Sözü aile kurumunun en asli devletimiz olduğundan ve o devlet ayakta kalamadıkça toplumların kuracağı hiçbir devletin de ayakta kalamayacağı gerçeğinden başlatırsak eğer yolumuz aile dediğimiz o ulvi devletin ne demek ve ne kıymette olduğuna düşer. Çünkü tanımadığımız, önemine vakıf olamadığımız hiçbir kavramın hakkını da hayatlarımız üzerinden gereği gibi veremeyiz.
Aile olmak devlet olmaktır…
Zira Aile kavramı hayatımızın en önemli kavramlarından birisidir. “Neden tek başına yaşamak değil de aile olmak devlettir?” sorusu bizi asli fıtratlarımızın peşine sürükler. Zira Âdemoğlu bir dişi ve bir erkekten yaratılmıştır. Hucurat suresinin 13. Ayetinde Allah Azze ve Celle; “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”
Bir dişi ve bir erkekten yaratıldığımız hususu insanlık olarak bizim asli özelliğimizdir. Bu sebeple Allah, Âdem’i (as) yarattıktan hemen sonra ona nefes olacak birisi olarak dişi olan eşini yani Havva annemizi yaratmıştır. Ve böylelikle insanlık yeryüzünde başka başka devletleri kurmadan önce aile devletini kurarak hayatını ve çoğalmasını sağlamıştır.
Neden fert fert yaşam değil de aile yaşamı?
Fert bazında fiziksel farklılıklarımız, mizaçlarımızdaki farklılıklar hâsılı birimizin erkek birimizin dişi olması bizleri birbirimizi tanımaya sevk eder. Ve bu sosyolojik vaka bizi bir araya getirir. Zira sosyolojide temel bir kural olarak toplum tarifi şöyle yapılır; “Birbirinden farklı birden fazla kişinin oluşturduğu birliktir.” İşte toplumun temel yapı taşı olan Aile’de bu tanıma uyarak ortaya çıkar. Zira fıtrata uygun olan yaşam, fert fert değil birlikte yaşamayı gerektirir. Aksi halde fiziksel ve ruhsal tıpatıplığın olduğu fertlerin aile kurumunu oluşturamayacağı aşikârdır. Çünkü birbirinin aynısı olanların birbirini merak edip bir araya gelmesi de mümkün olamayacaktır.
Hal böyle iken bugün cinsiyetsizlik garabetinin meşrulaştırılmaya çalışılarak herkesin birbirine benzeyip ama bir şeye de benzemediği bir Dünya’da bu temel sosyolojik felsefe yok edilerek aile devletimizin yer ile yeksan olması, yok olması istenmektedir. Bu yok etme çabası öyle sinsi ve düşmanca hareket etmektedir ki, farklılıkların ortadan kaldırılması ile beraber bir araya gel(e)meyen, bireysel yaşayan tekil varlıklar haline bizleri getirmek suretiyle yepyeni bir sosyolojinin geliştirildiği, adına da tekilleşme diyebileceğimiz insanlığın geleceğine, neslinin devamına dinamit suyu döken bir tufan halini almıştır.
İşte asli devletimiz olan Aile Kurumu da bu tufandan maalesef nasibini fazlasıyla almaktadır. Batının düştüğü mezbeleyi bir kenara koysak sadece bizim ülkemizde boşanmaların yeni kıyılan nikâhlara oranla hızla arttığını 5 nikâhtan 2’sinin soluğu mahkeme kapılarında aldığı bir noktaya taşınmış durumdayız. Çünkü aileyi oluşturan en temel nüanslardan olan erkek ve dişi olma meselesi ya fiziksel olarak ya da duygusal olarak yok edilmeye çalışılmaktadır. Eşcinsel birliktelikler yoluyla fiziksel, ailede eşit değil eş olmaları gereken kadın ile erkek arasında adaletten yoksun eşitlikler ortaya koyarak da duygusal manada Aile Devletimiz üzerinden insanlık nesli kontrol edilebilir, tüketilebilir bir nesneye dönüştürülmek suretiyle yok edilmeye çalışılmaktadır.
Zira Aile bir kadın ve bir erkeğin kuracağı birlikteliktir. İki kadın ya da iki erkeğin kuracağı birlikteliğin adı aile olamayacağı gibi neslin devamını da yok edecek marazi bir durum olarak ortaya çıkacaktır.
Zira Aile eşitlerin değil eşlerin oluşturduğu bir yapıdır. Adalet, eşitlik değil herkesin hak ettiğini alması demektir. Onun için Aile’de adaleti sağlamak için eşitliği değil eş olma perspektifi üzerinden refleksler geliştirmek zorundayız. Kadim Medeniyetimiz zevc/zevce kavramı üzerinden -ki zevc/zevce bir çift ayakkabının sağ ve sol teki demektir- aile devletini değerlendirerek erkeğin ve kadının fıtratına uygun, ikisinin arasında adaletin sağlandığı bir yapı inşa etmiştir. Ne kadar zarafet kokan bir tanımlama ki bir çift ayakkabının iki sol ya da iki sağ tekten oluşamayacağından hareketle eşlerin konumunu tayin etmiştir. Ama bugün kadını da erkeği de kendi emelleri uğrunda tüketen materyalist-kapitalist bakış, erkeği kadına kadını da erkeğe dönüştürmek suretiyle ikisinin de hakkını almak suretiyle zulmederek adaleti yok etmeye çalışmaktadır.
Evet, eğer siz bir kadının kaldıramayacağı yükleri sırtına yüklerseniz, erkeğe de bir kadının ancak kaldırabileceği yükleri sırtına verip ezerseniz ikisine de zulmedersiniz. Dolaysıyla ailede eşitliği değil eş olmayı savunurken herkesin hak ettiğinin fıtratları ölçüsünde kendisine verildiği, tam adaletin sağlanarak kimseye zulmedilmediği, herkesin cennet bahçesi bir evde yaşadığı, eşlerin hayatı kendine de eşine de cehenneme çevirmediği bir iklimin oluşturulması gerektiğinden hareketle aile devletlerimizin dimdik ayakta kalması gerektiğini ifade etmek ve desteklemek istiyorum. Ancak o takdirde aile devletinin varlığından ve bize kazandıracağı nimetlerden bahsedebiliriz.
Aile, aynı zamanda terazinin iki kefesi gibi birbirine güç katan biri olmazsa diğerinin ayakta duramadığı bir yapıdır. Arapça bir kavram olarak aile için kullanılan Usra kavramı üzerinden söylersek eğer birbirine güçlükle beraber zırh olanların kurduğu yapı demektir. Aile insanlığın kaybetmeyi de kazanmayı da elde ettiği, nesillerin yetiştiği yegâne gül bahçesi demektir ve eşler o gül bahçesinin yegâne bahçıvanlarıdır.
Demek ki; Aile, birbirine eş olan, denge halinde birbirine dayanarak yürüyen, güçlüklere rağmen birbirileri için zırh olan eşlerin oluşturduğu, nesillerin yetiştiği toplumun temel yapı taşıdır.
Şu tanıma baksanıza! Toplum olarak bu tanımı ne kadın ne de erkeğe benzeyen cinsiyetsizlik kavramı ile mi yoksa kadın-erkek eşitliği kılıfına gizlenerek kadını da erkeği de mağdur edecek adaletten yoksun bir bakış ile mi ortaya koyabileceğiz. Her iki durumda da değil aileyi ayakta tutmak aileyi yer ile yeksan ederiz bunu böylece bilmek gerekir. İşte tam da bu yüzden insanlık olarak Aile Devleti dediğimiz Cennet Bahçesi Evlerimizi inşa etmek durumundayız.
Ama bugün ailelerimiz cennet bahçesi mi?
Maalesef son 10 yılda 1 milyonu aşkın boşanmaların olduğu, evliliklerin süresinin aylara indiği bir ortamda cehenneme dönüşmüş durumdadır.
Peki, neden böyle?
Çünkü özümüzden koptuk. Hem bireysel hem de toplumsal olarak kadim medeniyetimizin kodlarını kaybettik.
Çünkü bize evlerinizi terk edin, özgür(!) olun, aile denilen hapishaneden kaçın diyen tilkilerin oyununa geldik. Tilkiye kümes için bir slogan geliştir demişler. Tilki bu, tıynetine uygun bir slogan geliştirmiş ve “Kahrolsun kümesler! Yaşasın tavukların özgürlüğü!” demiş. Bugün aile devletimizi yıpratan hatta yıkan husus tam da bu sloganın etrafında dönüp dolaşıyor. Bazen o tavuk erkek oluyor bazen ise kadın, zira tilki için fark etmiyor ki… Onun istediği kendi geleceğidir ve bunun için kümesteki tüm tavukları özgürleştirerek(!) itlaf etmekten de asla çekinmeyecektir.
Peki, biz bu durumda nasıl bir slogan geliştirmeliyiz? Öyle ya, olup biteni seyre dalacak halimiz yok ya!.. Biz de bütün benliğimizle şöyle haykıracağız evvelALLAH;
Kahrolsun Tilkiler! Yaşasın Aile Devletimiz…
Ama durun bir dakika! Bu slogan ayakları yere basmayan, hamasi bir slogan olmamalı! Tam tersi hamiyet içeren, aile devletini muhafaza eden ve aile devletinin de muhafaza alanı olduğunun idrakinde olan bir eyleme dönüşmeli…
Bu manada bu sloganı dillendirecek ve beraberinde eylemini ortaya koyacaksak eğer o zaman kadınıyla erkeği ile evlerimize döneceğiz ve toplumu yaşatacak olan Aile Devletlerimize sahip çıkacağız. Bir devlete sahip olmanın elbette bedeli olacaktır. Birbirimize eşler olarak fedakârlık ikliminde sabredip sahip çıkarak, birbirimize dayanarak yol yürüyeceğiz. İncir çekirdeğini doldurmayacak meseleler için yuvasını dağıtanlardan olmayacak, bahçıvanları olduğumuzu unutmayacağımız, geleceğimizin teminatı olan sağlıklı nesillerin yetişeceği cennet bahçesi evler inşa edeceğiz.
Hadi ne duruyorsunuz!
İşi annenize, babanıza, kardeşlerinize, eşinize, çocuklarınıza hâsılı ailenize sizi seviyorum demekle başlatın ve hep sevgi ile yaşayın, sevgiyle Aile Devletinizi yaşatın…
huseyinalitamer@gmail.com
























