Şimdi size öyle bir dert yanacağım ki, siz de “Aynen ya!” diyeceksiniz. Şu uluslararası siyaset denen sahne var ya vallahi bazen aklım almıyor. Hele o terörist kelimesinin kullanımı yok mu, kafayı yememek elde değil. Düşününce, bu Amerika denen koca memleketin (ve başındaki o bazen ne yaptığını şaşıran), elinde sanki bir etiket makinesi var. İstediğine istediği etiketi vurabiliyor.
Şimdi bakın, Netanyahu mevzusu. Adam, kendi coğrafyasında bin bir türlü tartışmalı iş yapıyor, eleştiriliyor. Ama ABD'nin ajandasında, o hâlâ stratejik bir kanka. Hani bizim mahallede, komşunun çocuğu cam kırar da annesi “Aman oğlum, rüzgâr çarpmıştır!” der ya, tam da öyle. Washington'dan bakınca, Netanyahu’nun yaptığı ne olursa olsun, hemen üstüne bir örtü çekiliyor.
Yok canım, o sadece kendini savunuyor. O bizim için önemli bir kale. Yani demem o ki, hesaplarına öyle geliyor. Petrol, jeopolitik, artık ne ararsanız. Bunlar geldiği an, o adam isterse dünyayı yakmaya kalksın, ABD'nin resmi dilinde asla o terörist damgasını yemez. Çünkü o, “bizim çocuk” Bu ne perhiz, değil mi? Yani o kadar cam kırdı, bırak da bir kere turşu yemesin!
Ama yok, perhizde bile en lüks turşuyu yiyor. Şimdi gelin, bir de Maduro’ya bakalım. Venezuela’nın başında duran abimiz. ABD'nin ne sevgisini ne de stratejik önemini kazanabilmiş. Zaten araları da yıllardır bozuk. İşte burası komedi! Maduro’nun ülkesinde ekonomik kriz var, yönetim biçimi eleştirilebilir, eyvallah.
Ama bir anda, sanki tüm dünya güvenliğini tehdit eden en büyük canavar oymuş gibi lanse ediliyor. Durup dururken bir bakıyorsunuz, adı diktatörün de diktatörü olmuş, yetmemiş, yanına hemen bir terörist etiketi eklenmiş. Neden? Çünkü adam hesaplarına gelmiyor! O, ABD’nin oyun kurma biçimine uymuyor.
Sanki o etiket makinesi, Trump döneminde daha da hızlanmış: Beni sinirlendirdin mi? Al sana Terörist damgası. İşte bu çifte standart yok mu? O kadar samimiyetsiz ki. Netanyahu: Ne yaparsa yapsın, canım ciğerim, dostum benim. Maduro: Ajandama uymadı, Hemen terörist ilan edelim, bütün dünya da inansın.
Bu, siyasetin bize sunduğu en büyük göz boyama şovudur. İzlerken sadece omuz silkip, elimizde kalan o meşhur soruyu sormaktan başka çare kalmıyor. Yahu bu ne biçim iş? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu Allah aşkına? Vallahi, bu işin mantığı yok. Sadece çıkar var, sevgili okurlarım. Sadece çıkar! Sadece çıkar.
ismailerdil02@gmail.com