Takvime bakıp Receb yazısını görmek içimde hep tuhaf bir his uyandırıyor.
Üç aylar geldi diyorum kendi kendime.
Peki ben bu zamanı hakkıyla yaşayabilecek miyim? Ya sınıfta kalırsam, ya yolumdan saparsam?
Sonra düşünüyorum; sanki Rabbimiz her yıl usulca sesleniyor bize: Çok yoruldun, dur, biraz nefes al ve tazelen.
Bu aylar bana hep bir merdiven gibi gelir. Ağır ağır çıkılan ve her basamakta biraz yük bırakılan. Bir anda hafiflemiyorsun ama bir şeyler eksiliyor omuzlarından.
Her şey sade bir Bismillah’la başlıyor, içten derin bir nefes gibi.
Receb benim için toparlanma zamanı, dağınık taraflarımı fark ettiğim ay. Regaib ve Miraç geceleriyle ruhumun ışıkları yavaş yavaş yanıyor.
Şaban geldiğinde iş biraz daha ciddileşiyor. Daha dikkatli oluyorsun. Peygamberimizin bu ayda daha çok oruç tutması insanı kendi iç yolculuğuna döndürüyor.
Berat Gecesi ise affedilme umudunu hatırlatıyor, içimi ferahlatıyor.
Sonra Ramazan geliyor. Beklenen misafir gibi.
İftarın tatlı yorgunluğu, sahurun sessizliği, teravihlerde yan yana durmak.
Ramazan’ın kendine has hem ağır hem hafif bir havası var.
Kadir Gecesi’ni düşününce insan duruyor. Bu kadar anlamın bir aya sığması hep etkiliyor beni.
Bu aylar bana hep hediye gibi gelir. Herkes aynı şekilde açamasa bile.
Bu sene kalbimde biraz daha yer açmak, birine dua etmek, birinin yüküne dokunmak istiyorum.
Tabii Gazze’yi de unutmadan. Çünkü elimizde kalan bazen sadece dua oluyor.
Son olarak şunu söylemeden geçemem:
“Üç aylar yok” diyen, kendi kendini âlim postuna oturtmuş tipler çıktı. Tartışmak istemiyorum.
Ben sadece hissettiklerimi biliyorum. Bu zamanlar bana dokunuyor ve bana yetiyor.
Sevgi ve saygıyla kalın...
ismailerdil02@gmail.com























