Güzel ülkemizin, dört bir tarafı dağlarla çevrili, kendi halinde minik bir köyünde yaşamını devam ettiren Hüsam Amca, 30 kovan arısıyla arıcılık yapıyordu. Hüsam Amca’nın daha önce 150 kovan arısı vardı; fakat günün birinde yataklara düşünce arılarına bakamayıp 30 kovana kadar düştü. Arıcı olan komşusu Metin ise uzun yıllardır bu işle uğraşıyordu.
Hüsam Amca artık çok yorulmuştu. Kendi kendine, "Metin’in yanına gideyim de rica edeyim; bakım masraflarını ben karşılayayım, o da benim arılara bakıversin," diye düşünüyordu. Yataktan kalkıp yavaş adımlarla yola koyuldu. Bir taraftan da içinden, "Metin de biraz huysuzdur, inşallah beni terslemez," diyordu. Hüsam Amca’nın kafasında deli sorular geziyordu: "Acaba kendi arısına baktığı gibi benim arılarıma da bakar mı? Tabii canım, biraz huysuzdur fakat kendi arısına baktığı gibi benimkilere de bakar," düşüncesiyle Metin’in evine vardı.
Kapıyı biraz çekinerek, ürkek bir şekilde çalmaya başladı. İçeriden, "Patlama, geliyorum!" diye bir ses yükseldi. Kapının biraz gerisine çekilen Hüsam Amca, açılmasını bekledi. Metin’in içindeki öfke o kadar kabarmıştı ki bir hışımla kapıyı açarak, "Ne var, ne oluyor? Kapıya böyle sert sert niye vuruyorsun?" diyecekken karşısındakinin Hüsam Amca olduğunu gördü. "Sen misin Hüsam Amca? Buyur amca, ne emrin vardı? Buyur, içeride konuşalım," diyerek kapının önünden çekildi.
Hüsam Amca içeri girip bahçede, kenarda duran ve bir ayağı kırık gibi olan sandalyeye oturacakken Metin birden, "Oraya oturma!" diye bağırdı. Ne yapacağını şaşıran Hüsam Amca, "Evladım, oturmasam da olur. Senden bir ricam var. Bildiğin üzere ben de arıcılıkla uğraşıyorum. Hastalandığım için artık eskisi gibi bakamıyorum. Benim arıları senin kovanların bulunduğu yere koysak, masrafları neyse ben öderim," dedi.
Hüsam Amca’yı dinleyen Metin, kafasından "Fırsat ayağıma geldi," diye geçirdi. "O iş kolay Hüsam Amca, sen paradan haber ver," diyerek bir yoklama çekti. Hüsam Amca, "Evladım sen parayı dert etme; sen arılara iyi bakarsın, ben de kazanırım sen de," diyerek Metin’e güvence verdi. "Haydi gidelim," diyerek arıları Metin’in nakliye aracıyla taşıyıp onun arılarının yanına getirdiler. Hüsam Amca cüzdanına davranarak Metin’e hatırı sayılır miktarda nakliye parası verdi. Sevinçle evine döndü; artık daha rahattı, ne de olsa arıları güvenli bir yerdeydi.
Günler geçedursun, Metin sık sık Hüsam Amca’nın evine gelerek, "Amca arılara çok masraf yaptım, bana masraf parasını vermen lazım," deyip para almaya başladı. Bu gelgitler iyice artmıştı. Hüsam Amca bir gram bal görmüyordu fakat cebindeki yüzlükler eriyip gidiyordu.
Metin’in yine para istemeye geldiği bir gün Hüsam Amca, "Oğlum Metin, benden sürekli para istiyorsun fakat bal mal gördüğümüz yok. Nedir bu iş?" der demez Metin parladı: "Bey amca ne zırvalıyorsun! Para vermek zoruna gidiyorsa gel arılarını al, senin arılarına bakmak zorunda değilim! Çabuk söyle, şimdi masraf parasını veriyor musun, vermiyor musun?"
Hüsam Amca korkarak geri çekildi. "Bu belaya nereden bulaştık?" diyerek cüzdanındaki son yüzlükleri Metin’e uzattı. Metin, "Ha şöyle, yola gel! Biz sen evde rahat döşeğinde yatarken senin arılarına bakalım, çalışıp ter dökelim; senin yaptığına bak!" diye söylenip bahçe kapısını çarparak çıkıverdi.
Kış gelip çatmıştı; kar, kış, kıyamet sürüp gidiyordu. Hüsam Amca kendine bakamadığı için tekrar hastalanmıştı. Geçmiş olsuna gelen bir komşusu sohbet arasında, "Hüsam Amca, arıcılığı bıraktın herhalde?" deyince Hüsam Amca, "Yok komşu, benim arılar Metin’in arılarının yanında," cevabını verdi. Komşusu şaşırarak, "Geçen gün denk gelmişti; Metin kumar oynayıp borçlanınca adamlar gelip bütün arıları sarıp gitmişler. Metin için 'Bir ekmeğe muhtaç halde' diyorlar," dedi.
Hüsam Amca, "Eyvah, ben ne yaptım! Kendi elimle arılarımı teslim ettim," diye dövündü. Komşusu, "Hüsam Amca, sen Metin’in kumarbaz olduğunu bilmiyor muydun, hiç kimseye sormadın mı? Elindeki avucundakini kaybettin," dedi.
Hüsam Amca bu duruma çok üzüldü, hastalığı daha da arttı ve günlerce yataktan çıkamadı. Metin de artık hiç gelmez olmuştu. Hüsam Amca, "Kumarbaza malı teslim edersen böyle olur işte," diyerek hayıflanıyordu. Tabii ki hayıflanmak arılarını geri getirmiyordu. Metin’i konu komşuya sormaya başladı fakat ne gören vardı ne de duyan. "Kumar borcu onu varken yok etti," diyorlardı.
Hayat, Hüsam Amca’ya derin bir ders vermişti. Arılarını teslim ederken ne birine sormuş ne de araştırmıştı; olduğu gibi kendi eliyle teslim etmişti. Olayı duyan herkes Hüsam Amca’ya nasihatte bulunuyordu: "Bundan sonra bir iş yapmadan önce araştır, soruştur, öyle karar ver. Bir daha böyle hataya düşme Hüsam Amca, hayat böyle işte," diyerek yollarına devam ediyorlardı.
Hüsam Amca da iç çekerek, "Haklısınız, kumarbaza, üçkağıtçıya mal teslim edilmezmiş. Bunu acı bir tecrübeyle öğrenmiş olduk," diyordu.
oz-mali@hotmail.com