Üsküdar’da Bir Güz Öğlesi

Aysel Kelekçi Özdemir

18-12-2025 09:07

 

Sırtımıza Eylül güneşini almış, Üsküdar Meydanı’nın kenarına iliştirilmiş eski ahşap taburelerde oturuyorduk Kadir Bal’la. Masamızda ince belli bardakta demli çaylar, dudaklarımızdaysa gündelik hayatın tortusu. Konu konuyu açıyor, memleketin halinden girip insanlığın yorgunluğuna varıyorduk. Kadir’in sesi her zamanki gibi sitemli, ama içinde hâlâ umut taşıyan bir tınıyla doluydu.

Yan masaya usulca bir kadın oturdu. Sessizdi, dikkat çekmeyen bir zarafeti vardı. Çantasından önce bir sigara paketi, ardından bir not defteri ve Steve Kother’in “Hatırla” kitabını çıkardı. Sayfaları gelişigüzel karıştırdı, sonra kapatıp garsona yöneldi. Göz ucuyla izledim onu. Bilmediği bir şey vardı; tüm günün yorgunluğunu bir çırpıda silivermişti bende, yalnızca varlığıyla.

Güneş gökyüzündeki yürüyüşünü yavaşlatmış, ışığını kadife bir örtü gibi seriyordu üzerimize. Kadir ayağa kalktı, "Ben kasaya uğrayıp geliyorum," dedi. Başımı salladım. O an, yanımdaki boşluğu fırsat bilip hanımefendiye döndüm.

“Steve iyi bir yazar,” dedim, “bu kitabı da ayrıca güzel.”

Başını kaldırdı, göz göze geldik. Hafifçe tebessüm etti, sonra beklemediğim bir samimiyetle ayağa kalktı.
“Ben Burcu,” dedi, “lütfen buyurmaz mısınız? Size de bir çay söyledim.”

 

Bir an duraksadım. Yabancılığın eridiği, tanıdıklığın doğduğu o tuhaf anlardan biriydi. Elini uzattı, sıcacıktı. Oturdum. Sanki yeni bir sohbet değil, yarım kalmış bir konuşma kaldığı yerden sürüyordu.

Dedemi hatırladım o an. Hep şöyle derdi:
“İyi insanların kalbi birbirini çeker. Yeter ki yürü evladım, doğru yolunu bulur.”

Burcu’nun gözleri uzaklara bakarken bile söze hazırdı. Henüz bir kelime etmeden, o kısa suskunlukta bile anlaşılacak çok şey vardı. Şehir gürültüsünün kıyısında, birkaç bardak çayın gölgesinde, o tanıdık yabancılıkla gelen sıcaklık sardı etrafımızı.

Kadir döndüğünde hafifçe gülümsedi, göz kırptı bana.
“Anlaşıyorsunuz siz,” dedi.
Haklıydı.

O gün Üsküdar’da ne büyük cümleler kurduk, ne derin sorgulara daldık. Ama kalbin ritmini yakalayan bir şey vardı: samimiyet. Hayat bazen sadece bir tebessümle, bir kitap kapağıyla, bir çay ikramıyla bizi yeniden insana döndürebiliyor.

Ve belki de en çok hatırlanması gereken şey bu;
Birini tanımak için bazen tek gereken, bir çayın buğusudur.

ayselozdemir063@gmail.com

DİĞER YAZILARI Eşik 01-01-1970 03:00 İpte Asılı Düzen 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Telefonun Ucunda Yarım Kalan Hayat Nisan, İki Telefon ve Bir Eksik İnsan 01-01-1970 03:00 Günümüzün Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Çağdaşlaşma-Kadın Sorunu Kadın ve Tarih 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert Kapitalizmdir 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00 En Büyük Dert: Kapitalizm 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Evde Kaybolan Çocuklar 01-01-1970 03:00 Askıya Alınmış Hayattan Uyanışa 01-01-1970 03:00 Bir Yaz Günü 01-01-1970 03:00 Savaşın Çocukları 01-01-1970 03:00 Ucuz Hayatlar 01-01-1970 03:00 Kültür ve Özgürlük 01-01-1970 03:00 Ateşten Süreç 01-01-1970 03:00 Küçük Eller, Büyük Kalp 01-01-1970 03:00 Fırın Sıcağında Sabır Pişer mi? 01-01-1970 03:00 Mahallenin Kalbi 01-01-1970 03:00 Kelimelerin Gücü 01-01-1970 03:00 Kültürel Saygı 01-01-1970 03:00 Parkın Sessizliğinde 01-01-1970 03:00 Gün Batımına Karşı 01-01-1970 03:00 Rüzgarda Sallanan Çamaşırlar 01-01-1970 03:00 Güzel İnsan 01-01-1970 03:00 Bölgemizin ve Şehrimizin En Önemli Sorunu? 01-01-1970 03:00 Betondaki Kına İzleri 01-01-1970 03:00 Bireyin Kendine Yabancılaşması 01-01-1970 03:00 Annelik Sanatı 01-01-1970 03:00 Doğanın Kucağında 01-01-1970 03:00 Yılın Beşinci Mevsimi 01-01-1970 03:00 Zihinsel Özgürlük 01-01-1970 03:00 Savaş, Göç ve Yoksulluk 01-01-1970 03:00 Modernizmin Kadın Sorunu 01-01-1970 03:00 Toplumun Mihenk Taşı Aile 01-01-1970 03:00