Bir Yaz Günü

Aysel Kelekçi Özdemir

04-02-2026 10:51

 

Ağustos’un son haftasının Perşembe günüydü. Sabahın dolu dolu enerjisi ve buluşmanın heyecanıyla daha önce planladığımız saatte yola çıktık. Uzun zaman olmuştu, ayrıydık. Buluşmamızı kutlayacaktık biraz da. Hava çok üzmeyen ve yormayan bir ortam sunmuştu. Sıcak denemez, serin de değildi. Doğa, yaz olgunluğunu yaşıyordu, güze dönüyordu mevsim. Böcekler kuşlara eşlik ediyor, mevsimin son şarkılarını söylüyorlardı. Rüzgâr da boş durmuyor, seslere eşlik ediyordu.

Karışık doğa kokusu yalayıp geçiyor, içimizi rahatlatıyordu. El ele yürüyorduk. İnsanın az olduğu yerler ne kadar da huzurluydu, ne kadar da sessizdi böyle. Uzakta bir koyun sürüsü görülüyor, çobanın sürüye hitaben bizce anlamsız sesleri duyuluyordu. Bir meşe ağacının altında oturmuştu. Yüzünde rahatlığın ve huzurun çizgileri bir yazı gibi okunuyordu adeta..! Uzaktan başımızla selamladık çobanı. Yürüyorduk, sevdiğimin de yüzünde mutluluk izleri vardı, birbirimize bakıp sessizce gülümsedik. Yorulmuştuk, yolun kenarında bir ağaca sırtımızı dayayıp az nefeslendik. Sevdiğim adamın dilinde Neşet Ertaş’ın sevdiği bir türküsünün kırık dökük mısraları. El ele tutuşup önümüzdeki yokuşu çıkınca çocukluğumuzdan beri geldiğimiz çeşmeye ulaşacaktık. Sevdiğimle yürüyor, özgürce koşuyorduk. Yazmamı elime alıp, hiç açmadığım saçlarımı rüzgârın eline verdim, savursun diye. Çok mutluyduk.

Yolda yürürken önümüze çıkan yokuş ve tümsekleri bir bir aşıp nihayet çeşmeye rast gelmiş, hemen oturmuştuk. Kana kana içmiştik berrak, buz gibi suyundan. Çeşme başları her zaman gençlerin ve sevgililerin buluşma yeri olmuştur. Biz de öyle yaptık. Kim bilir bu çeşme neleri gizlemekte, ne acı ve tatlı hatıraları barındırmakta koynunda. Çeşme köyden uzak, kuytu bir yerdeydi. Suyun sesinin büyüsüne kapılmıştık. Kanımız kaynıyor, sevgi ile bakıyordu gözlerimiz. Ellerimiz birleşti aniden! Bütün hücrelerimiz birleşmiş, kalbimiz bir atar olmuştu. Adeta yazın verdiği coşkudan ikimiz de sarhoş gibiydik.

Özlemiştik birbirimizi. Hasretimizden kelimeler bile sıcacıktı, naif ve zariftiler. Sevgi bizim için ilaç gibiydi, aşk ise huzurun dünyası. En gizemli, en güzel vakitler hislerin ve isteklerin yoğun olduğu demlerdi bizim için. Bizim dünyamızda her şey vardı. Küçücük şeylerle mutlu oluyorduk. Hislerimiz sımsıcaktı. Sevgimizi ölçecek ve anlatacak kelime bulamıyorduk. Bazen birbirimizin kokusunu bile hissediyorduk. “Özledim,” dedi, uzatıp ellerini saçlarıma dokundurarak. “Çok özledim, hem de,” dedi sevdiğim adam. Ne zaman gülse, şakaklarındaki bütün o ince kırışıklıklar da gülüyordu. Grileşmiş saçları olgunluk vermiş, daha çok yakışmıştı. Geçmişin anılarını anarken, acıktığımı hissetmiş gibi elini cebine atıp, benden habersiz topladığı küçük yaban meyvelerini çıkarıp avuçlarıma boşalttı. Çocukça bir mutluluk duymuştum; gülüşerek ve birbirimizin gözlerinin içine bakarak yedik.

Zaman su gibi akıp gitmişti. Güneş ufuğa iyice yaklaşmış, kızıllığına gömülmeye başlamıştı. O anı seyrederken yakınlardan bir ses geldi, ikimiz birden o yana döndük; ses kesildi, tekrar geldi, tekrar baktık... Biraz ürperince sevdiğim bana sarıldı ve “korktun mu?” dedi. Sustum, iyice sokuldum, aslında biraz korkmuştum. O, benim korktuğumu anlayıp kolunu omzuma atıp kendine doğru çekti. Şefkat ve sevgi ile karışık bir hisle, yüzüme bakarak gülümsüyordu, benimle güvendesin dercesine. Ben her ne kadar korksam da kendimi onun yanında ve kollarında güvende hissediyordum. Bir süre sonra sevdiğim, içim rahat etsin diye etrafı dolaşmaya başladı. O etrafta gezinirken sesi bir kez daha duyduk. Kaynağını bulmuştuk sonunda. Çeşmenin biraz arkasında, hafif sağa yatmış yaşlı palamutun dallarına tüneyen baykuştu bu ürkütücü sesin sahibi. Baykuş, “Artık geç oldu. Hadi evinize.” diyor herhalde, dedim. Bunun üzerine birbirimize bakıp gülmeye başladık. Korkum geçmişti. Gün yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Ayın ışığı görünmekteydi. Ne de çabuk geçmişti saatler. Güzel bir günün sonunda eve doğru yola koyulduk.

ayselozdemir063@gmail.com

DİĞER YAZILARI Eşik 01-01-1970 03:00 İpte Asılı Düzen 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Telefonun Ucunda Yarım Kalan Hayat Nisan, İki Telefon ve Bir Eksik İnsan 01-01-1970 03:00 Günümüzün Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Çağdaşlaşma-Kadın Sorunu Kadın ve Tarih 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert Kapitalizmdir 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert: Kapitalizm 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Evde Kaybolan Çocuklar 01-01-1970 03:00 Askıya Alınmış Hayattan Uyanışa 01-01-1970 03:00 Savaşın Çocukları 01-01-1970 03:00 Ucuz Hayatlar 01-01-1970 03:00 Kültür ve Özgürlük 01-01-1970 03:00 Ateşten Süreç 01-01-1970 03:00 Küçük Eller, Büyük Kalp 01-01-1970 03:00 Fırın Sıcağında Sabır Pişer mi? 01-01-1970 03:00 Mahallenin Kalbi 01-01-1970 03:00 Kelimelerin Gücü 01-01-1970 03:00 Üsküdar’da Bir Güz Öğlesi 01-01-1970 03:00 Kültürel Saygı 01-01-1970 03:00 Parkın Sessizliğinde 01-01-1970 03:00 Gün Batımına Karşı 01-01-1970 03:00 Rüzgarda Sallanan Çamaşırlar 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Bölgemizin ve Şehrimizin En Önemli Sorunu? 01-01-1970 03:00 Betondaki Kına İzleri 01-01-1970 03:00 Bireyin Kendine Yabancılaşması 01-01-1970 03:00 Annelik Sanatı 01-01-1970 03:00 Doğanın Kucağında 01-01-1970 03:00 Yılın Beşinci Mevsimi 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Savaş, Göç ve Yoksulluk 01-01-1970 03:00 Modernizmin Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00