Türkiye’de ekranlar hiç susmuyor. Tartışmalar bitmiyor, yorumlar kesilmiyor. Ama sokakta başka bir hayat akıyor: geçim derdi, işsizlik, umutsuzluk. Sorun şu; konuşanlar çoğaldıkça, gerçekler daha da duyulmaz oluyor.
Televizyonu açıyorsunuz.
Bir kanalda siyaset tartışması.
Diğerinde ekonomi yorumları.
Başka bir kanalda yine aynı yüzler, yine aynı cümleler.
Birbirinin sözünü kesenler, bağırarak haklı çıkmaya çalışanlar, dün söylediklerini bugün unutmuş gibi yapanlar…
Saatlerce konuşuyorlar ama memleketin yükü hafiflemiyor. Çünkü konuşulan şey halkın hayatı değil; çoğu zaman koltukların, partilerin, hesapların dili.
Sokakta başka bir Türkiye var.
Sokağa çıkın.
Pazara gidin.
Otobüs durağında bekleyen insanları dinleyin.
Bir emeklinin cebindeki son parayla ne alacağını hesap ettiğini görün.
Bir öğrencinin öğle yemeğini geçiştirmek için su içtiğini görün.
Bir babanın çocuklarına eksik aldığı poşeti eve taşırken yüzüne bakın.
Orada tartışma yok.
Orada gerçek var.
Ekranda konuşanların çoğu, artık halkın gündeminden uzak.
Onların gündemi transferler, ittifaklar, açıklamalar, kulisler.
Halkın gündemi ise kira, fatura, ekmek.
Dün söyledikleri bugün yok
Dün birbirine ağır sözler söyleyenler bugün aynı karede gülümsüyor.
Dün “asla” diyenler bugün başka safta yer alıyor.
Dün savunduğunu bugün inkâr edenler, bunu da normalmiş gibi anlatıyor.
İnsan fikir değiştirebilir.
Ama ilke ile menfaat arasındaki farkı toplum görüyor.
Millet hafızasız değil.
Sadece sabırlı.
Asıl konuşulmayanlar
Kim konuşuyor aç yatan çocukları?
Kim konuşuyor uyuşturucunun içine çekilen gençleri?
Kim konuşuyor umudunu kaybedip ülkesinden gitmek isteyenleri?
Kim konuşuyor tek maaşla bir evi çevirmeye çalışan aileleri?
Türkiye’nin asıl hikâyesi ekran stüdyolarında değil; okul çıkışlarında, hastane koridorlarında, pazarlarda, iş arayan gençlerin yüzünde.
Ama bunlar reyting getirmiyor.
Çünkü acının sesi yüksek çıkmaz.
Sessizdir.
Derindir.
İçeriden yakar.
Son söz
Bir gün bu ekranlar kapanacak.
O koltuklar değişecek.
O unvanlar bitecek.
Ama bu halk, kimin yanında durduğunu da kimin sırtını döndüğünü de unutmayacak.
Çünkü bu ülkenin ihtiyacı daha yüksek ses değil.
Daha dürüst söz.
Daha çok tartışma değil.
Daha çok vicdan.
Ve belki de en çok şu soruya cevap:
Siz gerçekten halk için mi konuşuyorsunuz, yoksa sadece birbirinizi duymak için mi?
Ekranlarda yükselen sesler, sokaktaki sessiz çığlığı neden duymuyor?
leblebici0202@gmail.com
























