GÜNCEL
Giriş Tarihi : 30-01-2022 16:40   Güncelleme : 19-02-2022 23:23

Üsküdar İletişim’de Çalışan Gazeteciler Günü Paneli Gerçekleştirildi

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü tarafından 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında düzenlenen ‘Pandemi Sürecinde Sahada Gazetecilik’ konulu panel düzenlendi.

Üsküdar İletişim’de Çalışan Gazeteciler Günü Paneli Gerçekleştirildi

 

Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen çevrim içi panele, gazeteci ve sağlık editörü Sibel Bahçetepe, serbest gazeteci Yusuf Özgür Bülbül, gazeteci ve STK temsilcisi Selçuk Taşdemir, İHA Anadolu Yakası bölge müdürü Mustafa Biçer, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenleri ve öğrenciler katıldı.

Panelin açılışında bir konuşma yapan İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör, çalışan gazetecilerin gününü kutladı. Güngör, bu günün kutlamalarla geçmesini dilediğini fakat gazetecilerin çalışma koşullarının tatmin edici olmamasından dolayı biraz da hüzün dolu bir gün olduğunu ifade etti.

“212 sayılı kanun gazetecilerin en önemli güvencesi”

Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, panel konuşmacısı gazetecilere söz vermeden önce 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü hakkında bilgiler verdi. İrvan, 10 Ocak 1961 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 212 sayılı Basın İş Kanunu’nun çok önemli bir kanun olduğunu, bu kanunun bugün birtakım eksikliğine rağmen gazetecilerin en önemli güvencesi durumunda olduğunu belirtti. Bu kanunun gazetecilere çok önemli haklar tanıdığını ve gazeteciliği toplum nezdinde çok önemli bir meslek olarak konumlandırarak güvence verdiğini aktardı. Süleyman İrvan, Türkiye’de ciddi anlamda bir gazeteci işsizliği sorunu olduğunu, bunun yanında, internet medyasının henüz bir yasal çerçeveye kavuşamadığını, basın kartı meselesinin objektif kriterlere uygun biçimde çözülmediğini dile getirdi. İrvan, basın özgürlüğü konusunda da var olan sorunların herkesin malumu olduğunu vurguladı.

“Pandemi sürecinde gazeteciler arasında da ayrımcılık arttı”

Pandemi döneminde yerel medyanın durumunu ve muhabirlerin sahada neler yaşadığını anlatan serbest gazeteci Yusuf Özgür Bülbül, “Aynı zamanda serbest haberci olduğum için biraz ona da değinmek isterim. Serbest habercilik freelance dediğimiz, kaşeli muhabirlik, yurt muhabirliği ya da serbest haberci dediğimiz isimlerle daha çok karşımıza çıkıyor. İHA’da da sanırım kaşeli ya da serbest haberci arkadaşlar vardır. Daha çok ajanslar üzerinden yürüyor ve TRT ve Anadolu Ajansı’nda çok daha yaygın. Bu dönemde freelance habercilik çok yayıldı. Kişiler bireysel olarak çeşitli ulusal ve yerel mecralara haber yaptılar. Pandemi sürecinde gazeteciler arasında da ayrımcılık arttı. Eşit bir şekilde haber kaynaklarına erişilmedi, bunu da söylemek gerekiyor. Tanınan, sarı basın kartı olan, İletişim Başkanlığı’nda kaydı olan gazetecilere pandemi sürecinde birer hijyen seti verilirken ya da çeşitli farklı imkânlara erişilirken, serbest gazetecilerin, yerelde çalışan ve basın kartı olmayan gazetecilerin bu imkâna sahip olmadıklarını belirtmek istiyorum. Yerel basınla ilgili dönüşümden de bahsetmem gerekiyor. Pandemi sürecinde okullar kapalı olduğu için, okullar yerel basın için ciddi ilan kaynaklarıdır. Okullar hizmet alım ihalesini yerel gazeteler üzerinden yaparlar. Bu ihalelere çıkılmadığı zaman da yerel gazeteler ciddi bir şekilde bu süreçten etkilendi. Pandemi süreci bazı illerde birleşmeleri tetikledi. Bazı küçük illerde gazetelerin birleşmesi söz konusu oldu. İlan alan beş, on gazete varken bu bir ya da iki gazete olarak sanırım en az iki gazete olacak şekilde birleşmeler oldu. Yine bu süreçte yerel basında Basın İlan Kurumu’nun oluruyla dönüşümlü yayıncılık başladı. Dönüşümlü yayıncılıkta örneğin yedi gazete bulunan ilde her gün bir gazete çıktı ve o gazete haftada bir kez çıkmış oldu. Dolayısıyla orada çalışan gazeteciler de haftada bir ya da iki gün çalışmış oldu, pandemi sürecini bu şekilde değerlendirdiler” dedi.

 “Kısır çekişmelerden uzaklaşarak gazetecilik mesleğinin sorunlarına odaklanmamız gerekiyor”

Konuşmasına 10 Ocak Çalışan Gazeteciler gününü kutlayarak başlayan gazeteci ve STK temsilcisi Selçuk Taşdemir, “Bizler için önemli bir gün. Biz şuna inanıyoruz, bir mesleğin etiği ve denetimi olmalı. Pandemi sürecinde özellikle yerel medya ve genel anlamda ulusal medya hem ekonomik hem sosyal çok ciddi sıkıntılar yaşadı. Haber peşinde koşarken birçok olumsuzluklarla karşılaştı, maaş alamamaktan tutun da işsiz kalmaya kadar birçok sorun yaşadık. Biz bunları gerek STK’lar bazında gerek diğer platformlarda muhataplarına iletmeye çalışıyoruz. Pandemi sürecinde ciddi anlamda zorluklar yaşadık. Bu süreçte gazeteciliğin önemi daha iyi anlaşıldı. STK’ların, meslek örgütlerinin biraz daha örgütlü davranması lazım. Kısır çekişmelerden uzaklaşarak gazetecilik mesleğinin sorunlarına odaklanmamız gerekiyor. Ben buna inanıyorum. Bu noktada da gazeteci dostlarımızın, gazeteci adaylarımızın birlikte bizlere omuz vererek güzel işler yapmamızdan yanayım. İletişim fakülteleri yüzlerce öğrenci mezun veriyor ve maalesef bu mezunlar kendi alanlarında işlerini yapamıyorlar, farklı meslek kollarına yöneliyorlar. Onun dışında, medya okuryazarlığını da çok önemsiyorum. Medya okuryazarlığı noktasında adım atamıyoruz. Önüne gelen gazete kurabiliyor veya sosyal medya gazeteciliği yaparak, ‘ben de gazeteciyim, şu kadar tıklanma aldım, şu kadar beğeni aldım’ diyerek kendini avutuyor ama kendini yetiştirmek adına en ufak adım atamıyor” dedi.

 “Medya kuruluşlarında istihdam edilen sağlık muhabirlerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor”

Gazeteci ve sağlık editörü Sibel Bahçetepe, Türkiye’de koronavirüs vakaları görülmeye başladığı zaman, uzmanlaşmış sağlık muhabirliğinin önemini anladığımızı belirtti. “Türkiye koronavirüs salgınına nasıl hazırlıksız yakalandıysa medya da hazırlıksız yakalanmıştı” diyen Sibel Bahçetepe, medya kuruluşlarında istihdam edilen sağlık muhabirlerinin sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olduğunu ifade etti. Sibel Bahçetepe, Daha önceden her gazete ve televizyonun mutlaka sağlık muhabirleri olduğunu büyüklerimiz bize anlatırdı. Ben sağlık muhabirliğini on sekiz yıldır yapıyorum. On sekiz yıldır bu alanda çalışırken şunu fark ettim: bizden önce bu sektörde olan abilerimiz ablalarımız için eskiden Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin içerisinde sağlık muhabirlerinin alanı vardı, Çapa’da da öyle, Cerrahpaşa’da da aynı şekilde. Gelinen noktada bırakın artık buralarda muhabirlerin olmasını, medya kuruluşlarında bile uzman muhabirler kalmadı. Şu andaki sayı dediğim gibi çok çok az. Koronavirüs pandemisiyle birlikte uzman kişilerin önemi anlaşıldı aslında. Çünkü doğru bilgiye, doğru kaynaklara en hızlı ve en doğru şekilde ulaşan kişiler sağlık muhabirleriydi. Bizler yıllardır bu alanın içerisindeyiz, alanın uzman kişilerinin kim olduklarını çok daha iyi biliyoruz” şeklinde konuştu.

“Evden çalışma sistemi bizlere bambaşka bir ortam sundu”

Pandeminin başlangıç döneminde çektikleri zorluklara da değinen Sibel Bahçetepe, “Salgının başında herkes şaşkındı. Dünya ilk defa böyle bir şeyle karşı karşıya kaldı. Biz sağlık muhabirleri olarak o dönemde doktorların ekipman eksikliğini, maske eksikliğini gündemimize taşımaya çalışırken, yoğun bakımlara gidip çekim yapmak zorunda olan arkadaşlarımız da bu problemlerle karşı karşıya kaldı çünkü birçok meslek kuruluşunda ne yazık ki bu ekipmanlar bile yoktu. Öyle olunca tabii ki medya mensubu açısından da benzer sıkıntılar yaşandı, sonra evden çalışma sistemine geçildi. Evden çalışma sistemi bizlere bambaşka bir ortam sundu. Bizler muhabirler olarak, alanlarda çalışan insanlar olarak ‘Nasıl çalışacağız? Bu alana adaptasyonumuz kolay olacak mı? endişesi yaşadık. Yeni bir gündemimiz de oluştu tabii burada. Bir taraftan internet üzerinden masa başında gazetecilik yapmaya ve görüşler almaya çalıştık, diğer taraftan zaman zaman dışarı çıkıp herkesin girmekten korktuğu alanlara maskelerimizi takarak, önlüklerimizi giyerek girmeye çalıştık. Tabii ki zorlukları oldu ama bizim işimiz buydu. Bizler hastanelerde de zaman zaman problemler yaşadık. Yoğun bakımlarda çekimler yapmak isterken tabii kolay kolay izinler de çıkmadı o dönemlerde. Biraz da böyle muhalif basında olduğunuz zaman girişleriniz diğer kuruluşlara göre biraz daha zor oluyor. Bunlar da yaşandı” dedi.

“Bilim dışı iddiaları gazetemize taşıyamayız”

Aşı karşıtlığıyla ilgili de konuşan Sibel Bahçetepe, “Şu anda bir aşı karşıtlığı da var. Zaman zaman gazeteye, ‘Neden sürekli aşılarla ilgili haber yapıyorsunuz, aşı karşıtlarının söylemlerine neden yer vermiyorsunuz? Bizler aşı olmak istemiyoruz. Aşı olmadığımız için toplu taşımaya binemiyoruz, sinemaya gidemiyoruz. Bu bizim hakkımız değil mi?’ diyorlar. Biz gazeteci olarak elbette herkesin her söylediğini gündeme getiremeyiz. Bilim dışı iddiaları gazetemize taşıyamayız. Biz bilim ne söylüyorsa onu haber yapmak durumundayız” diye konuştu.

 “Gazetecilik sokak mesleğidir”

Ajans haberciliğinin pandemide yaşadığı zorlukları anlatan İHA Anadolu Yakası Bölge Müdürü Mustafa Biçer, “Ajans haberciliği Türkiye’de hatta dünyada da yayımlanan haberlerin yüzde seksenini oluşturur. Ajansların teşkilatlanması ve habere ulaşması, personel sayısı, diğer medya kuruluşlarına göre daha fazladır ve sürekli sahada hizmet verirler. Biz de tabii ki dünyada da olduğu gibi pandemiye hazırlıksız yakalandık. Pandemide öğrendiğimiz konular oldu, üstesinden gelmeye çalıştığımız noktalar oldu. Biliyorsunuz gazetecilik sokak mesleğidir, yani genelde sokaktaki bilgileri toplarsınız ve topladığınız bilgileri kamuoyuyla paylaşırsınız. Kamuoyunun bilgi alma hakkını medya aracılığı ile sağlarsınız. Biz de pandemide bu hizmeti vermeye devam ettik. Biz pandemide dönüşümlü çalışma sistemine geçtik. Muhabirlerin bir kısmı çalışırken bir kısmı izin yapıyordu. İçlerinden bazı arkadaşlarımız pandemide sürekli çalışmak istedi. Biz de onların kendi hakları doğrultusunda bunu sağladık. Zor bir süreçti, ilk zamanlarda bayağı tedirgin bir yaklaşımımız vardı. Çünkü bulaşıcı bir hastalık, bizim de sağlık haberleri yapmamız gerekiyor ve gündemin büyük bir çoğunluğu sağlık haberi ile geçiyordu. Muhabirlerimizi hastaneye göndermemiz gerekiyordu, yoğun bakımlara sokmamız gerekiyordu ya da sokaktayken kalabalık yerlerdeki haberleri yapmaları gerekiyordu. Hepsi muhabirler için bir risk oluşturuyordu. Özellikle yoğun bakımlara girmeler oldukça riskli bir durumdu. Şirketimiz bu konuda bütün tedbirleri aldı ve hijyen koşullarını sağladı. Bunun yanında, haber sayımızda da inanılmaz bir artış oldu. İhlas Haber Ajansı olarak günlük ortalama beş yüz görüntülü haber, bin beş yüz tane de fotoğraflı yani yazılı haber geçiyorduk. Pandemi döneminde bu yedi yüz elli ve üzeri görüntülü habere, iki bin beş yüz üzeri de yazılı ve fotoğraflı habere dönüştü. Farklı bir haber konseptine geçmiştik. Bu da bizim ve personelimiz üzerinde inanılmaz bir yük oluşturmuştu” ifadelerini kullandı.