Daha önceki köşe yazılarımda, gençlerin ruhen, manen nasıl çöktüğünü anlatan birçok yazı kaleme dökmüşümdür. Hatta yazmamış, o dizelerimin bir yerlere ulaşması için ruhumun derinliklerinden gerekli mercilere yalvarmışımdır. Gençlik işlenmemiş bir mücevherdir. Onları sevgi ile işleyip çağa aktarmadığımız sürece asla ebedi bir bekaya sahip olamayız. Kitleler, yığınlar halinde her türlü akıma kapılmaya müsait ruhlara sahip bu gençleri, şeytana teslim etmeden bizler işlememiz lazım.
Yarının Fatih’lerini, yarının Nene Hatunlarını bozuk bir nesil doğuramaz. Ailede başlayıp eğitimci tezgâhından geçip hayata dâhil olan gençler, maalesef hayatın dinamizmi, ritmi karşısında uyum sağlamakta zorluk çekmektedirler. Eğitim olayı özellikle son 30 yılda gerek ailede gerekse okullarda her yönden içi boşaltılmış bir yapıya döndü. Güçlü aile birlikteliğinin yerini, nesil için değil de kendi konforu için yaşayan bireyler aldı.
Çocuğun ya kutsallaştırıldığı ya da ikinci plana itildiği garip bir dönemden geçmekteyiz. Ailenin maddiyatı için anne ve babanın çalışmak zorunda olduğu bir aile modeli, Türk aile yapısında aşırı artan bir yapı hâline geldi. Kreşlerde büyüyen çocuklar, dede-nine karakterlerinin kadim hayat eğitiminden de yoksun kaldılar. Eğitmenler, öğretmeyi dert edinen bir yapıdan çıkıp “maaşımı alıp gerisine dokunmayayım” moduna geçti.
Çünkü hatasından dolayı çocuğa ceza verme yetkisi elinden alınan eğitmen, çareyi bunda bulmak zorunda kaldı. Hayatın gerçek yönlerini aktarmak varken müfredatın ötesine çıkmadılar. Bu arada ilkokulda bana dünyayı okumayı öğreten, ABD’nin Hiroşima’ya attığı bombayı ve diğer hadiseleri detayına kadar anlatıp idrak ettiren ilkokul öğretmenime de Allah’tan rahmet diliyorum. Yani sen kız çocuklarına Hz. Fatıma’dan, Hz. Muhammed (sav)’den bahsetmezsen, biri onu Elsa, Barbie karakterleriyle büyütür.
Kitaplarına, kıyafetlerine dâhil eder ve ona çizmesi gerektiği yolu belirler. Erkekler Fatihleri bırakıp Süpermen, Batman gibi hayali kahramanları örnek alır. Olay çok vahim ve derin. Bakın, kendimi övmek için bundan sonraki örneği vermiyorum ama ince detaylar barındırdığı için olayın anlaşılması adına vermek zorundayım. İstanbul’un en çok suça meyilli mahallesinde dört erkek kardeşimle birlikte büyüdük. Babam ilkokul mezunu, serbest çalışan bir adamdı.
Ama namazını kılan ve asla bize rızık getirmekten başka derdi olmayan bir rol modeldi. Ve her fırsatta bize peygamberlerin hayatını anlatırdı. O kıssalar o kadar hayatımıza, yaşantımıza sirayet ederdi ki asla kötü alışkanlıklar edinemezdik. Hâlâ da dördümüz sigara bile içmeyiz. Demem odur ki Hz. Muhammed’i ve diğerlerini ilkokulda anlatmamız, onlara imtihan dünyasında her zaman rol model olacaktır.
Kötülüğün ötesine geçmeye kalktıklarında Resûlullah’ın merhametini iyi almış çocuk asla bunu yapamayacaktır. Bundan emin olabilirsiniz. Neden “medeni” denilen Avrupa ve Yahudiler inanç odaklı eğitimi belirlerken, bize inancımızı çocuklarımıza aktarmak tuhaf gelir? Son olarak, bir dinî parti nasıl olur da 25 yılda kendi neslini tam olarak yetiştiremez? Yeni neslin yüzde 70’ten fazlası kendisine muhalif olur?
Yaptığımız silahlar, şuurlu bir nesil yetiştirmediğiniz sürece bir demir parçasından ibarettir. Binlerce yıldır var olan kadim kodlarımızı nesillere aktarmak gibi hayati bir sorumluluğumuz var. Velhasıl bu kanayan yaraya detaylı ve derin bir çözüm bulup zamanla hasada dökmeliyiz. Özümüz hâlâ merhamet ve güzellikler kokuyor. İnanıyorum, bizler hep beraber bunu başarabiliriz. Yeniden sokaklarda saklambaç, ip atlayan, cıvıl cıvıl huzurla büyüyen çocuklar görmek en büyük arzumdur.
Not: İlkokuldan sonra kız ve erkeklerin ayrı eğitim alması, ergenlik çağında çok daha sağlıklı olacaktır. Derse adapte olmalarından tutun, sağlıklı gelişimleri ve başarılı olmaları için gereklidir.
ismailkocakaplan44@gmail.com
























