Adıyaman Haber
HV
15 MAYIS Cuma 15:10

“Rehavet” Diyen Dile İtirazım Var

Mehmet Leblebici
Mehmet Leblebici
Giriş Tarihi : 09-02-2026 09:05

 

Nagehan Alçı’ya soruyorum: Hiç gecenin bir yarısı, el feneriyle, kadınların tuvalete gidebilmesi için nöbet tuttunuz mu? Ben tuttum. Ben bu yazıyı, Adıyaman’da konteyner kentte yaşamış, çadırkent görmüş, ailesiyle birlikte enkazdan sonra hayata tutunmaya çalışmış bir gazeteci olarak yazıyorum.

Ben bu yazıyı depremi uzaktan izleyen biri olarak değil, depremzede olarak yazıyorum. Ve şunu net söylüyorum: Hatay’daki, Adıyaman’daki, Malatya’daki insanlara “rehavet” diyen bir dil, bu ülkenin vicdanına yabancıdır.

Sayın Nagehan Alçı, siz ne gördünüz? Siz YouTube çekimi yaptınız, ben hayat yaşadım. Siz video çektiniz, ben bir yaşındaki torunuma temiz su aradım. Siz “devlet her şeyi veremez” dediniz, ben gecenin karanlığında kadınların sokak köpeklerinden kaçmaması için dua ettim.

Konteynerde yaşam; elektrik, su, ısınma meselesi değildir. Konteynerde yaşam güvenliktir, onurdur, travmadır, hayatta kalma savaşıdır. Bunu bilmeden konuşan herkes, depremzedeye değil; kendine konuşur.

Depremzedeler konteynerden çıkmıyorsa bunun adı rehavet değil; korkudur, güvensizliktir, işsizliktir, yalnızlıktır, yarım bırakılmış hayattır. İnsanlar yeni evlerine gitmiyorsa, sorun onların “para harcama refleksi” değil; hayat kurma imkânlarının olmamasıdır.

Bu gerçeği görmeyip suçu depremzedeye yıkmak, en kolay ve en kirli siyasettir. Evet, hiçbir devlet sonsuza kadar her şeyi veremez. Ama hiçbir devlet de enkazın faturasını hayatta kalanlara kesemez.

Üç yıl sonra hâlâ konteynerde yaşayan insanlar varsa, burada tartışılması gereken depremzedeler değil; planlama eksikliğidir. Bu ülkede sorun; yardım alan depremzedeler değil, yardım almaya mecbur bırakılan insanlardır.

Deprem, tapu sormaz. Enkaz, mülk ayırmaz. Ölüm, kira kontratı tanımaz. “Kiracıydı” diye sokakta kalan bir insanın talebi lütuf değil, insan hakkıdır. Gazetecilik; acıya mesafeden bakmak değildir. Gazetecilik; “karış karış gezdim” diyerek insanların onurunu tartışma konusu yapmak değildir.

Gazetecilik, tanıklık ister. Ben tanığım ve bu tanıklık şunu söylüyor: Bu ülkede depremzedelerin değil, bazı yorumcuların empati refleksi kaybolmuştur. Sayın Alçı, siz hiç konteynerde bir gece sabahladınız mı?

Siz hiç kadınların tuvalete gidebilmesi için erkeklerin yol gözlediği bir hayat gördünüz mü? Görmediyseniz, depremzedeler hakkında hüküm vermeyin. Bu ülkede enkazdan sağ çıkanlara “rehavet” demek ne zamandan beri normalleşti?

Depremzedeyi suçlayan bu dil, yarın aynı felaket kapımıza geldiğinde kimi suçlayacak? Bu yazı bir polemik değil. Bu yazı bir çağrıdır.

leblebici0202@gmail.com

 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI Ekranlarda Gürültü, Sokakta Sessizlik Parmak Ucunda Bir Dünya, Zihnin Ucunda Bir Boşluk Silahın Gölgesinde Eğitim: Siverek’te Yaşananlar ve Toplumsal Çöküşün Aynası Petrolün Gölgesinde Akan Kan 11 İl, Tek Acı: 6 Şubat’ın Bitmeyen Gecesi Vatandaşın Gündemi Değişmedi: Geçim Derdi Sözle Değil Hizmetle Konuşan Bir Başkan: Tutdere Türkiye’yi Bekleyen Büyük Göç Tehlikesi: İran Senaryosu Adıyaman’dan Yükselen Dijital Dönüşüm: VayCard’ın 2026 Vizyonu 10 Ocak: Görünmeyen Emeğin Günü Esnafın Sessiz Çığlığı: Kira 2026’ya Zamlarla Uyandık Asgari Ücret, Asgari Hayat Asgari Ücret Artışı: Rakam Büyüdü, Hayat Küçülüyor Bir Zamanlar Gidenler İşçiydi, Bugün Gidenler Gençlik Altındaki Hızlı Yükseliş Kitap Okumayan, Çalışmayan, Hazıra Konan Bir Neslin Hikayesi Bir Zamanlar Emekli Maaşıyla Altın Alınırdı… Küçük Eller, Ağır Yükler Tütün: Çiftçinin Emeği, Geçim Kapısı, Sessiz Çığlığı “10 Kasım: Bir Milletin Küllerinden Doğuşunun Hatırası” Yarım Kalan Çocuklukların Sessiz Çığlığı Adıyaman Tütünü: Emeğin, Alın Teriyle Yoğrulan Ekmeğin Adı Dördüncü Kuvvet; Medya… Filistin ve Gazze Bizim Kırmızı Çizgimizdir Deprem Bölgesinde Buruk Bayram Sana da Merhaba 2025! Halkın Tek Derdi, Geçim Derdi! Depremden Sonra Hayata Yeniden Başlamak Hısn-i Mansur Kalesi Kaderine Terk Edildi Mesafe Kat Ederek Hizmete Ulaşmak Adıyaman’da Zorlu Sınav
Marka Flower Çiçekçi