Valla sabah sabah donacaktım, öyle böyle değil. Adıyaman kolay kolay böyle soğumamıştı. İnsanın içine işliyor resmen. Emir Sultan’a (Müftülük Camisi) doğru yürürken ellerimi cebime öyle bir sokmuşum ki, sanırsınız bir yere kaçacaklar. Yolda giderken kendi kendime diyorum, şu yerdeki kaldırım taşları dile gelse “üşüyoruz” diye bağırır herhalde. O derece bir keskinlik var havada.
Neyse, camiye vardım. Kapıdan içeri girince o tanıdık koku, o bir huzur geldi. Namaz bitti, selam verdik, çat diye herkes dağıldı. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Herkesin bir acelesi var, herkes kendi derdine düşmüş gibi hemen fırladı dışarı. Yahu dedim, hani biz kardeştik? Bir an duraksadım caminin kapısında.
Bir eksiklik var, yani nasıl desem… Sanki namazı kıldık ama ruhu kapıda bıraktık gibi bir his.
Bakıyorum, emekli amcalar bir yana gidiyor, gençler öbür yana. Kimse kimseyi tanımıyor bile. Dedim ki namazdan sonra Şadırvan’ın oradan bir duman yükselse, mis gibi bir çorba kokusu gelse fena mı olurdu? Ama öyle protokol falan değil ha, hani şu belediyelerin dağıttığı gibi soğuk, naylon bardakta değil. Evdeki gibi, içten. Bir kase sıcak çorba alt tarafı ama mesele o değil aslında. Mesele, o kazanın arkasından birine “Allah kabul etsin” demek, bir göz göze gelmek.
Bazen çok mu nizami yaşıyoruz her şeyi? Gir, kıl, çık. Bu kadar mı yani? Şöyle mütevazı bir masa olsa, bir gün bir esnafımız dese ki “Bugün de benden olsun”, öbür gün bir başkası çıksa.
O sabahın köründe yatağını bırakıp gelen gence “yalnız değilsin bak, buradayız” demiş oluruz. İnsan bazen sadece bir kaşık samimiyet arıyor. O koku caminin bahçesine bir yayılsın, bak o zaman gençler birbirini nasıl dürtüyor “Hadi kalk, Emir Sultan’a gidelim” diye. O ağır yorganın cazibesi bile söner o sıcaklığın yanında.
Şöyle kabaca bir hesap ettim; 300 kişiye çorba, ekmek falan… 6.000 lira bir şey tutuyor. Bugünün parasıyla lafı bile olmaz ama bize katacağı o duyguyu parayla pulla ölçemezsin. Adıyaman Müftülüğü, Mevlüt hocamız falan şöyle bir el atsa, bir niyet etse…
Vallahi o çorba kokusu caminin kokusuna karışsa içimiz ısınırdı. Yakışırdı bize, hem de çok güzel yakışırdı. İnsan üşüyor işte; sadece dışarısı değil, içi de üşüyor bazen. O karanlığı el birliğiyle kırsak ne güzel olurdu.
ismailerdil02@gmail.com
























