Adıyaman Haber
HV
26 MAYIS Salı 22:54

Çocuklarımıza Karşı Sorumluluklarımız

Tevfik Karakuş
Tevfik Karakuş
Giriş Tarihi : 10-01-2026 00:10

 

Evliliğin ana gayesi nesillerin devamını sağlamaktır. İnsanoğlu, geride bıraktığı nesille soyunu devam ettirir. Bu sebeple Allah, insanların fıtratına çocuk sevgisini ve insan sevgisini yerleştirmiştir. Bu sevgiden dolayı anne ve babalar, bütün zorluklara ve sıkıntılara katlanırlar.

Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği gibi: “Mal ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür.” Dünyanın süsü olan bu evlatlara karşı dinimize göre anne ve babanın sorumlulukları vardır. Peki bu sorumluluklar nelerdir? Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu konudaki tavsiyeleri nelerdir?

Müslüman bir anne ve babanın yeni doğan çocuklarına karşı sorumlulukları, görünüşte doğumdan sonra başlar gibi görünse de aslında ana rahminde, hatta eş seçiminden itibaren başlar. Mümin bir insan eş seçerken Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şu hadisini dikkate almalıdır:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir kadınla dört özelliği için evlenilir: Zenginliği için, soyu ve nesebi için, güzelliği için ve dindarlığı için. Sen dindar olanı seç ki elin bereketlensin.” (Buhârî)

Hadiste de belirtildiği gibi, dindar bir eş seçerek doğacak olan çocuğuna karşı ilk sorumluluğunu yerine getirmiş olursun. Çocuk ana rahminde iken haramdan, gıybetten ve hasetten uzak durarak, kötü hasletlerle beslenmemesini sağlamış olursun.

Doğum süreci yaklaşırken sevinç ve heyecanla beklenir ve genellikle şöyle denilir: “Kız olsun, erkek olsun; eli ayağı düzgün olsun.” Elbette bu sözün altında çok şey yatar: Sağlıklı işitmesi, görmesi, akıl sağlığının yerinde olması, fiziki yapısının düzgün olması gibi özellikler kastedilir. Doğumla birlikte bunların olumlu olduğu görülünce anne ve babalar, kendilerini ve çocuklarını yaratan Allah’a hamd ederler.

Doğumla birlikte sorumluluklarımız artar. Bunlar: Doğum gerçekleştikten sonra, geçmiş olsun dileklerinden sonra anne tebrik edilir. Peygamber Efendimizin sünneti olan tahnik uygulanır. Yani çocuk doğar doğmaz ağzı, ezilmiş hurma ile tatlandırılır. Böylece bebeğin anne sütü alması kolaylaştırılmış olur. Bu da Peygamber Efendimizin sünnetidir.

Daha sonra sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunarak ismi konulur. Eğer kendimiz okuyabiliyorsak kendimiz, okuyamıyorsak bilen bir büyüğümüze; o da yoksa ehil bir kimseye okutularak bu sünnet yerine getirilir. Konulan ismin anlamının güzel olması önemlidir. Çünkü kıyamet gününde bu isimlerle anılacağımız bildirilmiştir. Örneğin Peygamber Efendimiz, kendisine getirilen bir çocuğa ezan ve kametten sonra Abdullah ismini koymuştur. Abdullah, “Allah’ın kulu” anlamına gelir. Konulan ismin Kur’an’da geçmesi güzeldir ancak zorunlu değildir; yeter ki anlamı güzel olsun. Nitekim Peygamber Efendimiz, “İsimlerinizi güzelleştiriniz” buyurmuştur.

Yedinci gününe gelindiğinde, şartları müsait olanlar için sünnet olan akika kurbanı kesilir. Bu kurbanın eti dağıtılabileceği gibi yemek yapılarak misafirlere de ikram edilebilir. Çocuğun saçları tıraş edilir ve ağırlığınca altın ya da gümüş ihtiyaç sahiplerine verilir. Şartlar uygun değilse bu işlemler 14. gün, 21. gün ya da en geç buluğ çağına kadar yerine getirilebilir. Ayrıca erkek çocuk için uygun zamanda sünnet yaptırılır.

Çocuğa dini ve beşerî ilimler eğitimi verilerek; dinine, vatanına, milletine, anne ve babasına, çevresine sadık bir evlat olarak yetişmesi sağlanır. Zamanı geldiğinde de huzur bulacağı bir eşle evlendirilir.

Bir gün bir baba, Hz. Ömer’e (r.a.) gelerek oğlunun asiliğinden, serkeşliğinden ve anne-babasına karşı saygısızlığından şikâyet eder. Bunun üzerine adalet timsali Hz. Ömer (r.a.), adamdan oğlunu getirmesini ister. Oğlu getirildiğinde hak ve sorumluluklar hatırlatılır.

Bunun üzerine genç şöyle der: “Ey Hattab’ın oğlu, adalet sahibi Halife Ömer! Bir babanın evladı üzerinde hakları olur da evladın baba üzerinde hakları olmaz mı?”

Hz. Ömer (r.a.), “Evet, elbette vardır” diye cevap verir.  “Bunlar nelerdir?” diye sorunca Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyurur: Evlenirken kendisine mümine bir anne seçmesi. Çocuk doğduğunda ona anlamı güzel, İslami bir isim koyması. Allah’ın kitabını ona öğretmesi.

Genç bunları dinledikten sonra şöyle der: “Ya Emirü’l-Müminin! Doğruyu söylemek gerekirse babam ve annem bu hususların hepsinde sınıfta kaldı. Çünkü bunların hiçbirini bana yapmadılar.”

“Annem Mecusi bir kadındı; ateşe tapan, Allah inancı olmayan bir kadından İslami ve itaatkâr bir evlat olur mu? Adımı Cual koydu. Cual, Arapçada ‘kara böcek’ anlamına gelen bir hayvan ismidir. Hayvan ismiyle yaşayan birinden insani değerler beklenir mi? Allah’ın kitabını ise bana bir harf bile öğretmediler. Bu sebeplerle benden hangi saygıyı, hangi terbiyeyi bekliyorlar?”

Bu sözleri duyan Hz. Ömer (r.a.), adama dönerek şöyle der: “Behey adam! Sen oğlunun asiliğinden ve serkeşliğinden şikâyet ediyorsun ama önce siz ona asi olmuş, onun haklarını çiğnemişsiniz. Asıl kötülüğü siz ona yapmışsınız.”

Bu kıssadan yola çıkarak; dünyada ve ahirette çocuklarımızın karşısında mahcup olmak istemiyorsak, elimizde imkân varken onlara karşı sorumluluklarımızı eş seçiminden başlayarak yerine getirelim. Onların asi, serkeş ve ahlaksız olarak yetişmelerine fırsat vermeyelim. Çocuklarımızın dünyası için her türlü hazırlığı yaparken maneviyatını, imanını, ahlakını ve ahiretini ihmal etmeyelim.

Unutmayalım ki: “Hiçbir baba, evladına güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmış olamaz.” Rabbim; vatanına, bayrağına, ezanına sadık; sözde değil özde dinini yaşayan evlatlar edinmeyi cümlemize nasip etsin.

karakus.famili07@hotmail.com

YORUMLAR
Marka Flower Çiçekçi