Bireyin Kendine Yabancılaşması

Aysel Kelekçi Özdemir

16-06-2026 11:02

 

İnsanın kendine yabancılaşması, yani geçmiş hayat tarzına ve inanış biçimine yabancılaşması, o düşünceleri söküp atması, kendine yabancılaşmasının gerçeğidir. İnsanın kendine yabancılaşması her hâliyle kötü değildir. Bilakis, değişimin ve gelişimin göstergesidir. Eski, basit düşüncelerine, atalar dinine, içinde yaşadığı toplumun gelenek, görenek ve hurafelerine saplanıp kalanlar kendilerine yabancılaşamazlar. Hatta bu kokuşmuş duruma saplanıp kalmaktan haz alanlar bile vardır. Çünkü geçmişine ve kendine yabancılaşmak kolay değildir. İçindeki “ben”i inşa etmek elbette ki can yakıcıdır. İnsanın yaşadığı ortamın kültürel özellikleriyle bütünleşmiş olması ve o kültürün dayattığı kendince doğrularından, algılarından kopması elbette ki kolay olmayacaktır.

İnsanın dünkü düşünsel pozisyonunu kendi içinde eleştirip ondan uzaklaşması ve onu onaylamıyor olması, kendine yabancılaşma değildir de nedir? Kendine yabancılaşmanın ürünü, kendini tanımak ve aydınlanmaktır. İçindeki bataklığı görerek o bataklıktan kurtulmaktır. Özgürleşmek aynı zamanda kendine yabancılaşmaktır ve kendi özgürlük algına göre davranmaktır. Özgür olmak kolay değildir. Özgürlük, kültürün var ettiği geçmişinden kopmaktır. Üzerindeki bilgi kirliliğini koparıp atmaktır. Birey olmaktır. Gel gör ki biz, daha dünyaya gelmeden önce neye inanacağımıza ve nasıl yaşayacağımıza dair her şeyin planlandığı bir toplumda doğarız. Böyle bir toplumda sen bir şeylerin ters gittiğinden bahseder, sorgularsan; sen onlara, onlar da sana içten içe yabancılaşırlar. Yeri gelir, duygularını paylaşacağın kimseyi bulamazsın. Anlaşılmamaktan korktuğun için konuşamaz, paylaşamaz ve sevemezsin. Dolayısıyla içinde bulunduğun durumda yalnız olduğun gibi, geçmişine karşı da yalnızsındır.

Kendini aşmayan her birey, kendine yabancıdır. Bireyin yabancılaşması, kendini özgürleştirmesi ve kendini aşması konusunu ele almamız gerekiyor… Birey, topluma yabancılaşırken ekonomik, sosyal ve kültürel etkilerin dışına çıkıp antisosyal (topluma karşı) bir kimliğe bürünerek uyumsuzluk temeline dayalı davranışlar sergiler. İçinde bulunduğu sorunları aşmakta zorlanmaya başlar. Toplum kurallarına yabancılaşmanın temel kaynağı, özünde çoğunlukla “akli dengesini yitirmiş olmak” olarak algılanır. Oysa bu, nedenlerden sadece biridir. Birey bu sürece gelmeden önce neler yaşadığı ve onu hangi etkenlerin etkilediği genelde göz ardı edilir. Bireyin bu hâle gelmesinde, toplumun üzerine yüklenen ekonomik sorunlar, geçinme kaygısı, işsizlik, yoksulluk, yaşam koşullarındaki bozulma ve depresyona dayalı bunalımın yarattığı kişilik değişimiyle ortaya çıkan davranış bozukluklarının yabancılaşmadaki temel etmenler olduğunu bilmekte yarar vardır.

Bireyin özgürleşmesi en temel konulardan biridir... Birey özgürleşirken ele alınması gereken; doğa ve toplum yasalarını sanatsal bir bakış açısıyla, yaratıcılık düzeyinde değerlendiren, görsel, işitsel ve iletişim alanındaki başarısını topluma yansıtan, sanatçı kişiliğiyle farklılaşan birey modelidir.

Özgür bireylerin doğa ve toplum yasalarını ele alış biçimleri, diğer bireylerden farklıdır. Her ne kadar ilgili bireyin sanatsal dürtülerini ortaya çıkarmasıyla özgürleşmiş olup olmadığı sorusu aklımıza takılabilse de aslında özgürlük, bireyin yalnızca yeteneklerinden ibaret değildir. Özgürlük, toplumu oluşturan bireylerin yaşam kalitesiyle doğrudan ilintilidir. Ekonomik özgürlüğü olmayan ne kadın ne de erkek düşünsel anlamda özgürdür. Yeteri kadar üretimden pay almayan toplum bireylerinin istediğimiz düzeyde özgürleşmesi mümkün değildir. “Yokluk, sofuluğu bozar.” diyen atalarımızın işaret ettiği tam da budur...

Kendimizi aşmak; birey özgürse, toplumun verdiği bilgilerin ötesine giderek yeni kaynaklar aracılığıyla kendini geliştirmesi, sanatsal, eğitimsel ve bilgi birikimini toplum yararına üretmesi ve diğer bireylere göre farklılığını bilgi birikimiyle ortaya koymasıdır. Böyle insanlar, bu özellikleriyle öne çıkan insan prototipleridir…

Bütün olumlu ve olumsuzlukların nedeni, sistemsel sorunların azlığı ya da çokluğuyla doğrudan bağlantılıdır. Doğada ve toplumdaki her gelişme, bir diğerinden bağımsız değildir. Her şey birbirine bağlıdır. Bu bağlılık, değişimin temel dinamiğini oluşturur. Değişim, olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir...

ayselozdemir063@gmail.com

DİĞER YAZILARI İki Şehrin Arasında 01-01-1970 03:00 Eşik 01-01-1970 03:00 İpte Asılı Düzen 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Telefonun Ucunda Yarım Kalan Hayat Nisan, İki Telefon ve Bir Eksik İnsan 01-01-1970 03:00 Günümüzün Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Çağdaşlaşma-Kadın Sorunu Kadın ve Tarih 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert Kapitalizmdir 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert: Kapitalizm 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Evde Kaybolan Çocuklar 01-01-1970 03:00 Askıya Alınmış Hayattan Uyanışa 01-01-1970 03:00 Bir Yaz Günü 01-01-1970 03:00 Savaşın Çocukları 01-01-1970 03:00 Ucuz Hayatlar 01-01-1970 03:00 Kültür ve Özgürlük 01-01-1970 03:00 Ateşten Süreç 01-01-1970 03:00 Küçük Eller, Büyük Kalp 01-01-1970 03:00 Fırın Sıcağında Sabır Pişer mi? 01-01-1970 03:00 Mahallenin Kalbi 01-01-1970 03:00 Kelimelerin Gücü 01-01-1970 03:00 Üsküdar’da Bir Güz Öğlesi 01-01-1970 03:00 Kültürel Saygı 01-01-1970 03:00 Parkın Sessizliğinde 01-01-1970 03:00 Gün Batımına Karşı 01-01-1970 03:00 Rüzgarda Sallanan Çamaşırlar 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Bölgemizin ve Şehrimizin En Önemli Sorunu? 01-01-1970 03:00 Betondaki Kına İzleri 01-01-1970 03:00 Bireyin Kendine Yabancılaşması 01-01-1970 03:00 Annelik Sanatı 01-01-1970 03:00 Doğanın Kucağında 01-01-1970 03:00 Yılın Beşinci Mevsimi 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Savaş, Göç ve Yoksulluk 01-01-1970 03:00 Modernizmin Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00