Peşin, peşin ifade edeyim, bu yazı genç olan ve genç kalabilenlere hitaben yazılmıştır. Kendinizi bu iki sınıfta değerlendiremiyorsanız boşa vakit kaybetmeyin zira şu satırların sizlerin dünyasına bir şeyler katması mümkün olamayacaktır.
Sevgili Gençler ve Genç Kalabilenler;
Aslında eskimeyen dilimiz itibariyle ideal kelimesi yerine mefkûre kelimesini kullanmalıydım ama maalesef bugün çok değil 100 yıl öncesine ait günlük konuşma dilimizin zenginliği ile konuşmaya kalktığımızda muhataplarımızın fakirleşmiş bir kelime dağarcığı ile şaş kaldığına şahitlik ettiğimiz için mefkûre yerine Frenkçe bir kelime olan ideali kullanacağım ki derdimi anlatabileyim.
İdeal ne demek?
Gaye ekseninde en iyi durum, en güzel hal, bir şeyin olması istenilen tam ve olgun vaziyet olarak ifade edebiliriz.
İrade ne demek?
Kişinin hayatıyla alakalı her konuda kabiliyetlerini harekete geçirme, pratiğe dökme gücünü kullanabilmesidir. Zira kabiliyet yani istidat az veya çok herkeste var ama o istidadı harekete geçirecek, pratiğe dökecek olan husus ancak irade ile mümkündür.
Neden genç olmak değil de genç kalabilmek cümlesi?
Gençlik, şimdilerde 15-40 yaş arası olarak nazara verilse de bununla birlikte ideali yani mefkûresi olan ve bunun için irade gösterip gayret eden herkes yaşına, başına bakılmadan genç olarak kabul edilmelidir diye düşünüyorum. Yaşa, başa bakmadan hayatın her döneminde verimli, üretken olabilmek her daim genç kalmanın, kalabilmenin remzi yani ifadesidir. Öyle olmasaydı Mihmândâr-ı Nebî olan Ebu Eyyüp el-Ensari künyeli Hz. Halid b. Zeyd (ra) 93 yaşında 3000 km uzağa at sırtında Konstantiniyye’nin fethine gidemezdi.
Genç olmak kadar genç kalabilmek de mühimdir.
Herkes başarılı olmak istiyor öyle değil mi! Arzularımız, emellerimiz var. Peki, o arzulara, emellere bizleri vardıracak mefkûremiz, gayemiz var mı? Mefkûre olmadan arzularımız tek başına bir şey ifade etmez. Diyelim ki idealimiz yani mefkûremiz var. Peki, kendimizi bu işin insanı olarak görüyor muyuz? Ben faydalı bir birey olacağım şuuru ve buna dönük güvenimiz olmazsa yine eksik kaldık demektir. Haydi diyelim ki mefkûremiz, arzumuz ve kendimize güvenimiz de tastamam. Peki, bu takatleri zorlayan işi sonuna kadar götürecek sabrımız var mı? O halde gelin başarıya giden yolda güçlü bir iradenin kilometre taşlarını döşeyelim.
Ulvi Arzu, Ulvi Hedef, Ulvi Şuur, Ulvi Güven, Ulvi Sabır
1. Ulvi Arzu
Nefsimizin yapmak istemediği hususları yapmak, yapmak istediği hususları da yapmamak ve bunu sürekli olarak gerçekleştirmek adına güçlü bir isteğe, arzuya, emele ihtiyacımız var. Nefis kötülüğü emredicidir. Hele ki şeytan da onun hocası ise bu kötülük istidadı çok daha fazla kendini hissettirmektedir. Hz. Yusuf (as) diyor ya ben nefsimi temize çıkarmıyorum diye işte nefsimizin durumu tam da bu!
Ancak bu arzu içten duyulan bir arzu olmalı zira içten duyulan arzularla bizler uzun vadede hedeflerimize yürüyebiliriz. Öğrencilerde bu çok belirgindir, kendi istemediği sürece siz ona yol kat edemezsiniz. Belki kısa vadede ödüllerle bir yere taşıyabilirsiniz ama ötesini sağlayamazsınız.
2. Ulvi Hedef
İçten kontrolün sağlanmasındaki en büyük etkenlerin başında ulvi bir hedef gelir. Hedefsiz bir gemiye hiçbir rüzgâr etki edemez. Hedef yoksa kişi neden ve ne uğruna zorluklara katlanıp iradesinin peşinden gidecek ki!
Tek bir hedefi olmalı insanın o da Allah’ın razı olduğu bir kul olmaktır. İşte gerçek başarı da budur!
Bugün ahiret inancının örselendiği bir ortamda insanların hedeflerinden yoksun kulluk yolunda yürümesini bekleyemeyiz.
3. Ulvi Şuur
Ulvi hedefler için insanın yaratıldığını bilmesi, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğu şuuruyla yürümesi gerekir. Kişi kendini tanımalı, yapacağı işin ne olduğunun çok iyi bilincinde olmalı ve aslında Allah’ın halifesi ve tüm kelimelerin öğretildiği hususi bir varlık olarak hayallerinin çok ötesinde bir güce sahip olduğunun farkına varmalıdır.
Allah, Kur’an’da birçok yerde âdemoğluna yüklenebileceği yükü yüklediğini ve öyle ki o yükün de dağların kaldıramadığı bir yük olduğunu ifade eder. [Bakara 286 / Haşir 21] Anlaşılan o ki mevcut hayatımızda bizlere yüklenen sorumluluklarımızı taşıyabilecek kabiliyette yaratılmışız.
4. Ulvi Güven
Kişi yürüdüğü yola ve yürüdüğü hedefe güvenmelidir. Ancak güven nefsi bir arıza olarak kişide büyüklenmeye yol açmamalı, kendi acziyetinin farkında olarak yürümelidir. Aksi halde yukarılara bakmaktan vazgeçmeyen birisi önündeki en küçük engellere bile takılıp yoldan düşebilir.
5. Ulvi Sabır
Ulvi hedefler için küçük adımları önemsemeli ve onları küçük görmemeliyiz. Acele etmemeli, beklentileri makul bir düzeye çekerek hedefe yürümeliyiz. Her şey zamanla olacak bir anda olmaz. Nietzsche’nin çok güzel bir sözü var. Diyor ki; “Günün birinde uçmak isteyen, önce doğrulmayı sonra yürümeyi sonra koşmayı akabinde tırmanmayı ve nihayet zıplayabilmeyi öğrenmelidir. Uçmaya uçmakla başlayamaz insan…”
Aynı zamanda sonuç odaklı değil gayret odaklı bir sabrı kuşanmalıyız. Hiç kimse iltifat etmese bile hedeflerimize doğru yürürken bize düşen tek hususun gayret olduğu bilinci ile yürümeliyiz. Sefer bizim zafer Allah’ındır. Ne güzel betimlemiş Üstad Necip Fazıl;
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
İradeyi kol kası gibi düşünebiliriz ve bu beş maddede yapacağımız antrenmanlarla irade kasımızı güçlendirebiliriz. Böylelikle güçlendirilmiş bir irade ile hayatlarımızda daima gençlik tadında işler üretmenin de mümkün olabileceğinin farkına varmalıyız.
Hayatımızın seyrini biz belirleriz ama o seyrin de sonuçta bizi belirlediğini hatırdan çıkartmayalım.
Ailecek, Sağlıcakla Kalın…
https://www.adiyamandahaber.com/yazi/insan-nedir-ne-degildir-251.html
























