Dostum, kitaplar bana kendimi öğretti. Sayfalar arasında yürürken kim olduğumu, kim olmam istendiğini ve kim olmaktan vazgeçtiğimi gördüm. Okudukça daha açık fark ettim ki yaşadığım coğrafyada asıl korku sanata, değişime ve sorgulamaya yöneliktir. Çünkü sanat insanı uyandırır. Uyandırılan insan ise hakikatin peşine düşer.
Hakikatle yüzleşen biri, özgür sandığı hayatın aslında görünmez zincirlerle örülmüş bir tutsaklıktan ibaret olduğunu anlar. İşte bu yüzden sanat tehlikelidir. Hakikati gören sanatçı, bağırmaz; kırıp dökmez. Tablolarıyla, notalarıyla, kelimeleriyle sorular sordurur ve sessiz bir direniş yürütür. Bir melodi, paslanmış ve kırgın kalplerin kapısını aralayabilir. Bazen tek bir cümle, insanın içindeki isyan ateşini yakmaya yeter.
Sanatla temas eden insan, uyutulduğunu fark eder. Uykudan uyanan insan ise artık itaat etmez. İtaat etmeyen birey, yanlış giden düzeni sarsar. Asıl korkulan da budur.
Kitaptan korkuyorlar. Çünkü kitap, unutturulan tüm iyi hasletleri ve ince duyguları hatırlatır. Silinmek istenen hafızayı geri çağırır. Üzeri örtülen gerçekleri gün ışığına çıkarır. Okudukça, dört duvar arasına sıkıştırıldığımızı kitap gösterir bize. Kitap, “Başka bir dünya mümkün” der ve bunu ısrarla tekrar eder.
Dostum, artık biliyoruz: Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, bir kıvılcım yeter. Bir fikir, bir dize, hatta tek bir kelime bile bir zinciri kırabilir. Düşünce bir kez özgür kaldı mı, artık hiçbir güç onu hapsedemez.
