İnsanoğlunun yaratılışından günümüze kadar, varlık ve yokluk damarlarımızdaki kan gibi hayatımızda varlığını sürdürmektedir. Varlık, bir nebzede olsa bize konforlu bir hayat sunsa da asıl bizleri tetikleyen yokluktur. İçimizdeki cevheri ortaya çıkarır.
Tarihin sayfalarını karıştırdığımızda net bir şekilde göreceğimiz durum: Keşifler, icatlar yapılarak insanoğlunun hizmetine sunulmaktadır. Bu keşif ve icatları yapan kişileri motive eden ana unsur: Yoksun oldukları durum ve vaziyetlerdir.
Bu noktada başarı nasıl gelir? Azim ve kararlılıkla yeisse düşmeden elimizdeki imkânları nasıl daha artırabiliriz çabasına girmeliyiz. Böyle bir çaba, ortaya koyduğumuzda hem kendimizi daha iyi hissetmemize vesile olacak hem de çevremizdeki kişilere ümit aşılamış olacağız.
Zaman zaman şahit oluyoruz. Gencecik insanlar, üniversiteden mezun olduğu halde kendini hayatın oluruna bırakmış, benim yapacağım bir şey yok deyip kenara çekilmektedir. Bu durumdaki kişilerin, anne ve babası da yüzüne bir şeye söylemese de gözyaşlarını içine akıtmaktadır.
Halbuki, bana ne oluyor taşı sıksam suyunu çıkarırım diyerek ağa kalksa, şuanda elimde imkan yok. Fırsatlarım neler, ben neler yapabilirim dese mutlaka ve mutlaka bir çıkış kapısı bulacaktır. Çıkış kapısı bulduğunda, nice gönüllere dokunacak kanayan yaralara merhem olacaktır.
Şunu da ifade etmekte fayda var. Elimizdeki imkânların kıymetini bilerek daha iyiye ulaşmak için var gücümüzle çalışmalıyız. Kendisine faydası olmayan kişinin, başkasına faydası olmaz. İnanç ve azimle hareket ettiğimizde imkânsızlıkların içinde dahi bir imkan yakalarız.
Kendi potansiyelimizin farkına varalım. Çünkü, çağ açıp çağ kapatanda bir insandı. Bu kişilere, imkân ve fırsatlar altın tepside sunulmadı. Bunu bekleyen kişiler, beyhude bir şekilde bekleyeceklerdir.
Elinizdeki imkânlardan, daha fazla imkân ve fırsatlara sahip olmanız dileğiyle…
“Yüzlerine Acıyarak Bakıyorum”
Dünyaya hükmeden toplumların, en temel özelliklerinden bir tanesi de fikren ve zihnen iletişimde tüm engelleri kaldırmalarıdır.
Toplumda huzur ve sükûneti tesis etmek, iletişimdeki engelleri kaldırmakla mümkündür.
İletişimin, toplumun geleceği için ne kadar değerli bir o kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. İletişimi engelleyen birçok faktör bulunmakla beraber, bir tanesinde önyargıdır. Hayatımızı idame ederken, edindiğimiz ön yargılarımızla bir olayı bir kişiyi değerlendirir ona göre tepkide bulunuruz. Böyle bir tepkiyi, verdiğimizde çok sağlıklı olmayan sonuçlarla karşılaşırız. Bu davranış türü, telafisi mümkün olmayan olay ve sonuçları beraberinde getirir.
Yüreği kocaman, kendini aşmış kendiyle barışık bir arkadaşımız; engelli duruma geldikten sonra çevresindekilerin kendisine acıyarak baktığını ve iletişimi kestiklerini ifade etti. “Hâlbuki ben onların bu davranışlarına karşı yüzlerine acıyarak bakıyorum. Onların, yapamadığı birçok şeyi başardım. Onlardan daha fazla eğleniyor, seyahat ediyorum. Hayatın her demini, sindire sindire yaşıyorum. Kendilerince, engelli kişiler bir şey yapamazmış iletişime geçme değmezmiş deyip, önyargıyla yaklaşmaktadır. Varsınlar, onlar kendi hallerine baksınlar. Biz, hayatı seviyoruz. Dolu dolu yaşamaya devam edeceğiz. İletişimi engelleyen asıl engel, zihinlerdeki paslanmış, çürümüş, kokuşmuş engellerdir.”
Kendiyle barışık, tüm engellere rağmen zihinsel özgürlüğünü kazanmış kişileri canı gönülden kutluyorum. Topyekûn, toplumsal bir kalkınma bekliyorsak toplumun her ferdi önemli bir o kadar özeldir. Bu yaklaşımdan uzaklaştığımızda toplumsal çöküşe doğru geçeceğimiz aşikârdır. Gelin, hep birlikte zihinsel engellerimizden, ayaklarımızdaki prangalardan kurtulalım. Yüreğinizin bir başka can için atması dileğiyle…