Adıyaman’da ve bölgenin pek çok yerinde, bir yakınımız vefat ettiğinde kurulan o taziye evi, inanın bana bir cenaze evinden çok kalabalık bir düğün yemeği trafiğini andırıyor. Taziye sahibi üç gün boyunca yüzlerce, hatta binlerce kişiye öğle ve akşam yemeği yetiştirme derdine düşüyor. Bu durum zaten acısıyla yıkılmış bir ailenin sırtına yüklenen kocaman bir yemekli misafirlik sınavı değil mi? Oysa taziye omuz omuza durup acıyı dindirme yeridir.
“Yemekler yetişti mi? Erkekler yedi mi, kadınlara indirelim mi?” gibi sözlerle o sessizliğin, o matemin bozulması ne kadar yorucu değil mi? Aslında dinimizin ve bizim o güzelim komşuluk geleneğimizin özü neydi? Acı çeken ailenin elini işten çekmek, onlara destek olmaktı. Bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v) bile biri vefat ettiğinde yanındakilere ne diyor: “O ailenin başına bir musibet geldi, bırakın yemek yapmayı düşünmesinler, siz onlara yemek yapıp götürün.”
Gerçek samimiyet budur. Ama biz ne yaptık ne yapıyoruz? Bu güzelim yardımlaşma geleneğini tam tersine çevirdik, bir gösteri alanına dönüştürdük. İnsan annesinin, babasının, evladının acısıyla yanarken bir de o yüz binleri bulan taziye yemeği masrafları altında eziliyor. Bu artık gelenek falan değil, acılı aileye uygulanan ciddi bir baskı, ölçüsüz bir zulümdür.
Birçok yerde duyuyoruz; sırf bu masrafları karşılamak için bankadan kredi çeken, malını mülkünü satan aileler var. Yaşanan acı yetmezmiş gibi, üstüne bir de borç batağına sürükleniyor insanlar. Düşünsenize o yemek yerine, taziye ziyaretine gidenler toplansalar, küçük bir zarf içinde aileye destek olsalar, borçlarını hafifletseler olmaz mı? Ya da komşular sadece “o acılı aile yesin” diye bir tencere ev yemeği götürseler olamaz mı?
Neyse ki, bu çarpık düzene karşı Adıyaman'da bir uyanış var. Kahta ve Siverek gibi yerlerin taziye evlerinde yemek ikramını yasaklaması, bence çok can yakıcı ama elzem bir adım. Bu, gelenekten kopmak değil, kendi özümüze geri dönme çabasıdır. Bu dönüşümün görünmez kahramanı ise Adıyaman Mezarlık Camisi İmam Hatibi Tahir Durmuş Hocadır.
Adam 12 yıldır sabırla, inatla mücadele ediyor. Peygamberin sünnetine uyarak o 7 günlük taziye süresini 3 güne düşürmüş. Sigarayı, gereksiz lokumları, ikramları taziyelerden kaldırtmış. Tahir Hoca’nın derdi; taziye evini bir ziyafet salonu değil, sadece Kur'an okunan, dua edilen, sessiz ve saygılı bir mekana dönüştürmektir.
Kahta'nın yasağı ve Tahir Hoca’nın mücadelesi, toplumsal vicdanın sesidir. Acının, paranın gölgesinde kalmasını engellemek için atılmış cesur adımlardır. Umarım bu hareket, tüm Türkiye’ye yayılır ve yoksulun belini büken bu gösteriş kültürü tamamen biter. Sevgi ve saygıyla kalın. . .
ismailerdil02@gmail.com