Akdeniz... Tarih boyunca medeniyetlerin beşiği, ticaretin can damarı olmuş bu deniz, son yıllarda insanlık utancının da sahnesi oldu.
Ve bu utancın tam ortasında, Arapça'da "Direniş" anlamına gelen bir kelime, bayrak olup dalgalandı: Sumud Filosu.
Bu filo, sadece bir gemi konvoyu değildi; o, Gazze Şeridi'ne uygulanan yasa dışı, gayri insani ablukanın ruhları karartan karanlığını yırtmak için dünyanın dört bir yanından bir araya gelmiş vicdanların ittifakıydı.
Barselona'dan, Tunus'tan yola çıkıp, Sicilya açıklarında buluşan 44 parçalık bu donanma, uluslararası hukuku hiçe sayan bir güce karşı, sadece ekmek, ilaç ve umut yüklenmişti.
Sumud Filosu'nun misyonu basitti ama anlamı derindi: Gazze'ye, kara ve hava ablukasının yanında belki de en sarsıcı olan deniz ablukasını fiilen kırmak. Orayı, bir açık hava hapishanesine çeviren duvarları aşmak, içeride nefes almaya çalışan iki milyondan fazla insana "Yalnız değilsiniz" demekti.
Gemi ambarları doluydu, evet. Ama en değerli yük, gemilerin güvertesindeki yüzlerce sivil aktivistlerin kalbindeydi.
Gazeteciler, doktorlar, sanatçılar, emekliler... Hepsi, konforlu hayatlarını geride bırakıp, okyanusun ortasında insanlık adına risk almayı seçmişlerdi.
Onların eylemi tamamen şiddetsiz direnişin en soylu örneğiydi. Onlar, "Silahımız yok, ama vicdanımız var," diye haykırdılar.
Ne var ki, bu soylu çaba, uluslararası sularda acımasız bir gerçeklikle yüzleşti.
İsrail donanmasının korsanlık düzeyindeki müdahalesiyle gemilere el konuldu, aktivistler gözaltına alındı. Filo, fiziksel olarak Gazze kıyılarına ulaşamadı.
Ancak bu, bir başarısızlık değil, dünya sahnesine uluslararası hukukun bir kez daha çiğnendiği gerçeğini tokat gibi vuran bir eylemdi.
Filo, dünyaya tek bir evrensel mesaj bıraktı: zulüm karşısında sessiz kalmak, suç ortaklığıdır."
Bu, özellikle Batı başkentlerindeki hükümetlere yöneltilmiş keskin bir eleştiriydi. Onlar, politik çıkarlar uğruna insanlık trajedisini görmezden gelirken, sivil aktivistler canlarını tehlikeye atarak ablukanın hukuksuzluğunu ve ahlaksızlığını dünyaya ilan ettiler.
Bu küresel vicdan hareketinin Türkiye ayağını koordine eden isim Direnişin Türkiye Sancağı :Dr. Hüseyin Durmaz idi. Onun rolü, sadece bir organizatör olmanın çok ötesindeydi; o, Sumud ruhunun Türkiye'deki en sağlam ve sarsılmaz temsilcisiydi.
Dr.Hüseyin Durmaz, Mavi Marmara tecrübesinin ağırlığını omuzlarında taşıyarak, filonun tamamen sivil, şiddetsiz ve uluslararası hukuk içinde kalması için titizlikle çalıştı. Onun stratejik görüşü, olası manipülasyonları ve çatışma ortamını engellemeyi hedefliyordu.
O, sadece lojistik bir lider değil, aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir savunucuydu. Aktivistler gözaltına alındığında, uluslararası medyada filonun sesini yükselten, maruz kalınan haksızlığı belgeleriyle ortaya koyan da oydu.
Dr. Hüseyin Durmaz'ın ifadelerinde yankılanan şu cümle, tüm mücadelenin özeti gibiydi: "Onlar, sırf insan olmak, vicdan sahibi olmak için o gemilere bindiler." Bu sözler, onun, sadece bir yönetici değil, o vicdan fedailerinin yoldaşı olduğunu gösteriyordu.
Şimdi, gemiler limanlara çekilmiş, aktivistler serbest bırakılmış olabilir. Ama Sumud Filosu'nun bıraktığı iz, silinmeyecek kadar derin. Onlar, ablukanın yıkılmaz sanılan duvarına ilk taşı atanlar oldular.
Dr. Hüseyin Durmaz kardeşimin ve yoldaşlarının attığı tohumlar, dünyanın dört bir yanında yeşermeye devam ediyor.
Onlar, bize sadece yardımlaşmanın önemini değil, aynı zamanda zalime karşı durmanın bedelini ödemekten çekinmemenin onurunu da öğrettiler.
Biz Sumud'ta olamadık ama desteklemek, işin neresinde olursak olalım, aynı gemide olduğumuzun bir göstergesiydi.
Yazımızı Dr.Hüseyin Durmaz'ın İsrail'e gönderdiği son mesajla bitirelim: "İsrail'in alıkoyduğu gemiler var. Bu gemilerin hepsini de İsrail'in elinden alacağız"
Sevgi ve saygıyla kalın...
ismailerdil02@gmail.com
























