

İşte bu isimlerden biri de Çanakkale’nin Çan ilçesinden Adıyaman’a gelerek, depremzede çocukların yüreklerine dokunan Yaratıcı Drama ve Tiyatro Eğitmeni Fatih Çeviren oldu. Sanatın iyileştirici gücünü, depremin en çok yaraladığı kalplere taşıyan Fatih Çeviren ile, anlamlı ziyaretine ve yaşadıklarına dair kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik.
Deprem şehitlerimizi rahmet ve minnetle anarken; acımızın, kederimizin hâlâ yüreğimizde kor gibi yandığını bir kez daha hissediyoruz. Bu koru bir nebze olsun serinletenler ise; kederimize ortak olan, bir can için can atan, ülkemizin vicdanlı ve vatansever insanlarıdır.
Deprem sonrası Adıyaman’daki çocukların korku dolu yüreklerine umut ve neşe taşımak için, şehitler diyarı Çanakkale’nin Çan ilçesinden yola çıkan Fatih Çeviren ile yaptığımız röportajda, sanatın yaraları nasıl sardığına bir kez daha tanıklık ettik.
Kendinizi tanıtır mısınız?
Ben, Yaratıcı Drama ve Tiyatro Eğitmeni Fatih Çeviren. Çanakkale’nin Çan ilçesinde yaşıyorum. 2018 yılında Çan Belediyesi bünyesinde Tiyatro Okulu’nu kurdum. 2023 yılına kadar, yani görevimden ayrılana dek, her yıl 4 yaşından itibaren yaklaşık 150 öğrenci bu okulda eğitim aldı.
Çocuk tiyatrosu, yetişkin tiyatrosu, değerler eğitimi, sokak tiyatrosu, doğaçlama tiyatro sporu, canlı yayında tiyatro sporu gibi pek çok farklı alanda çalışmalar yürüttük. Bunların yanı sıra her yıl çocuk şenlikleri düzenleyerek, sanatı toplumun her kesimiyle buluşturduk.
Deprem sonrasında Adıyaman’a gitmek için nasıl bir çaba içerisine girdiniz?
6 Şubat depremlerinin ardından, bölgeye giderek özellikle çocuklara yönelik etkinlikler yapabilmek, onlarla vakit geçirerek bir nebze olsun iyi hissetmelerini sağlamak istedim. Bu amaçla birçok kişi ve kuruma başvurdum. Sonunda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesindeki ÇABAÇAM’dan olumlu dönüş aldım. Bu kurum aracılığıyla, birkaç psikolojik danışman ve eğitimciyle birlikte Adıyaman’da bir çadır kentte psikososyal destek çalışmaları yürüttük. Yaklaşık bir hafta boyunca, gün boyu süren etkinliklerde ortalama 30 çocuk ve farklı yaş gruplarından yetişkinlerle bir araya geldik. Amacımız; oyunla, sanatla ve birlikte üretmenin gücüyle ruhumuza iyi gelen anlar yaratmaktı.
Depremin dehşetini ve çocuklar üzerindeki etkisini anlatır mısınız?
Ruhumuza iyi gelecek çalışmalar yaptık ancak itiraf etmeliyim ki başlangıç hiç kolay olmadı. Depremin yarattığı korku, çocukların gözlerinden okunuyordu. Bu sadece korku değildi; derin bir endişe ve güvensizlik de hissediliyordu. Oyunların, yaratıcı dramanın, sanatın ve bilimin gücünü kullanarak bu duyguların üstesinden gelmeye çalıştık. Her yaş grubunda hissedilen bu korku ve endişeyi, kısa da olsa dağıtabilmenin mutluluğuyla akşamları kaldığımız konteynere dönüyorduk.
Ancak orada da bizi, insanların yaşadıklarını derinden hissetmenin verdiği büyük bir hüzün karşılıyordu. Yakınlarını kaybedenler vardı ama tüm bu acının içinde bile umut yeşerten bakışlarla karşılaştık. Hüzünlü ama umut dolu duygularla oradan ayrıldık.
Bu deneyim sizi nasıl etkiledi?
Benim için son derece farklı ve farkındalık dolu bir deneyim oldu. Döndükten sonra, yaşadıklarımızdan ilham alarak deprem temalı bir tiyatro oyunu hazırladık ve sahneledik. Sanatın sadece anlatmak değil, iyileştirmek için de var olduğunu bir kez daha gördüm.
Son olarak, ülkemiz bir deprem bölgesi. Vatandaşlara ve yetkililere neler söylemek istersiniz?
Deprem kaderimiz olabilir; ancak depremin sonuçları kaderimiz olmamalı. O binaları yapanlar, denetleyenler, teslim edenler ve sağlamlık belgesi verenler, bizim kaderimizi belirlememeli. Herkes görevini insani duygularla yerine getirmeli ki insanca yaşayabilelim, yaşatabilelim. Çünkü yaşamak da yaşatmak da sanattır. Bu yüzden “sanata evet” diyoruz. Sağlık, sevgi ve sanatla kalın… Çünkü sanat iyileştirir. Bizlerde bu bilinç olduğu sürece Allah bir daha yaşatmasın, her türlü zorluğun üstesinden el birliğiyle gelebiliriz. Bu vesileyle, başta depremde kaybettiğimiz çok kıymetli kaynınız Halil Alakuş ve ailesi olmak üzere, tüm deprem şehitlerini rahmet ve minnetle anıyoruz. Acımıza ve kederimize ortak olan herkesi en içten saygılarımla selamlıyorum.
Röportaj: M. Ali Öztürk
Ömer Karakuş













