En Büyük Dert Kapitalizmdir

Aysel Kelekçi Özdemir

26-03-2026 16:13

 

Mutluluğu, huzuru, saadeti ve güven üzerine inşa edilmiş sevgiyi önce kendi yuvamızda yeşertmeliyiz. Kendi hanemizde yetiştiremediğimiz çiçekleri, başkalarının bahçesinde büyütmeye çalışmanın hiçbir anlamı yoktur. Aile huzursuzsa toplum da huzursuzdur. Ailede belli bir tertip, düzen ve disiplin yoksa, toplumda da bunların varlığından söz edilemez. Zira aile, toplumun mihenk taşıdır.

Kapitalist sistemin, aile mefhumunu sömürü çarkları arasında ezdiği açıkça ortadadır. Bir tarafta haddi hesabı olmayan, tüketim çılgınlığına dönüşmüş bir israf; diğer tarafta ise bencilleşen ve giderek daha da duyarsızlaşan bir toplum vardır. “Ben iyi yaşayım da kim ölürse ölsün” anlayışı, ne yazık ki hayatın merkezine yerleşmiş durumdadır.

Örneğin, asgari ücretle çalışan bir adam; evin kirasını mı ödesin, faturalarını mı yetiştirsin, yoksa kapitalizmin etkisi altında şekillenen aile bireylerinin gereksiz harcamalarına mı yetişsin? Açıkçası bencillik ve duyarsızlık had safhaya ulaşmıştır. Kadın, kocasının kazandığı paraya göre hareket etmiyor; çocuklar ise alacakları ayakkabı, elbise ve benzeri ihtiyaçlarını babalarının maaşına göre belirlemiyor. Moda denilen illetin etkisinde kalarak, revaçta olan gösterişli ürünleri tercih ediyor, arkadaş çevresine karşı “havalı” görünmenin peşine düşüyorlar.

Onlar için önemli olan, çevreden gelen övgü ve beğenidir. Ancak, belirli bir düzen içinde hayatını sürdüren babalarının ne iş yaptığı, günde kaç saat çalıştığı, ne kadar uyuduğu, borçla yatıp borçla kalkmasının ruhunda ne tür yaralar açtığı, ne kadar büyük ıstıraplar yaşadığı ise çoğu zaman umurlarında bile olmuyor.

Hal böyle olunca, aile içinde kırılmalar meydana geliyor. Aşkın, sevginin ve muhabbetin mekânı olması gereken aile ocağında; yavaş yavaş merhametsizlik, birbirinin hakkına ve hukukuna riayet etmeme, yalan ve ihanet baş göstermeye başlıyor. Kapitalist yaşam tarzının beraberinde getirdiği yoksulluk; samimiyeti, sevgiyi ve güveni zamanla yok ediyor.

Oysa hayat, belli kanunlar çerçevesinde işleyen bir düzene sahiptir. Dünya kurulduğundan beri kâinat, kendi işleyişinden sapmadan dengeli bir şekilde hareket etmektedir. Allah, refahı, huzuru ve mutluluğu bozacak hiçbir yasa koymamıştır. Dünyayı donuklaştıran, kan gölüne çeviren; dostluğu ve kardeşliği yok eden şey, toplumun yanlış ve katı kurallarıdır.

Kapitalist sistem, kendisine bağımlı hâle getirdiği insanı kendi ağına hapsederek özgürlüğünü elinden almıştır. Bir lokma ekmeğe muhtaç olan insanlar, hangi şartlar altında yaşarlarsa yaşasınlar, mevcut işlerini kaybetmemek adına birçok yanlışa göz yummakta ve sessiz kalmaktadır.

Kapitalizm; sermayenin mutlak egemenliğine dayalı bir sistemdir. Toplumsal bütün değerler ve ilişkiler, paranın gücüne göre şekillenmektedir. Özünde bu, sınıfsal bir ayrımdır. Bir yanda her şeye sahip olan sermaye kesimi; diğer yanda ise hem üretip hem de ürettiğine ulaşamayan, çoğunluğu oluşturan emekçi kesim vardır.

Buradaki temel sorun şudur: Üretenler, neden ihtiyaç duydukları emtialara ulaşamamaktadır? Sermaye, üretim araçlarını elinde bulundururken tek düşündüğü şey; artı değer yaratarak daha fazla kâr elde etmektir. Kapitalist toplumlarda sermayenin devletle organik bir bağı vardır. Devletin şemsiyesi çoğu zaman sermayenin üzerinde durur. Devleti elinde bulunduran sermaye çevreleri ve uluslararası güç odakları, bir ülkenin politik konumunu belirlerken; özellikle geri bıraktırılmış ülkelerde, kendi hizmetçisini ve sadık bekçisini de tayin etmektedir.

Devlet, sermaye çevrelerini sınıfsal anlamda emekçilere karşı korurken; işçilerin en haklı talepleri karşısında dahi çoğu zaman şiddeti tercih etmektedir. Uluslararası sermayenin tüketim ve yozlaşma kültürü topluma sirayet ettiği andan itibaren, yetişen çocukların bu kültürün etkisi dışında kalması neredeyse imkânsız hâle gelmektedir.

Devletin resmî kurumları, kişi başına düşen millî geliri açıklarken ortaya koydukları rakamların toplum nezdinde inandırıcılığı oldukça zayıftır. Çünkü toplumun büyük çoğunluğunun millî gelirden yeterince pay almadığı apaçık ortadadır.

Bu durumda yapılması gereken şey bellidir: Üretenlerin örgütlü bir siyasal güç hâline gelmesi artık kaçınılmazdır. Aksi takdirde sermayenin sömürüsü istisnasız bir şekilde devam edecek ve bizler kölece çalışmaktan kurtulamayacağız.

Bir ülkede en temel ihtiyaç; özgürlük, demokrasi ve hukuk olmalıdır. Bunların sağlanabilmesi için üretenlerin doğrudan yönetime katılması ve siyasal bir güç olarak varlığını hissettirmesi şarttır. Daha paylaşımcı, daha adil ve daha özgür bir dünya umuduyla; mutluluk dolu yaşamlar diliyorum.

ayselozdemir063@gmail.com

DİĞER YAZILARI Eşik 01-01-1970 03:00 İpte Asılı Düzen 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Telefonun Ucunda Yarım Kalan Hayat Nisan, İki Telefon ve Bir Eksik İnsan 01-01-1970 03:00 Günümüzün Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Çağdaşlaşma-Kadın Sorunu Kadın ve Tarih 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert: Kapitalizm 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Evde Kaybolan Çocuklar 01-01-1970 03:00 Askıya Alınmış Hayattan Uyanışa 01-01-1970 03:00 Bir Yaz Günü 01-01-1970 03:00 Savaşın Çocukları 01-01-1970 03:00 Ucuz Hayatlar 01-01-1970 03:00 Kültür ve Özgürlük 01-01-1970 03:00 Ateşten Süreç 01-01-1970 03:00 Küçük Eller, Büyük Kalp 01-01-1970 03:00 Fırın Sıcağında Sabır Pişer mi? 01-01-1970 03:00 Mahallenin Kalbi 01-01-1970 03:00 Kelimelerin Gücü 01-01-1970 03:00 Üsküdar’da Bir Güz Öğlesi 01-01-1970 03:00 Kültürel Saygı 01-01-1970 03:00 Parkın Sessizliğinde 01-01-1970 03:00 Gün Batımına Karşı 01-01-1970 03:00 Rüzgarda Sallanan Çamaşırlar 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Bölgemizin ve Şehrimizin En Önemli Sorunu? 01-01-1970 03:00 Betondaki Kına İzleri 01-01-1970 03:00 Bireyin Kendine Yabancılaşması 01-01-1970 03:00 Annelik Sanatı 01-01-1970 03:00 Doğanın Kucağında 01-01-1970 03:00 Yılın Beşinci Mevsimi 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Savaş, Göç ve Yoksulluk 01-01-1970 03:00 Modernizmin Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00