Fırın Sıcağında Sabır Pişer mi?

Aysel Kelekçi Özdemir

01-01-2026 20:05

 

Urfa’da fırıncı olmak, sadece hamurla değil, insanla da uğraşmak demektir. Ve inanın bana, bu topraklarda fırıncılık bir meslekten çok daha fazlası… Bazen denk geliyorum, ağzım açık kalıyor. O fırıncı, o sıcaklığın, o telaşın, o tahammülsüzlüğün içinde hâlâ ayakta. Hayran kalmamak elde değil. Urfa sıcağında ekmek pişiren değil, sabır pişiren insanlar onlar.

Sabah ezanıyla açılan kepenkler, gün doğmadan yoğrulan hamurlar, tandıra verilen emek… ama en zoru: tezgâhın diğer tarafı. Çünkü müşteri, çoğu zaman ne sıcağı görüyor ne emeği. “Benimki pişti mi?” diye başlıyor, “Senden sonra gelen aldı, ben hâlâ bekliyorum!” diye devam ediyor. Fırıncının alnındaki terle müşterinin sesi yarışıyor. Bu şehirde ekmek kavgası, bazen kelimenin tam anlamıyla “kavga”ya dönüşüyor.

Urfa’nın sıcağı malum. Gölgesiz yolda iki dakika yürüyünce insan kendinden geçiyor. Sık sık kesilen elektrik kesintisinden dolayı herkes zaten sinir küpüyse… O fırının önünde sabır tükeniyor, tahammül sıfırlanıyor. Bir de herkes kendi ekmeğinin “öncelikli” olduğunu düşünüyor. Sırayı beklemek mi? O da ne! “Ben tandırlık demiştim,” diyor biri. “Bana sıcak ver,” diyor öteki. “Yoksa çocuklar yemez!” diye dert yanan da var. Herkesin ekmeği derdiyle kabarıyor.

Ben bazen dışarıdan izliyorum. Fırıncının bakışları çok şey anlatıyor. Sessiz bir isyan, içten bir ‘yeter artık’… Ama o yine hamura dönüyor, bir sonraki lavaşı çeviriyor. Kimse duymuyor onun iç sesiyle konuşmasını. Belki akşam eve vardığında eşi “bugün nasıldı?” diye sorduğunda o sadece, “yoğundu” diyor. Ama o ‘yoğun’ kelimesinin içinde kaç öfke, kaç bağırış, kaç kırılmış sabır var; kimse bilmiyor.

Urfa’nın havasından mı, suyundan mı bilmiyorum ama insanlar gerçekten gergin. Asık surat, yüksek ses, sabırsız bekleyiş… Belki de her birimiz biraz pişsek iyi olur. Fırıncı gibi, içten içe. Sabırla, ateşle, alın teriyle. Ve bu yüzden diyorum: Urfa’da fırıncı olmak yürek ister. Hamura değil, insana yoğrulan bir yürek.

ayselozdemir063@gmail.com

DİĞER YAZILARI Eşik 01-01-1970 03:00 İpte Asılı Düzen 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Telefonun Ucunda Yarım Kalan Hayat Nisan, İki Telefon ve Bir Eksik İnsan 01-01-1970 03:00 Günümüzün Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Çağdaşlaşma-Kadın Sorunu Kadın ve Tarih 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert Kapitalizmdir 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert: Kapitalizm 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Evde Kaybolan Çocuklar 01-01-1970 03:00 Askıya Alınmış Hayattan Uyanışa 01-01-1970 03:00 Bir Yaz Günü 01-01-1970 03:00 Savaşın Çocukları 01-01-1970 03:00 Ucuz Hayatlar 01-01-1970 03:00 Kültür ve Özgürlük 01-01-1970 03:00 Ateşten Süreç 01-01-1970 03:00 Küçük Eller, Büyük Kalp 01-01-1970 03:00 Mahallenin Kalbi 01-01-1970 03:00 Kelimelerin Gücü 01-01-1970 03:00 Üsküdar’da Bir Güz Öğlesi 01-01-1970 03:00 Kültürel Saygı 01-01-1970 03:00 Parkın Sessizliğinde 01-01-1970 03:00 Gün Batımına Karşı 01-01-1970 03:00 Rüzgarda Sallanan Çamaşırlar 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Bölgemizin ve Şehrimizin En Önemli Sorunu? 01-01-1970 03:00 Betondaki Kına İzleri 01-01-1970 03:00 Bireyin Kendine Yabancılaşması 01-01-1970 03:00 Annelik Sanatı 01-01-1970 03:00 Doğanın Kucağında 01-01-1970 03:00 Yılın Beşinci Mevsimi 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Savaş, Göç ve Yoksulluk 01-01-1970 03:00 Modernizmin Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00