Yüksek ve eski dağlarda, adı “Rona” olan genç bir dağ keçisi vardı. Her zaman sivri ve sarp kayaların üzerinde dolaştığı için, bir sivri kayadan diğerine atlayıp dururdu. Sürü içinde diğerlerinden farklıydı. Herkes ona:
“Sen çok tehlikeli yerlerde dolaşıyorsun, yaptığın şey güvenli değil.” derdi.
Ama Rona kendi içindeki sese kulak verirdi.
Bir yıl çok çetin bir kış geldi. Kar yağdı, her yer buz tuttu ve sürü yiyecek bulamaz hâle geldi. Dağ keçilerinin umudu tükenmeye başladı.
Fakat genç Rona:
“Yukarıda, karın inceldiği yerlerin yakınında belki buzlar erimiştir ve yeşillik vardır.” dedi.
Sürü Rona’nın sözlerine inanmadı. Ancak Rona tek başına yukarı doğru yola çıktı.
Yol çok zordu. Bazen Rona’nın ayağı kayıyor ve düşecek gibi oluyordu, bazen güçlü rüzgâr esiyor, bazen de sivri ve sert kayaların üzerinde ilerliyordu. Fakat Rona durmadı.
Uzun bir süre sonra güneşin karları erittiği bir yere ulaştı. Karların eridiği yerde, kayaların arasında yemyeşil otların filizlendiğini gördü.
Rona otları görünce çok sevindi. Biraz su içti, birkaç parça da ot topladı ve hemen arkadaşlarının yanına geri döndü.
Rona, gördüklerini ve yaptıklarını arkadaşlarına gösterdi. Hep birlikte oraya gittiler ve sürünün hayatını kurtardılar.
O günden sonra artık hiç kimse Rona’yi küçümseyerek ve bilgisizce bakmadı. Onu iyi bir lider olarak tanımaya başladılar.




















