İnsanın kendine yabancılaşması, yani geçmiş hayat tarzına, inanış biçimine yabancılaşma, yan durma, o düşünceleri söküp atması kendine yabancılaşmasının gerçeğidir. İnsanın kendine yabancılaşması her haliyle kötü değildir. Bilakis değişimin ve gelişimin göstergesidir. Eski basit düşüncelerine, atalar dinine, içinde yaşadığı toplumun gelenek, görenek ve hurafelerine saplanıp kalanlar kendilerine yabancılaşamazlar. Hatta bu kokuşmuş duruma saplanıp kalmaktan haz alanlar bile vardır. Çünkü kolay değildir geçmişine ve kendisine yabancılaşmak. İçindeki “ben”i inşa etmek elbette ki can yakıcıdır. İnsanın, yaşadığı ortamın kültürel özellikleriyle bütünleşmiş olması ve o kültürün dayattığı kendince doğrularından algılarından kopması elbette ki kolay olmayacaktır.
İnsanın dünkü düşünsel pozisyonunu kendi için de eleştirip ondan uzaklaşması ve onaylamıyor olması kendine yabancılaşma değildir de nedir? Kendine yabancılaşmanın ürünü, kendini tanımak ve aydınlanmaktır. İçindeki bataklığını görerek o bataklıktan kurtulmaktır. Özgürleşmek aynı zamanda kendine yabancılaşmaktır ve kendi özgürlük algına göre davranmaktır. Kolay değildir özgür olmak. Özgürlük kültürün var ettiği geçmişinden kopmaktır. Üzerindeki bilgi kirliliğini koparıp atmaktır. Birey olmaktır. Gel gör ki, biz daha dünyaya gelmeden önce neye inanacağımıza ve nasıl yaşayacağımıza dair her şey planlanmıştır. Böyle bir toplumda sen bir şeylerin ters gittiğinden bahsedersen sorgularsan, sen onlara, onlar sana içten içe yabancılaşırlar. Yeri gelir duygularını paylaşacağın kimse bulamazsın. Anlaşılmamaktan korktuğun için konuşamazsın, paylaşamazsın ve sevemezsin. Dolayısıyla içinde bulunduğun durum, yalnız olduğun gibi geçmişine de yalnızsın.
Kendini aşmayan her birey, kendine yabancıdır. Bireyin yabancılaşması, kendini özgürleştirmesi ve kendini aşması konusunu ele almamız gerekiyor… Birey; topluma yabancılaşırken, ekonomik, sosyal ve kültürel etkilerin dışına çıkıp, anti sosyal (topluma karşı) kimliğe bürünerek, uyumsuzluk temeline dayalı davranış sergiler. İçinde bulunduğu sorunları aşmakta zorlanmaya başlar. Toplum kurallarına yabancılaşmanın temel kaynağı, özünde, çoğunlukla “akli dengesini yitirmiş olmak” olarak algılanır. Bu sadece nedenlerden biridir. Birey bu sürece gelmeden önce neleri yaşadığını ve nelerin bireyi etkilediği genelde göz ardı edilir. Bireyin bu hale gelmesinde, toplumun üzerine yüklenen ekonomik sorunların yetersizliği, bu yetersizliğe bağlı geçinme kaygısı, işsizlik ve yoksulluk bireyin yaşam koşullarındaki bozulma, depresyona dayalı bunalımın yaratığı kişiliğin başkalaşmasıyla ortaya çıkan davranış bozukluklarının yabancılaşmadaki temel etmenler olduğunu bilmekte yarar vardır.
Bireyin özgürleşmesi; en temel konulardan biridir... Birey, özgürleşirken ele alınması gereken, doğa ve toplum yasalarını sanatsal bir bakış açısıyla, yaratıcılık düzeyinde ele alan, görsel, işitsel, iletişimdeki başarısının topluma yansıtmasıyla, sanatçı kişiliğiyle farklı olan kişiliktir.
Özgür bireylerin, doğa ve toplum yasalarını ele alışları, diğer bireylerden başkadır. Her ne kadar ilgili birey sanatsal dürtüleri ortaya çıkarmakla özgürleşmiş olur mu sorusu gelip aklımıza takılabilir… Aslında özgürlük, bireyin yeteneklerinden ibaret değildir. Özgürlük, toplumu oluşturan bireylerin, yaşam kalitesiyle doğrudan ilintilidir. Ekonomik özgürlüğü olmayan ne kadın ne de erkek düşünsel anlamda özgür değildir. Yeteri kadar üretimden pay almayan toplum bireylerinin, istediğimiz düzeyde özgürleşmesi mümkün değildir. “Yokluk, sofuluğu bozar” diyen atalarımızın işaret ettiği tam da budur...
Kendimizi aşmak, birey eğer özgürse, toplumun verdiği bilgilerin ötesine giderek, yeni kaynaklar aracılığıyla, kendini geliştirmesi, sanatsal, eğitimsel ve bilgi birikimlerini toplum yararına üreterek, diğer bireylere oranla farklılığı bilgi birikimiyle ortaya çıkan insan protipleridir…
Bütün olumlu ve olumsuzlukların nedeni, sistemsel sorunların azlığı ya da çokluğuyla doğrudan bağlıdır. Doğada ve toplumdaki her gelişme, bir diğerinden bağımsız değildir. Her şey birbirine bağlıdır. Bu bağlılık değişimin temel dinamiğini oluşturur. Değişim, olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir...
