Bir dizi, bir algı ve Şanlıurfa’ya yönelik haksızlık üzerine köşe yazmak istiyorum. Son günlerde ekranlarda yer bulan Halef dizisi, görselliğiyle dikkat çekse de içeriğiyle toplumumuzun kültürel dokusuna ciddi zararlar veren, insan onurunu zedeleyen unsurlar barındırıyor. Feodal yapının kalıntılarını gerçeklikten kopuk, çarpıtılmış bir anlatıyla sunan bu yapım; sadece bir bölgeyi değil, o bölgede yaşayan milyonlarca insanı önyargılarla damgalama tehlikesi taşımaktadır.
Bir Şanlıurfalı olarak belirtmek isterim ki; bu dizi, “ağalık” adı altında kurgu kisvesiyle toplumu genelleyen ve karalayan bir bakış açısını yansıtıyor. Dizide namus anlayışı yalnızca kadının cinselliği üzerinden tarif ediliyor. Bu indirgemeci yaklaşım; kadını toplumun onuru, aklı ve emeğiyle değil, yalnızca bedeniyle tanımlayan gerici zihniyeti yeniden üretmektedir.
Bir babanın, sözde “namusu kirlendi” diye kızını zorla evlendirmesi, eşini hiçe sayarak kararlar alması, evinde insanları köle gibi kullanması, oğlun toprak için babayı öldürmesi, bir kız kardeşin “gördü” diye infaz edilmesi gibi sahneler; sadece bireysel dramlar değil, bir halkın üzerine yapıştırılmak istenen haksız etiketlerdir.
Bu tür sahneler; insan onuruna aykırıdır. Dahası, toplumsal bütünlüğümüzü, birlikte yaşama irademizi ve doğu-batı ayrımı yapmaksızın kurduğumuz kardeşlik bağlarını da zedeler. Toprak da bizim, insan da bizim; geçmişin yükünü değil, geleceğin umudunu taşımak istiyoruz.
Şanlıurfa; medeniyetlerin kavşağı, şiirin, müziğin, hoşgörünün ve alın terinin şehridir. Toplumumuzu, ekranlardan sunulan bu tek yönlü, karanlık ve aşırı dramatize edilmiş anlatılarla tanımlamak, halkımıza yapılan büyük bir haksızlıktır.
Kurgu elbette özgürdür; ama bu özgürlük, gerçeği çarpıtarak bir halkı töhmet altında bırakma hakkı vermez. Eleştiri değil, karalama niteliği taşıyan bu tarz yapımlara karşı sesimizi yükseltmek hepimizin görevi olmalıdır.
