Adıyaman Haber
HV
14 ARALIK Pazar 04:52

Yarım Kalan Çocuklukların Sessiz Çığlığı

Mehmet Leblebici
Mehmet Leblebici
Giriş Tarihi : 05-11-2025 14:22

 

Depremin ardından yıkılan sadece binalar olmadı; nice hayatlar, nice umutlar ve nice çocukluklar da enkaz altında kaldı. Bir gecede büyümek zorunda kalan, omuzlarına yaşlarından büyük yükler binen yüzlerce, binlerce çocuk... Onlar artık “yetim” kelimesinin sadece sözlük anlamını değil, kalpte bıraktığı derin ve keskin acıyı taşıyorlar.
Bir çocuğun anne sesine uyanması gerekirken, sessizliğe uyanması nasıl tarif edilir? Babasının elini tutup güvenle yürüyen bir çocuk, o eli bir daha tutamayacağını nasıl kabul eder? Zaman bazen merhem olur, bazen yara. Fakat bu çocuklar için zaman bile duraksıyor.
Acı, kelimelere sığmayacak kadar ağır. Ama bu acının içinde en çok duyduğum şey: Sessizlik. Çünkü yetim kalan çocuklar çok konuşmaz. Gözleri konuşur. Bir oyuncağa uzanan elinde duraksayan utanç konuşur. “Ben de mutlu olabilir miyim?” diye soran, ama sormaktan çekinen bakışlar konuşur.
Hayat onlara ağırlığını erken gösterdi. Ama unutmayalım: Hayat sadece ağırlıktan ibaret değil. Bir tebessüm, bir sarılma, bir ilgi, bir dokunuş, bir sahip çıkış; bazen yılların acısını örtecek kadar güçlü olabilir. Biz büyüklerin en büyük sorumluluğu tam da burada başlıyor. Onları hayata yeniden inandırmak.
Bir yetim çocuğun yüreğini doyurmak için çok büyük şeylere gerek yok. Bir elini tutmak, “Sen yalnız değilsin” demek bile yeter. Çünkü onlar için dünyanın en değerli cümlesi budur. Unutmayalım: Kaybettikleri anne ya da baba geri gelmeyecek. Fakat biz onlara kaybettikleri şefkatin az da olsa yerine geçecek bir sıcaklık verebiliriz.
Deprem bir kaderdi, ama yalnız bırakılmak kader değildir. Yetim kalmak bir travmadır, ama sevgisiz bırakılmak bir tercihtir. Bugün onların yüreğine dokunan herkes, aslında bir ülkenin geleceğine dokunuyor. Çünkü yetim çocuklar hayatın bir parçası değil sadece hayatın en hassas, en korunması gereken parçasıdır.
Depremin yıl dönümü yaklaşıyor. Takvim yaprakları değişti, mevsimler döndü, şehirlerin gürültüsü yeniden yükseldi belki; fakat içimizde açılan o büyük yaranın takvimi yok. O gün, sadece binalar yıkılmadı. Evler çöktü, yuvalar paramparça oldu, çocukluk hatıraları enkazın altına gömüldü, sokakların sesi değişti. Bir şehrin hafızası, bir milletin yüreği o sabaha mühürlendi.
Depremin sabahına uyananlar, sessizliğin en yüksek halini gördü. Bir ses bekleyen binlerce kulak, bir nefes, bir tıkırtı, bir haykırış aradı. Korkunun ne kadar soğuk, çaresizliğin ne kadar ağır olduğunu öğrendik. Dayanışmanın ise bu toprakların en güçlü mayası olduğunu yeniden hatırladık. Bir lokmayı ikiye bölenleri gördük, yabancıyı kardeş bilip sarılanları, şehirleri birbirine yol yapanları…
Bugün geriye dönüp baktığımızda bir soruyu kendimize sormamız gerekiyor: “Biz gerçekten ders aldık mı?” Yeni umutlar kurarken, eski acıyı unutmadan yürümeyi bilmek zorundayız.

leblebici0202@gmail.com

YORUMLAR