Ortadoğu bir kez daha ateş çemberinin içine sürükleniyor. İran'a yönelik saldırılar, yalnızca iki ülke arasında bir askeri gerilim değil; Aynı zamanda bu coğrafyada sürdürülen büyük bir hesaplaşmanın yeni bir perdesidir. Bu hesaplaşmanın özeti çoğu zaman demokrasi ya da güvenlik değil, petrolün kokusu ve emperyalist çıkarların gölgesi vardır.
Bugün İran'a atılan bombalamanın arkasında, bölgenin zenginliklerini kontrol etmek isteyen büyük güçlerin hesapları olduğunu görmek zor değil. Amerika Birleşik resimleri ve İsrail'in Ortadoğu politikası yıllardır aynı çizgide ilerliyor. Güvenlik bildirimiyle müdahalelerin arkasında birçok zaman enerji yolları, petrol rezervleri ve bölgesel hakimiyet hesapları bulunmaktadır.
Ancak bu savaşların gerçek bedelini ödeyenler ne siyasetçiler ne de büyük güçlerin strateji masalarında oturanlardır. Bu savaşların gerçek kurbanları çocuklardır. İran'da bombaların gölgesinde hayatlar ölüyor, evleri terk etmek zorunda kalıyor, korku içinde büyüyen çocuklar... Her çatışmada olduğu gibi burada da en ağır yük masumların omuzlarına yükleniyor. Bir çocuğun ölümü, aslında bütün insanlığın vicdanına düşen bir yaradır.
Ortadoğu'nun acı hafızası bu tür müdahalelerle doludur. Bir zamanlar “özgürlük” ve “demokrasi” söylemleriyle devam eden Arap Baharı sürecinde birçok ülkede ağır bedeller ödedi. Irak'ta Saddam Hüseyin'in devrilmesiyle başlayan süreç, evrensel insanın hayatını altüst etti. Libya'da Muammer Kaddafi'nin devrilmesinin ardından yıllar süren bir kaosa sürüklendi. Demokrasi vaadiyle gelen müdahaleler, geride kalan parçalanmış devletler ve yıkılmış şehirler ayrıldı.
Bugün aynı senaryonun farklı bir versiyonunun İran üzerinden sahneye konulmaya çalışıldığını düşünenler az değil. Çünkü Ortadoğu, dünya petrol rezervlerinin geniş bölümünü kapsayan bir coğrafyadır. Enerji yollarının kontrolü ise küresel güç dengelerinde bir rol oynuyor. Bu nedenle bölgesel krizler, çoğu zaman sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir savaş anlamına geliyor.
Bu uzaklaştırmaya dikkat eden bir başka mesele ise Arap dünyasının sessizliğidir. Aynı coğrafyayı, aynı tarihi ve aynı acıları paylaşan birçok ülkede yaşananlara karşı sessiz kalmak, halkın vicdanında büyük bir sorgulamaya neden oluyor. Bombalar çocukları üzerine düşerken planlama açıklamalarıyla yetinmek, günün önünde ağır bir sorumluluk olarak kalacak.
Tarih bize bir gerçeği gösterdi: Silahlarla kalıcıdır kalıcı değildir. Güçlü görünen imparatorluklar bile bir gün dağılmış, halkların iradesi sonunda galip gelmiştir. Emperyal projeler kısa süreli sonuç almak gibi görünse de uzun süre saklanan mutlaka kullanıcı çarpar.
Ortadoğu'nun kaderi petrol savaşlarıyla, dış müdahalelerle ve vekalet çatışmalarıyla yazılmak zorunda değildir. Bu topraklar yüzyıllardır medeniyetlerin oluştuğu, kültürlerin buluştuğu bir coğrafyadır. Ancak bu potansiyelin ortaya çıkabilmesi için savaşların değil barışın hakim olması gerekir.
Bugün İran'da doğan onun çocuğu, aslında bütün bölgeden kopan bir parçadır. Ve tarih bize şunu da öğretiyor: Emperyalizm ne kadar güçlü görünsün, sonunda halkların seçimleri karşısında mutlaka seçeceğimiz. Çünkü hiçbir güç, masumların kanı üzerine devam edene kadar bir düzen kuramaz.
leblebici0202@gmail.com