Deprem olmadan önce Adıyaman, insanın içini serinleten bir rüzgar, kalbini ısıtan bir ev gibiydi. Sabahları tandırın dumanı yükselir, mahalle aralarında yeni pişmiş ekmeğin kokusu dolaşırdı. Akşam olunca çay bardaklarının sesi, muhabbetin sıcaklığıyla birleşir; sanki bütün şehir aynı masada otururdu.
Her mahallenin ayrı bir hikâyesi vardı…Bir evden kahkaha, bir evden dua, bir evden çocuk sesleri taşardı. Kapılar çoğu zaman kilit bile tutmazdı; çünkü güven, bu şehrin görünmez mimarisiydi. Küçük esnafın “Hayırlı işler” nidaları, sokakta top koşturan çocuklarla karışırdı.
Adıyaman, zengini az; ama gönlü, iyiliği ve merhameti bol bir memleketti. İnsanları kanaatkardı…Evine ekmek girsin yeterdi; mütevazı yaşar ama komşusunun derdine ortak olmadan duramazdı. Dertler vardı elbette, fakat dayanışma daha büyüktü.
Acı bir kişiye değil, mahalleye yayılır ve o yüzden hafiflerdi. Sonra bir gece…Bir sarsıntı değil, şehrin ruhunu yarıp geçen bir çığlık yükseldi. O sessizlik… O korkunç sessizlik…Yalnızca çöken binaların değil, sönen umutların sessizliğiydi. Adıyaman’ın kalbi o gece parçalandı.
Hem taşlar hem anılar hem de yıllarca biriktirilmiş hayatlar yerle bir oldu. Sabaha karşı şehir hala ayaktaydı belki ama artık eskisi gibi değildi. Güneş doğdu ama sıcaklığı şehirdeki soğuğu eritemedi.
Depremden sonra sokaklar tanıdıktı, ama tanımadığımız bir sessizlik çökmüştü üzerine. Bir evin yerinde boşluk, bir komşunun yerinde yokluk duruyordu. Mahallelerin hafızası dağıldı; sokaklar eksildi, komşular eksildi, hayat eksildi.
Birçok ev artık sadece bir hatıranın içindeki gölge, birçok aile artık yarım kalmış bir cümle gibiydi. Göç edenler oldu…Giderken bavullarına birkaç elbise değil, yılların biriktirdiği koca bir memleket acısını sığdırdılar.
Kalanlar ise yıkık bir şehrin taşını değil, yükünü omuzladı. Her sabah “Nereden başlamalıyım?” diye düşünen insanlar, aslında yeniden doğmanın ne kadar ağır bir şey olduğunu öğrendi.
Ama Adıyaman’ın bir özelliği vardı: Yıkılırdı, ama dizlerinin üzerine çöküp kalmazdı. Çünkü bu şehir, her zaman sabrı ile, tevekkülü ile, birbirine tutunan insanlarıyla ayakta kalmıştı. Bugün Adıyaman hem acıyı hem umudu aynı yürekte taşıyan bir şehir…
Bir yanımız hala 6 Şubat gecesinde donmuş halde bekliyor, bir yanımız ise kurulacak yeni hayatın sabahına inatla yürüyor. Ve biliyoruz ki; yıkılan binalar yeniden yapılır, boşalan yerler yeniden dolabilir. Ama Adıyaman’ı asıl ayağa kaldıracak olan, taşı toprağı değil; insanının vakur duruşu, sabrı, sevgisi, dayanışması ve birbirine olan sarsılmaz bağlılığıdır.
Bu şehir yeniden yükselecek… Çünkü Adıyaman, her yıkılışında daha güçlü ayağa kalkmayı bilen bir şehir. 6 Şubat’ta kaybettiğimiz deprem şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun. O gün aramızdan ayrılan her can, bu ülkenin ortak acısı, ortak yarasıdır. Geride bıraktıkları hikayeler, sesler ve umutlar hala yüreklerimizde yaşamaya devam ediyor. Allah bir daha böyle bir acıyı milletimize yaşatmasın.
kemalakar002@gmail.com
























