Kur'an'ın Açılış Senfonisi

Hüseyin Ali Tamer

03-11-2026 14:22

 

Hayatımızın yegâne kitabı olan Kur'an-ı Kerim müthiş bir senfoni ile sözlerine başlar. Mushaf’ı açtığınızda sizi karşılayan Fatiha suresi ile biz bu muazzam havayı yakalamaya başlarız. Üstad Said-i Nursi (Allah o’ndan razı olsun) açılış senfonisi için enfes bir tespit getirir. Der ki; “Kur’an Fatiha'da, Fatiha Besmele’de, Besmele ise bi harf-i cerrinde münderiçtir.”

Fatiha malumunuz kelime itibariyle açan demektir. Dolaysıyla Kur’an’ın hükümlerine girişte hükümlerini mana itibariyle içinde barındıran anahtar rolünde bir sure ile muhatabız. Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd ile başlıyor, Fatiha Suresi. Kur'an, besmeleden sonra bu cümle ile devam ediyor ve mümin kullara da günde 40 defa namazda devam ettiriyor. Bu cümle ademoğlunun haddini en iyi özetleyen cümledir. Allah’ın (cc) nasıl eşsiz ve sonsuz bir kudrete sahip olduğunu kabul etmek ve bir o kadar da kendi acziyetini fark etmekle bizleri baş başa bırakıyor. Devamında yegâne kudret sahibinin, en önde gelen ve bizimle muamelesinde serlevha olan Rahman ve Rahim ism-i şeriflerini okuyoruz. Akabinde hesap gününün sahibi olan Allah azze ve celle’yi ikrar ediyoruz.

Tam burada peşinen Fatiha’nın ilk 3 ayeti bize net olarak şunu fısıldar; Her şeyin sahibi olan Allah (cc) önce rahmet sonra hesap cihetiyle siz kullarına muamelede bulunur. Öyle bir rahmet ki bütün dünya ve içindekiler bir rahmet eseridir ve o rahmet eserlerinin sahibini tanıyanlar için en büyük nimettir. Ancak bu nimetin sahibini tanımayanlar için ise maalesef ki nikmettir. Onun içindir ki Allah, din gününde yani hesap gününde verdiği nimetleri yine kendi cinsinden şükrünü eda edenlere sonsuz mükafat, sonsuz ecir; Nimetin sahibine nankörlük edenlere de sonsuz azap edecektir. Bu 3 ayet böylece değerlendirilir ve hayata da böylece aktarılır kıymetli okuyucularım.

Günde 40 defa kıyamda bu 3 ayetin hakkını dili ile değil dini ile veren kul, artık Allah'ın huzuruna varmıştır. Cismaniyetten çıkıp kendi miracına yükselerek huzuru ilahiye’ye yükselmiştir. Artık bundan sonrası ikili görüşmedir ve sen hitabıyla başlanarak hayatımızın yegâne iddiası huzurda ortaya konur. “Yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz.” Sen ifadesi ile muhatap yegâne Kudret sahibidir, biz ifadesiyle de Allah katındaki yegâne kamil din olan ve cemaat halinde hükümlerinin yaşanması olmazsa olmaz karakteristiğe sahip Aziz İslam’ın ümmeti olan biz müminleriz. Burada ben yok biz vardır. Tevbe suresinin 119. ayetinde ifade edildiği gibi sadıklarla birlikte yürüyen ümmetin küçük bir şubesi olarak da olsa cemaat halinde yürümek vardır.

Akabinde muazzam bir dua ile Allah buyuruyor ve biz kullarına kendisine nasıl dua edeceğimizi öğretiyor. Ya Rab! Bizi hidayete, dosdoğru yola ulaştır ki o yol nimet verdiklerinindir. Gazaba ve dalalete düçar olanların yolundan da bizleri ebediyyen ayır.” (Bu öyle bir dua ki bana kalsa her farz namazından sonra bu duayı herkese vird edinmelerini salık verirdim.)

Öyle ya! Hidayet olmasa sadece bilmek insanı olsa olsa hak yoldan saptırır. Bunun en bariz örneği Ebu Cehildir. Devrinde en entelektüel bilgi birikimine sahip birisi olmasına rağmen cehaletin babası olarak Efendimiz’in (sas) diline konu olmuştur. Çünkü hidayetin kaynağı olan vahiy ile yıkanmadan vahyin hayata aksettirilmiş pratiği olan sünnet ile şekillenmeden yolumuzu Ebu Cehil gibi kaybeder hatta ötesinde kaybettiririz. Onun içindir ki hidayet rehberleri olan -ki Kur'an onlara nimet verilenler diyor (Nisa 69)- peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerin yolunda yürüyebilmek, gazaba ve dalalete düşenlerin yolundan da kesinlikle yolumuzu ayırmak zorundayız.

Ama bitirirken şu tehlikeyi paylaşmak isterim kıymetli okuyucularım! Klasik tefsirler gazaba ve dalalete uğrayanların yahudi ve hristiyanlar olduğunu söyler. Doğrudur onlar da bu tanımın içindedir ama bu tanım maazallah hepimiz için korkmamız gereken bir akıbet de olabilir bunun garantisine sahip değiliz. Öyleyse yolumuz Adem’in (as) başlattığı tevhid yolu, mücadelemiz ise Peygamberlerin tevhid mücadelesi ile taçlansın.

Ailecek ve sağlıcakla kalın.

(Dipnot: Ailecek ve sağlıcakla kalın derken ‘ve’ bağlacı üzerinden bir imla hatası yapmadım bilakis taammüden böyle yazdım. Zira bugün ailecek kalabilmek, ailecek sofraya oturabilmek, ailecek secde edebilmek, ailecek kitap okuyabilmek, ailecek seyahat edebilmek hatta ailecek bir şeyler izlemek hasılı ailecek hayatı yaşamak çok ama çok zorlaştı hatta ötesinde istisnalaştı.  Aile Devlettir kıymetli okuyucularım! Devletlerimize sımsıkıya tutunup sahip çıkalım.)

huseyinalitamer@gmail.com

DİĞER YAZILARI Aziz, Azize Okuyucularım! 01-01-1970 03:00 Sahâbe’nin Sevdasını, Sevdası Sahâbe olanlar kuşanabilir… 01-01-1970 03:00 Kıskanmak mı, Kıskaca almak mı? 01-01-1970 03:00 Evlilik Şirketi mi, Şirketin Evliliği mi? 01-01-1970 03:00 Aile Nedir, Ne Değildir? 01-01-1970 03:00 Evlenmek Akıl Kârı Değil 01-01-1970 03:00 Beğen(il)mek… 01-01-1970 03:00 Bir sabah gelecek kardan aydınlık… 01-01-1970 03:00 Aile'ye Giden Yol(a)Çık. 01-01-1970 03:00 Dükkânı kaçta açar, kaçta kapatırsın? 01-01-1970 03:00 Safvan b. Muattal (ra) Adıyaman'da mı, değil mi? 01-01-1970 03:00 Ömür Sermayesi... 01-01-1970 03:00 Aile Devlettir… 01-01-1970 03:00 İdeal ve İrade Kıskacında Genç Kalabilmek 01-01-1970 03:00 İnsan Nedir, Ne Değildir? 01-01-1970 03:00 Açlık Nimettir… 01-01-1970 03:00 Ölüm, Son Mu Başlangıç Mı? 01-01-1970 03:00 Vefasız Mısınız Yoksa Vefa Siz Misiniz? 01-01-1970 03:00 Noel Babanın Mutlu Çocukları 01-01-1970 03:00 Dükkanı Kaçta Açar, Kaçta Kapatırsın? 01-01-1970 03:00 Haddini Bil! 01-01-1970 03:00 İnsan nedir, ne değildir? 01-01-1970 03:00 Ölüm, Son mu Başlangıç mı? 01-01-1970 03:00 Sende, Anne Tavuğun Cesareti Var mı? 01-01-1970 03:00