinlik kazandı. Doğaüstü güçlerin çare olamayacağı anlaşıldı. Artık o dermansız hastalıkların çaresi var. Biz şimdi daha şanslıyız. Bugün insanlık salgınlara karşı daha bilgili, daha donanımlı. İnsanlık salgına karşı hep teyakkuzda. Bilim insanı harıl harıl çalışarak salgına karşı tedbir almaya çalıştı. Birçok hastalığa çare buldu. Bugün salgınlara karşı dünden daha hazırlıklıyız.
Olaya bir başka açıdan bakalım. İnsan doğanın bir parçasıdır. Aynen diğer canlılar gibi. Her canlının doğa üzerinde en az insan kadar hakkı vardır. İnsanın doğa üzerinde ne hakkı varsa, bir kurtçuğun, böceğin, kelebeğin, arının, sineğin de o kadar hakkı vardır. Çünkü her canlın doğaya dair bir işlevi, faydası var. Doğa bütün canlılarıyla, bütün yeşil alanlarıyla, sularıyla, havasıyla, yeşil alanlarıyla belli bir düzen içinde yaşar. Biz buna “eko sistem” diyoruz. Eko sistem doğada nizam bir canlının (insanın) organlarının işleyişine benzer. Herhangi bir organın zarar görmesi bütün bünyeyi etkiler.
Yaşamın kaynağı toprak, su, güneş, havadır. İnsan doğaya karşı hakimiyetini bencilce kullandı. İnsan doğayı hovardaca kullanmaya başladı. Su, hava kirletildi. Ormanlar büyük oranda yok edildi. Doğaya zarar verildikçe, doğanın sahip olduğu mekanizma zarar gördü. İnsan doğaya karşı adil olmadı. Halbuki doğa kendi içinde son derece adil bir mekanizmaya ile işler. Ormanlar yok edildiğinde, fabrika bacalarından zehirli gazlar havaya salınınca, çevremiz, denizlerimiz çöplerimizle kirletilince, doğa üzülmektedir. Doğa da kendisini bize karşı koruma refleksi hisseder. “Covit-19 ve diğer salgınlar doğanın intikamıdır” dersek yalan olmaz. Covit-19 günlerinde, insanların yaşamlarını sınırlandırması neticesinde doğanın adeta nefes aldığı görülmektedir. Havanın, suyun daha temiz, yeşilin daha canlı olduğu görülmektedir.
İlk salgının Çin’in Vuhan kentinde çıktığı belirtildi. Çin sahip olduğu devlet nizam ile doğayı hovardaca kullanmaktadır. Çin ilk salgını dünyadan gizledi. İtalya ile olan ticari ilişkiler ile salgın Vuhan’dan İtalya üzerinden Avrupa’ya sıçradı. Türkiye’nin bundan etkilenmemesi düşünülemezdi. Zaten, Türkiye sınırlarını mülteci girişlerine karşı korumada yetersiz kalıyor. Türkiye başta salgını ciddiye almadı. Türkiye salgına karşı tedbir almada ticaret ile sağlık arasında ikilemde kaldı. Ticareti öne alınca, tehlikenin büyümesi devlet ve millet için büyük sorun olmaya devam ediyor.
Bütün dünya Covit-19 karşısında aciz durumda. Bilim insanları aşı bulmak için büyük gayret içindeler. Kapitalist düşünce bu salgından nemalanmaya çalışıyor. Ülkeler arasında, bilim ahlakına yakışmayan hırçın bir yarış var. Korona virüs ve daha başka virüsler hep vardır. Bizimle birlikte yaşıyor. Uygun ortamı bulunca ortaya çıkar ve bize zarar vermeye başlar. Canlıların en hükmedici olanı insandır, insan hem kendini hem de doğadaki tüm canlıların belli bir düzen içinde yaşayacağı bir düzeni korumakla yükümlüdür.
mehmetsemsur@gmail.com
Not: 30.08.2020 tarihli Adıyaman'da Haber Gazetesi'nde yayımlanan köşe yazımdır.

EMİNE AKGÜN
Kapitalist düşünce bu salgından nemalanmaya çalışıyor.Ülkeler arasında, bilim ahlakına yakışmayan hırçın bir yarış var.
Çok doğru bir tespit ... 6 ay önce
Mehmet Akar
Spas dikim 6 ay önce