Adıyaman Haber
HV
10 MART Salı 02:57

Fidan Özeniyle Çocuk Yetiştirmek

M.Ali Öztürk
M.Ali Öztürk
Giriş Tarihi : 09-02-2026 14:08

 

Bir fidanı dikmeye karar verdiğimizde, öncelikle fidanın serpileceği, büyüyeceği ve gürbüzleşeceği yeri belirler, hazırlarız. Fidanı diktikten sonra ise hemen can suyunu veririz. Gerekli zamanlarda ve gereken miktarda su verir, çevresinde çıkan yabancı otları temizleriz. Böylece hem fidanın tutunduğu toprağı havalandırır hem de fidanın topraktan alacağı minerallere asalak bitkilerin ortak olmamasını sağlarız.

Fidan büyürken sağa sola dallarını uzatır; eğer kendi hâline bırakırsak yabanileşir. Gerekli durumlarda bu dallarda budama yaparak hem büyüyen fidanın daha güzel görünmesini hem de enine gelişiminin boyuna göre dengeli ve düzenli olmasını sağlarız. Her fidanı bu standartlarda ve gerekli titizliği göstererek yetiştirdiğimizde, eğer bu bir meyve fidanı ise büyüyüp serpilip ağaca dönüştüğünde bol ve güzel meyveler verir; biz de verimine katkı sağlamış oluruz. Böylece hem sağlıklı ürünler yetişmiş olur hem de ülke ekonomisine katkı sağlanır. Öte yandan, eğer diktiğimiz fidan bir orman ağacına dönüşecekse, bu yolla geliştirilen alanların birer "orman cennetine" dönüşmesini sağlayarak birçok canlının yaşama şansına sahip olmasına vesile olabiliriz. Böylece doğa dostu adımlarla ekolojik dengeye katkıda bulunabilir, insanlığımızın gereğini yerine getirebiliriz.

İşte böyle; yarının geleceği olan çocukları da bir fidan özeni ve titizliği ile yetiştirirsek geleceğe güvenle bakabiliriz. Geleceğin emin ellerde olması ve hayatın zorluklarına karşı dimdik durabilen bireylerin yetiştirilmesi için öncelikle çocukluktaki ruhsal gelişimin tamamlanmasına önem vermeliyiz. Bu eğitim öncelikle ailede başlar, çevrede gelişir ve değişir. Doğal olarak bütün bu süreçte çocuğun çocukluğunu yaşamasına, oyun oynamasına ve çocukluğun gereklerini yerine getirmesine engel olmamalı, aksine katkı sunmalıyız.

Çocuğu sadece cebine harçlığını koyup okula göndererek görevini tamamladığını zanneden anne ve babalar, ileride ne kadar büyük bir yanlış yaptıklarını anlayacaklardır. Çocukları büyüyüp hayata atıldıklarında veya özel hayatlarında başarısız olduklarında, bunun acısını en derinden duyacak olanlar yine ebeveynler olacaktır. İş yerinde takım ruhundan yoksun, geçimsiz ve her gün sorun yaşayan bireyler olduklarında; anne ve babalar çocuklarını ne kadar yanlış yetiştirdiklerini anlayacaklar fakat iş işten geçmiş olacaktır.

Tarihimize baktığımızda; Fatih Sultan Mehmet dersteyken yaptığı bir yanlıştan dolayı hocası tarafından azarlanır. Çocuk Mehmet buna üzülür fakat padişah oğlu olmanın verdiği gururla, durumu dönemin padişahı olan babası II. Murad’a şikâyet eder. II. Murad, konuyu çözüme kavuşturmak için hocayı huzura çağırır. Hoca kendi kendine, “Acaba sonum ne olacak?” endişesiyle huzura çıkar. Ancak Padişah II. Murad hocaya şöyle der: “Hocam, Mehmet yanımdayken beni çağırın ve ders konusundaki hatayı kabul etmediğinizi sert bir şekilde belirtin ki hocanın otoritesinin padişahınkinden bile üstün olduğunu anlasın; derslere daha fazla önem ve özen göstersin.”

İleride İstanbul’u fethederek Peygamberimizin (SAV) övgüsüne mazhar olacak çocuk Mehmet’e hocası, babasının yanında kızarak: “Ben padişah falan dinlemiyorum, derslerine yeterince çalışmıyorsun!” diye bağırır. Küçük Mehmet kendi kendine, “Hocam babamın yanında bile bana kızdığına göre, babamdan daha itibarlı ve üstün olmalı,” diye düşünerek derslerine daha fazla zaman ayırmaya başlar. İşte böyle bir terbiyeyle yetişmiş olan Mehmet, 21 yaşında İstanbul’u fethetme şerefine nail olarak "Fatih" unvanını alır.

Fatih’in babası biliyordu ki bu fidanın meyve verebilmesi için sert rüzgârlara dayanabilme gücüne ihtiyacı vardır. Çocuklara gerekli sorumluluğu, onların naif yüreklerini incitmeden ama disiplinden de ödün vermeden öğretmek gerekir. Maddi durumu iyi olup tüm imkânları çocuklarının önüne seren anne babalar bilmelidir ki çocukların cepleri doldurulduğu gibi ruhları doldurulamazsa; hayata atıldıklarında başkasını önemsemeyen, zorluk karşısında hemen bunalıma giren bireyler olurlar. Keşke anne ve babalar hayat boyunca evlatlarının yanında olsa; ancak bu, hayatın kanununa aykırıdır. Öyleyse ebeveynler, kendileri bu dünyadan ayrıldıktan sonra hayatın zorluklarını göğüsleyecek ve zor koşullarda ayakta kalabilecek bireyler yetiştirebilmek için çocuk eğitiminde aşırı duygusal davranmamalıdır.

İnsanlara hayattayken farklı roller verilir. Bir şekilde her birimizin yolu bir çocukla kesişir. Çocuk eğitimiyle ilgilenmek için illaki çocuk sahibi olmak gerekmez. Bu nedenle yarının yöneticilerini, ekonomistlerini, kısacası dünyayı şekillendirecek olan nesilleri en güzel bilgilerle donatmak temel görevimiz olmalıdır. Evlerimiz küçük birer bahçe; çocuklarımız ise bu bahçelerin içinde serpilmeye, büyümeye ve budanmaya hazır fidanlardır. Gelin bu fidanların; gelecekte gölgesinde oturulacak, dallarında kuşların yuva kuracağı, altında keyifle piknik yapılacak; güçlü, vakur ve dimdik duran ağaçlara dönüşmesini sağlayacak özeni gösterelim. Yüreklerimiz her zaman gelecekte sağlıklı, gürbüz ve meyveli bir ağaca dönüşecek o fidan için atsın.

oz-mali@hotmail.com

YORUMLAR