Bir zamanlar gençliğin en yakın arkadaşı kitaplardı. Sayfaların arasına sıkışan hayaller, altı çizilen cümleler, gece lambasının altında “bir sayfa daha” diye uzayan okumalar… Bugün ise manzara bambaşka. Genç nesil kitap okumuyor; zamanının büyük bir bölümünü internette, sosyal medyada ve ekranların başında geçiriyor. Bu durum sadece bir tercih meselesi değil, giderek büyüyen ciddi bir tehlike. İnternet kuşkusuz hayatımızın vazgeçilmez bir parçası.
Bilgiye hızlı erişim, iletişim kolaylığı, dijital imkanlar… Bunların hepsi önemli kazanımlar. Ancak sorun, internetin bir araç olmaktan çıkıp amaç hâline gelmesiyle başlıyor. Saatlerce ekrana bakarak tüketilen içeriklerin büyük bir kısmı ne düşünmeye sevk ediyor ne de insana bir şey katıyor. Gençler, kısa videolar arasında gezinirken derin düşünme becerisini, sabrı ve odaklanmayı kaybediyor.
Kitap okumamak sadece kültürel bir eksiklik değildir.
Okumayan genç, kelime hazinesi dar olan gençtir; kendini ifade etmekte zorlanır, eleştirel düşünemez, olaylara geniş bir pencereden bakamaz. Kitap, insanın zihnini besler, hayal gücünü geliştirir, empati kurmayı öğretir. Ekran ise çoğu zaman hazır düşünceler sunar; sorgulamayı değil, tüketmeyi teşvik eder. Daha da kaygı verici olan, bu alışkanlığın normalleşmesidir. Aileler “Zaten herkes böyle” diyerek durumu kabulleniyor, okullar ise sınav telaşı arasında okuma kültürünü geri plana itiyor.
Oysa mesele sadece bugünün gençleri değil, yarının toplumudur. Okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan bir nesil; kolay yönlendirilen, yüzeysel düşünen ve sorunlara çözüm üretmekte zorlanan bir toplum demektir. Bu gidişat kader değildir. Aileler evde kitap okuyan bir model olmalı, okullar okumayı bir zorunluluk değil bir ihtiyaç haline getirmelidir. Gençlere kitabın “sıkıcı” değil, hayatı anlamanın en güçlü yollarından biri olduğu anlatılmalıdır.
İnternet yasaklanamaz ama denge kurulabilir. Ekrana ayrılan zaman kadar kitaba da zaman ayrılmalıdır. Aksi halde ekranların ışığı artarken, zihinler kararmaya devam edecek. Ve biz, sessizce kitaplardan uzaklaşan bir neslin ardından sadece “Nerede hata yaptık?” diye sormakla yetineceğiz. İnternetin, akıllı telefonların hayatımızda olmadığı yıllardı… Gençler harçlıklarını biriktirir, aylarca almak istediği kitabın hayalini kurardı.
Kitapçı vitrinlerinin önünde durulur, kapağına bakılır, sayfaları koklanırdı. O kitap alındığında sadece bir eşya değil, küçük bir dünya eve götürülürdü. O kitaplar çoğu zaman tek elde kalmazdı. Okuyan, bitirdiğinde arkadaşına verirdi. Kitaplar elden ele dolaşır, satır aralarında dostluklar kurulurdu. Aynı cümlelerin altı farklı kalemlerle çizilir, aynı hikâyeler üzerine uzun sohbetler edilirdi. Kitap, paylaşmanın ve düşünmenin ortak diliydi.
Bugün ise her şey parmak ucunda ama ruhu eksik. Bilgi çok, derinlik az. Gençler harçlıklarını artık kitap için değil, dijital tüketim için harcıyor. Okuma sabrı yerini hızlı geçilen ekranlara bıraktı. Belki de asıl kaybımız kitaplar değil; beklemeyi bilen, paylaşmayı seven, düşünerek büyüyen o gençliktir. Harçlıkla alınan kitaplar azdı ama etkisi büyüktü. Şimdi ise çok şey var, fakat iz bırakan pek az. Cemil Meriç’in şu sözü benim için çok kıymetlidir; “Kitaplar, aklın çocuklarıdır.”
Cemil Meriç, kitabı düşüncenin ürünü ve insan zihninin en kıymetli mirası olarak tanımlar. İlk kitabımı harçlıklarımı biriktirerek almıştım. O kitabın sayfalarına dokunduğumda sadece bir metni değil, emeğimi, sabrımı ve hayal gücümü tutuyordum elimde. Bugün geriye dönüp baktığımda, o kitabın bendeki karşılığı bir okuma alışkanlığından çok daha fazlasıydı; hayatla kurduğum bağın ilk sağlam halkasıydı. O yıllarda kitap almak kolay değildi.
Her harçlıkta “bir simit mi, bir sayfa mı?” diye düşünürdük. Biriktirmek sabır isterdi, vazgeçmek fedakârlık. Ama işte tam da bu yüzden alınan kitap kıymetliydi. Rafın bir köşesinde öylesine duran bir eşya değil, gözümüz gibi baktığımız bir yol arkadaşıydı. Okur, altını çizer, bitirdiğimizde en yakın arkadaşımıza emanet ederdik. Kitap elden ele dolaşır, bilgi paylaştıkça çoğalırdı. Bugün ise her şey çok hızlı. Bilgi parmak uçlarımızda ama değer duygusu bir o kadar zayıf.
Gençler okumuyor demek kolay; asıl zor olan, okumanın neden önemli olduğunu yeniden anlatmak. Çünkü kitap sadece bilgi vermez; düşünmeyi öğretir, empati kurdurur, insanı kendisiyle yüzleştirir. Harçlığını biriktirip kitap alan çocuk, aslında geleceğine yatırım yapar. İlk kitabımı aldığım günü hatırladıkça şunu düşünüyorum: Okumak bir tercih değil, bir ihtiyaçtır. Ve bazen bir çocuğun hayatını değiştirmek için tek gereken şey, harçlıklarla alınmış mütevazı bir kitaptır. O kitabın kapağı belki eskir, sayfaları sararır ama açtığı ufuk ömür boyu kapanmaz.
huseyin.tur3434@gmail.com