Filistin ve Gazze, siyasi mücadelelerin ve insani dayanışmanın öne çıkan simgeleri olarak tarihsel bir öneme sahiptir. Küresel Sumud Filosu, bu dayanışmayı sürdürmek adına önemli adımlar atan bir insani yardım organizasyonu olarak pek çok dikkat çekici ismin ve grubun katılımıyla yola çıktı.
Greta Thunberg, Nelson Mandela’nın torunu Mandla Mandela, birkaç Avrupa Parlamentosu üyesi ile birlikte yaklaşık 50 gemilik bir filo ve 500 aktivist, Gazze’ye yardım götürmek ve İsrail’in uyguladığı ablukanın üstesinden gelmek amacıyla harekete geçmişti.
Filo üyeleri arasında yer alan 36 Türk vatandaşı, İsrail tarafından alıkonmalarının ardından İstanbul’a getirildi. Toplamda 137 aktivisti taşıyan uçak İstanbul Havalimanı’na iniş yaptı. İsrail donanmasının uluslararası sularda yaptığı müdahale sonucu gemiler ve aktivistler İsrail askerleri tarafından alıkonulmuştu.
Ancak bu olay, uluslararası düzeyde ciddi tepkilere yol açtı. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, yaşananları sert bir şekilde eleştirerek ülkedeki tüm İsrailli diplomatları sınır dışı etti ve İsrail’in müdahalesini “Netanyahu tarafından işlenen uluslararası bir suç” olarak tanımladı. Bununla da kalmayarak Kolombiya’nın 2020 yılından beri İsrail ile yürüttüğü serbest ticaret anlaşmasını sonlandırma kararı aldı.
Bu gelişme, Gazze’deki insani krizle ilgili duyarlılıkların küresel ölçekte ses getirdiğini gözler önüne seriyor. Küresel Sumud Filosu’na katılan insan hakları savunucuları, avukatlar, doktorlar ve gazeteciler, Ağustos ayı sonunda İspanya ve İtalya’dan Gazze’ye yelken açtı.
Tüm engellemelere rağmen bazı aktivistler ablukayı aşarak Gazze karasularına ulaşmayı başardı ve Filoda farklı düşünce ve ırklardan bireyler, tamamen insani bir amaç doğrultusunda bir araya gelmişti: Gazze halkına yardım etmek. “Vicdan” gemisi de bu misyona destek vererek ablukanın kırılmasında önemli bir rol oynadı.
Özgürlük Filosundan gelen kararlılık, bu mücadelede başarıyla sonuçlandı. Bir köşe yazarı olarak ben de Gazze’ye yönelik bu dayanışmaya destek vermek amacıyla Adıyaman’da düzenlenen vicdan nöbetine katıldım.
Siret Derneği Başkanı Dr. Hüseyin Ali Tamer’in öncülüğünde gerçekleştirilen bu etkinlikte yer aldım. Bu insani mücadelenin tarihi bir bağlamı da bulunuyor. 1968 yılında başlayan Filistin’e savaşçı gönderme hareketi, Türkiye’den de yankı bulmuştu.
Henüz 18 yaşındaki Abdülkadir Yaşargün ve 19 yaşındaki Mustafa Çelik, Filistin’e savaşmak için giden ilk Türk isimler olarak tarihe geçti. Türkiye İşçi Partisi üyesi olan bu iki kişi, Filistin’de El Fetih saflarına katıldı.
Çatışmada yaşamını yitiren Mustafa Çelik, Filistin davasında hayatını kaybeden ilk Türk olarak anılırken, 1969 yılında bölgeye giderek Filistin halkının yanında yer alan Deniz Gezmiş gibi isimler de bu dayanışmanın sembollerinden biri haline geldi.
Gazze ve Filistin halkı mücadelesini sürdürürken, uluslararası destek anlamını asla yitirmemeli. İnsan hakları savunucuları ve tüm duyarlı bireylerin katkılarıyla bu süreç, umut dolu bir geleceğe taşınabilir. Bilinmelidir ki; Filistin ve Gazze bizim kırmızı çizgimizdir, Filistin halkı asla yalnız değildir. Bu bir insanlık mücadelesidir.
leblebici0202@gmail.com
























