İslam medeniyetinin temeli, insanlığa gönderilen ilk vahyin "Oku!" emriyle atılmış olmasıdır. Bu sadece bir eylem çağrısı değil; aynı zamanda kâinatın sırrını çözmeye, aklı işletmeye, cehaletin karanlığını ilimle dağıtmaya yönelik ilahi bir davettir. İslam'da ibadetin özü, derinliği ve sürekliliği okumaya dayanır. Kur'an-ı Kerim’i anlamak için okumak, namazın manevi derinliğine ulaşmak için dua ve ayetleri bilmek, hayatın her anını tefekkürle doldurmak; hep bir "okuma" sürecidir.
Ne yazık ki, bugün İslam dünyasının en büyük paradokslarından biri, "Oku!" emriyle başlayan bir medeniyetin mirasçıları olarak, okuma eylemini hayatımızın merkezinden uzaklaştırmış olmamızdır. Bilim, teknoloji, felsefe ve sanat; yani aydınlığa ve medeniyete açılan tüm kapıların anahtarı bilgidir; bilginin kaynağı ise kitaptır.
"Kitabın girmediği eve cehalet girer" sözü, bir evin sadece fiziksel yapısından ziyade, zihin dünyasının nasıl bir çoraklığa sürükleneceğini özetler. Okumayan bir toplum, dünyayı anlama ve yorumlama yetisini kaybeder; taklitçi, pasif ve sorgulamadan uzak bir yapıya bürünür. Oysa cennete giden yol, sadece ibadetten değil, aynı zamanda o ibadetin hakkını verecek "bilinçli bir akla" sahip olmaktan geçer.
Okuma kültürünü yeniden diriltmek bireysel bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluktur. Bu dönüşümü sağlamak için televizyon kanalları ve dijital platformlar, sadece eğlence odaklı içerikler üretmek yerine, kitap okumayı özendiren, ödüllü yarışma programlarına ağırlık vermelidir. Okuma eylemi, toplumun her kesiminde popüler ve prestijli bir alışkanlık haline getirilmelidir.
Ailede İlk Adım: Çocuklarımıza verebileceğimiz en kıymetli hediye, oyuncak veya teknolojik bir cihazdan önce, onlara okuma aşkını aşılayan bir kitaptır. Ebeveynler, ellerinde kitap görerek çocuklarına rol model olmalıdır.
Okul kütüphaneleri yaşayan mekanlar haline getirilmeli, okuma saati sadece zorunlu bir ders değil, bir "düşünce saati" olarak kabul edilmelidir. Okumak, sadece bilgi edinmek değil, insanın kendisini, yaratıcısını ve çevresini yeniden keşfetmesidir. Müslüman toplumların tekrar ilimde, teknolojide ve ahlakta söz sahibi olabilmeleri, ancak kalemle barışmalarıyla mümkündür.
Unutulmamalıdır ki, okuyan zihinler hürdür; okuyan bireyler ise toplumun güneşidir. Yarınlarımızı aydınlatmak istiyorsak, bugün kütüphanelerimizin tozunu almalı, evlerimizi kitaplarla doldurmalı ve bu kutlu yürüyüşe "Oku!" diyerek yeniden başlamalıyız.